31 Aralık 2008 Çarşamba

En iyi 5 "Noel" filmi

1. It's a Wonderful Life (1946)
Frank Capra

2. A Christmas Carol (1951)
Brian Desmond Hurst

3. The Decalogue 3 (1988)
Krzystof Kieslowski

4. Miracle on 34th Street (1947)
George Seaton

5. Love Actually (2003)
Richard Curtis

Herkese sağlıklı ve huzurlu bir sene dilerim.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Resmen posta koydu

Fenerbahçe'nin kaptanı Alex de Souza, koluna geçirdiği o pazubanda ne kadar layık (!) bir adam olduğunu, kendi internet sitesinden bugün yaptığı açıklamayla göstermiş oldu. Önce o sözlere bir bakalım:

"... Bununla paralel olarak kendi geleceğimi de düşünmeye başladım. Şu ana kadar dört teklif aldım. Hepsi kaliteli takımlar ve benim futbolumdan istifade etmek isteyen ekipler, bu yönüyle çok sevindim.

Diğer taraftan, Fenerbahçe'nin durumunu anlamıyorum. Dört yıldır bu kulübün futbolcusuyum ve sadece dört defa sakatlandım ve hiçbiri de ciddi sakatlıklar değildi. Benim saha içindeki çalışmam da her zaman iyiydi. Herkese saygı duyuyorum ve herkesin de bana saygı duyduğuna inanıyorum. Ama şu ana kadar kulüple yaptığımız görüşmeler sonrasında bende bazı şüpheler uyandı ve bundan dolayı rahatsız oldum. Hele bir de bunca zaman Fenerbahçe forması giymiş ve kulüp için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olmama rağmen hala bu şüpheleri gideremedim.

Tabii ki de benim ilk tercihim Fenerbahçe'dir. Ama -diğer tekliflerin de varlığı ortadayken- en fazla verimli olabileceğim ve değerimin bilineceği yerde oynamayı da düşünmek zorundayım. 2009'dan benim istediğim işte budur."

Vay vay! Alex'e bak sen, resmen koskoca Fenerbahçe Spor Kulübü'ne posta koyuyor. Yahu sen kimsin, Fenerbahçe'den kazandığın parayı hayatında başka yerde gördün mü? Veya Fener seni Avrupa'ya getirmeseydi Şampiyonlar Ligi'nde (rüyaların hariç) oynayabilir miydin? Ee, kariyerinde sadece Parma'da üç ay oynayıp kendi ülkesine gönderilmiş (ve tamam, orada asist rekorları kıran) bir futbolcuyu fahiş paralarla buraya getirir, burnunu da bu kadar kaldırırsan olacağı budur. Hani Luis Bunuel'in meşhur "Viridiana" isimli filminde Madrid'deki bütün sokak dilencilerini toplayıp onlara yemek ve kıyafet veren iyi kalpli kadına o dilenciler filmin sonunda tecavüz ediyorlardı ya, onun gibi bir şey. Yüzünü verdin, astarını istiyor. Bugünden tezi yok, maaşını aldığı kulübünü taraftarla karşı karşıya getirmeye çalışan bu oyuncunun paf takımıyla antrenmanlara başlaması gerekiyor bence. Sezon sonunda da nereye istiyorsa oraya gitsin. Muhtemelen (intikam için) koştura koştura, Boğaz'ın diğer tarafına, kankası Nobre'nin yanına gidecektir.

28 Aralık 2008 Pazar

Lampard, Gerrard'a karşı

Liverpool kaptanı Gerrard'ın muhteşem oynayarak kahramanı olduğu Newcastle maçından dakikalar sonra takipçisi Chelsea bir Londra derbisinde Fulham deplasmanına çıktı. Yıllardan beri dünyanın en iyi orta saha oyuncuları mevzu bahis olduğunda millî takımdan "badisi" Gerrard ile sürekli kıyaslanan Chelsea kaptanı Lampard, maça damgasını vurarak (8/8 şutla) 2 gol birden attı. Üstelik Mikel'in biraz önünde ikinci ön libero olarak görev yaptığı bir maçta başardı bunu. Maç 2-2 olduktan saniyeler sonra rakip kalecinin burnunun dibinde üçüncüyü de atıyordu neredeyse. Bu iki adamın önünde çıkarılacak şapka kalmadı artık. Resmen yenilmez birer savaşçı gibiler.

Gelgelelim Chelsea hiç de öyle değil. Scolari, Mourinho'nun büyük emeklerle inşa ettiği defans kusursuzluğunu yerle bir ettiği gibi, hücumda da kısır ve yaratıcılıktan uzak bir takım yarattı. Lampard, oyun anlayışlarının rakipler tarafından ezbere bilindiğini, zayıf rakiplere karşı bir takım yeni varyasyonlar denemeleri gerektiğini söyleyerek hocasını (üstü kapalı bir şekilde) eleştirmişti birkaç hafta önce. Bugün de Fulham karşısında pozisyon yaratma konusunda kifayetsiz ve zayıf bir Chelsea gördük. Puan farkı da bu maçın ardından 3'e çıkmış oldu. Ben dâhil Liverpool taraftarları için tarifsiz güzellikte bir şey bu.

Fulham (4-4-2): Schwarzer - Paintsil, Hughes, Hangeland, Konchesky - Davies, Murphy, Etuhu (78' Andreasen), Dempsey - Zamora (79' Nevland), Johnson

Chelsea (4-1-4-1): Cech - Bosingwa, Alex (37' Carvalho), Ivanovic, A.Cole - Mikel - J.Cole (72' Kalou), Lampard, Deco, Malouda (30' Anelka) - Drogba

Goller (2-2): Dempsey 10', 90' - Lampard 50', 73'

Şut: 5 - 23
İsabetli şut: 2 - 8
Kurtarış: 3 - 0
Topa hakimiyet: %41 - %59
Korner: 1 - 7
İsabetli pas: 228 - 382

Muhteşem Liverpool

Liverpool, zor geçmesini beklediğim Newcastle deplasmanında o kadar muhteşem bir futbol oynadı, o kadar oyunu domine etti ki karşısında Newcastle değil hangi takım olsa sürklase ederdi. Daha oyunun 18. dakikası geçilirken ev sahibi takım kalecisi Given'ın 5 net kurtarışı vardı, oradan pay biçiniz. Bir futbol takımının nasıl savunma yapması gerekiyorsa Liverpool öyle savunma yapıyor, bu zaten bilinen bir gerçek. Dünyanın en iyi defans yapan takımı 3-4 senedir onlar. Ama bu yıl futbollarında bir yenilik var, o da yaratıcı bir hücum futbolu şeklinde tezahür ediyor. Maçta Kırmızıların yakaladığı gol pozisyonlarına şöyle bir bakın, her türlü hücum organizasyonunu denediklerini görürsünüz. Yerden ve merkezden verkaçlar, kanat kombinasyonları, uzaktan şutlar, hücum presle kapılan top sonucu yakalanan pozisyonlar, uzun paslar vs. Tadından yenmiyor gerçekten de. En son 13 yaşındayken gördüğüm şampiyonluktan sonra inşallah bu sene ikincisi gelecek, inanıyorum.

Newcastle (4-4-1-1): Given 9 - Edgar 6, Taylor 5, Coloccini 6, Enrique 5 (46' Ameobi 5) - Gutierrez 5, Guthrie 6, Butt 5 (57' Geremi 6), N'Zogbia 5 - Duff 5 - Owen 5 (79' Lua Lua 6)

Liverpool (4-2-3-1): Reina 7 - Carragher 7, Hyypia 8, Agger 7, Insua 7 - Lucas 10, Mascherano 8 - Benayoun 8 (60' Alonso 7), Gerrard 9 (70' Ngog 6), Babel 8 - Kuyt 9 (79' Skrtel 6)

Goller (1-5): Edgar 45' - Gerrard 31', 66', Hyypia 36', Babel 50', Alonso (p) 76'

Şut: 12 - 25
İsabetli şut: 6 - 13
Kurtarış: 8 - 1
Topa hakimiyet: %41 - %59
Korner: 4 - 9
İsabetli pas: 286 - 474

En iyi 5 romantik film

1. Before Sunrise / Before Sunset (1995 / 2004)
Richard Linklater

2. Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2003)
Michel Gondry

3. In the Mood for Love (2000)
Wong Kar-Wai

4. The Age of Innocence (1993)
Martin Scorsese

5. Brief Encounter (1946)
David Lean

26 Aralık 2008 Cuma

Chelsea 2 - West Brom 0

Chelsea (4-4-2): Cech - Bosingwa (46' Belletti), Alex, Ivanovic, A.Cole - J.Cole (79' Deco), Lampard, Mikel, Ballack - Anelka, Drogba (66' Malouda)

West Brom (4-4-1-1): Carson - Zuiverloon, Meite (27' Barnett), Olsson, Robinson - Morrison, Koren, Kim (69' Bednar), Brunt - Greening - Beattie (60' Moore)

Goller: Drogba 3', Lampard 45'

Şut: 25 - 10
İsabetli şut: 12 - 2
Kurtarış: 1 - 6
Topa hakimiyet: %64 - %36
Korner: 7 - 5
İsabetli pas: 534 - 250

Liverpool 3 - Bolton 0

Liverpool (4-4-2): Reina - Carragher, Hyypia, Agger, Insua - Benayoun, Gerrard (73' Lucas), Alonso, Riera (69' El Zhar) - Kuyt (77' N'Gog), Keane

Bolton (4-1-4-1): Jaaskelainen - Steinsson, Cahill, O'Brein, Samuel (46' Davies) - McCann - Muamba, Nolan, Taylor (66' Mustapha), Gardner - Elmander (67' Smolarek)

Goller: Riera 26', Keane 53', 58'

Şut: 23 - 2
İsabetli şut: 6 - 1
Kurtarış: 1 - 2
Topa hakimiyet: %74 - %26
Korner: 6 - 9
İsabetli pas: 609 - 159

Stoke 0 - Man Utd 1

Stoke (4-4-2): Sorensen - Wilkinson, D.Faye, Shawcross, Higginbotham - Delap (74' Davies), A.Faye (89' Olofinjana), Whelan, Pugh - Fuller, Cresswell (90' Pericard)

Man Utd (4-4-2): Van Der Sar - Neville, Vidic, Evans, O'Shea (64' Berbatov) - Ronaldo, Fletcher, Scholes (90' Carrick), Giggs - Tevez, Rooney

Gol: Tevez 83'

Şut: 8 - 21
İsabetli şut: 2 - 5
Kurtarış: 2 - 1
Topa hakimiyet: %25 - %75
Korner: 6 - 9
İsabetli pas: 118 - 515

Noel'de Premier League keyfi

İngiltere Liginin en güzel taraflarından biri bu, Noel'de 2 gün arayla oynan maçlar. Bugün oynanan onca müsabakanın üzerine Pazartesi günü bir maç daha yapacak takımlar. Onlar için yorucu ama hemen hemen bütün liglerin ara verdiği şu dönemde futbolseverler için fazlasıyla keyifli. Bunu kim düşünüp icat ettiyse zamanında, müteşekkiriz kendisine.

Bugünkü karşılaşmaları Chelsea, Man Utd ve Liverpool kayıpsız atlatırken Arsenal, Villa deplasmanında son dakikada gelen Carew golüyle 1 puana razı oldu. City ise yılın flaş takımı Hull karşısında 5-1'lik görkemli bir skorla kötü günlerinden şöyle bir sıyrıldı. Pazartesi daha güzel maçlar bizi bekliyor.

Resimlerle #6

24 Aralık 2008 Çarşamba

For Emma



La Blogotheque isimli internet sitesinden alıntı bir video. Daha önce tanıttığım Justin Vernon (bkz: Müzik molası #5: Bon Iver) ve kankalarının Fransız sokaklarında, insanların şaşkın bakışları arasında icra ettikleri müzik. İnsanın tüylerini diken diken ediyor.

Ligde ilk yarının 11'i

Son yılların en kepaze sezonlarından birinin yarısı geride kaldı. Hakem hatalarının son 10 yılda görülen en yüksek seviyede cereyan etmesi, özellikle Fener ve Beşiktaş yönetimlerinin kaynakların harcanması konusunda sergilediği kifayetsiz tutum, oyun kalitesinin yerlerde sürünmesi, nöbetçi teknik direktörlerin utanmadan oradan oraya zıplaması, federasyonun rezil yönetim anlayışı, millî takımın başındaki kabadayının yarattığı gerginlikler vs. gibi etkenler bunda önemli rol oynadı. Güzel şeyler yok mu, tabii ki var. Sivas'ın geçen yılki çıkışını aynen devam ettirmesi (hatta üstüne de koyması), G.Saray açısından Lincoln, Baros ve Arda'nın performansı, Trabzon'un yarış içinde olması, ortaya çıkan pek çok genç yetenek (Eren, Özer, Gökhan vs.) vs. Ama bütün olumlu ya da olumsuz yönleri bir araya koyunca ağzımızda nasıl bir tat kaldığına şöyle bir bakınca acı, ekşi arası bir tat kaldı bende ve ligin hemen tüm maçlarını seyretmeye çalıştım. Zaman kaybı resmen...

Ligde ilk yarının en iyi takımını yaparken genelde karşılaştığımız çok kötü bir durum var, ben onu yapmayacağım. Bu tip kadrolar yapan herkes genelde saçma sapan bir sistem bulur, oyuncuları da mevkilerine bakmadan rastgele yerleştirir. Ben ise stoperler arasında çok fazla sayıda, bekler arasında da çok az sayıda başarılı adam olduğu için 3-4-1-2 yaptım. Oyuncuları da ona göre yerleştirdim.

Buna göre ilk yarının bence en başarılı 11'i şu şekilde: Hamidou - Eren Güngör, Lugano, Bilica - Musa Aydın, Selçuk Şahin, Mehmet Topuz, Arda Turan - Lincoln - Mehmet Yıldız, Baros...

Hamidou için zaten bir şey söylemeye gerek yok. Ligde 16 maçta 7 gol yemiş, ki bu uzun zamandır görmediğimiz süper bir performans. Bu 7 gol arasında Fener'in haksız bir penaltıdan kazandığı ve Trabzon'un aslında çizgiyi geçmeyen golünü de çıkarsak ortaya 5 gibi akıl uçuracak bir rakam çıkıyor. Helal olsun.

Eren Güngör bence ligde ilk yarının en iyi oyuncusu. Daha geçen yıl Altay formasıyla 2. ligde oynayan 20 yaşında bir oyuncunun 6 ay içinde kat ettiği mesafe gerçekten de inanılmaz. Bu açıdan ikinci bir Gökhan Gönül vak'ası izliyoruz. Fenerbahçe'nin Edu yerine mutlaka alması gerekiyor bu oyuncuyu. Diğer rakiplerden birine kaptırırsa başını çok taşlara vurur.

Lugano ilk yarıda Fener'in en iyi ikinci oyuncusuydu. Attığı 4 golün dışında agresif, yırtıcı ve ilk toplara sürekli basan sağlam oyun anlayışı ile güven verdi. Orta sahanın adeta "yok" olduğu dönemde takım kumbara gibi gol yerken de tek başına yapacağı bir şey yoktu.

Bilica, 250 bin Euro gibi bir bonservisle geldiği Sivas takımında adeta defansın sigortası oldu. Ligin en kaliteli yabancılarından ve defans oyuncularından biri. Mükemmel bir transfer.

Musa Aydın geçen yıl başlattığı çıkışı bu yıl aynen sürdürüyor. Fener'in transfer listesine girecek kadar üst düzey bir performans gösterdi. Hem çizgide hem de iç olarak (sağda ve solda) oynayabilen Musa aynı zamanda joker bir oyuncu. Arda Turan ise Benfica maçından beri defansa dönük olarak oynuyor ve gösterdiği çaba ile parmak ısırtıyor. Hiç koşmayan güçsüz bir oyuncu iken şimdi geldiği yer gerçekten de inanılmaz. Bu ülkenin kesinlikle en iyi futbolcusu Arda ve ligin kalitesinin de çok üzerinde bir klasa sahip.

Ortanın ortası için açık ara Selçuk Şahin diyorum. Ön libero olarak zaten mükemmel bir oyuncu Selçuk, hep öyleydi. Sezon başında "kadri bilinmeyenler" başlığı altında ne kadar kıymetinin görmezden gelindiğini, dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. Şimdi herkesin onu "yeni Marco" olarak gördüğü bir seviyeye geldi. Bunun için çok mutluyum çünkü Selçuk'u ilk günden beri çok seviyor ve tutuyorum.

Mehmet Topuz da Kayseri takımının hem kaptanı hem de oyun lideri olarak bitmeyen bir enerji ile mücadele etti ilk yarıda. Yaptığı akıllıca paslar ve asistlerin yanı sıra görev adamı gibi koşup gayret göstermesi çok güzel. Fener'e alınmasını istediğim oyuncuların başında geliyor ama Kayseri yönetimi bu hususta diretmeyi de sürdürüyor. Bu oyuncunun gelecekteki akıbetini merak ediyorum.

Lincoln için bir şey söylemeye gerek var mı, doğrusu bilmiyorum. Resmî maçlarda 8 gol, 15 asist yapmış, daha ne olsun? Normalde her yıl Alex'in olduğu bu kadroda, Alex'in de rezil performansı ile atak orta saha koltuğu diğer Brezilyalının bence.

Forvette de gol krallığının ilk iki sırasında olmaları bir yana, attıkları önemli goller ve üstün performansları nedeniyle Mehmet ve Baros'u koyuyorum. Herhalde kimse itiraz etmez.

Bunların dışında Song, Servet, Özer Hurmacı, Gökhan Emreciksin, Gökhan Ünal gibi çok başarılı isimler de vardı ama neticede 11 kişi yazıyoruz buraya. İnşallah ikinci yarıda hem bu sayı artar, hem de ligde oynanan oyunun kalitesi...

23 Aralık 2008 Salı

En iyi 5 korku/gerilim filmi

1. The Shining (1980)
Stanley Kubrick

2. Halloween (1978)
John Carpenter

3. Carrie (1976)
Brian De Palma

4. Night of the Living Dead (1968)
George A. Romero

5. Rosemary's Baby (1968)
Roman Polanski

22 Aralık 2008 Pazartesi

Ligde 16. haftanın görünümü

Lider Sivasspor, geçen hafta zar-zor yendiği Hacettepe maçından gerekli dersi çıkarmamış olacak ki, G.Birliği karşısında bu sezonun açık ara en kötü futbolunu oynadı. Her zamanki takım, her zamanki sistem, her zamanki oyuncular vardı sahada ama bir şey eksikti: O da motivasyon. Sivas'ın zaten kalitesi ve kalibresi belli olan takımı, üstüne bir de istek ve hırstan yoksun olursa bazı maçlarda rezil olup 3-5 gol de yiyebilir. Teknik direkör Uygun ve oyuncularının bir taraflarının kalkmaması lâzım. Şu devre arası ilaç gibi gelecektir onlara.

İkinci sıradaki Trabzon için bir şey yazmaya gerek yok. Hakemle beraber döve döve Eskişehir'i puansız gönderdiler evine. Takımdaki motivasyon durumu ve azim gerçekten de hayranlık uyandırıcı. Kaliteyi de arttıracak bir Tabata ya da Yusuf ile bir sol açık transferi onları sezon sonuna kadar potada tutar.

Üçüncü G.Saray da Beşiktaş'ı hakemle beraber dövdü. Dört büyüklerin hepsi lehine sayısız hakem hatası yapıldı bu sezon ama bunlardan en fazla faydalanan takım açık ara G.Saray'dı. Bunu taraftar olan arkadaşlar da kabul ediyor. Halbuki en az ihtiyacı olan da onlar aslında. Topal, Ayhan, Arda, Servet gibi inanılmaz yerli oyunculara Lincoln, Baros, Kewell gibi yabancıları ekleyip muhteşem bir kadro kurdular. Skibbe de yavaş yavaş doğruları uygulamaya başladı. İkinci yarı bu kadar puan kaybedeceklerini hiç sanmıyorum.

Fenerbahçe ise ara transfer dönemini en hareketli geçirecek olan kulüp. Orta sahaya iki yönlü bir oyuncu, Kâzım'ın yerine bir sağ açık, bir stoper ve bir de kaleci lâzım bu takıma. Bakalım nasıl adamlar hangi paralarla alınacak. Bütün Fener camiası dikkatle izleyip bu yönetimin parayı sokağa atmasına göz yummamalı. Ben de cürmüm kadar bağırmayı sürdüreceğim buradan.

Beşiktaş için bu blog kurulduğundan beri yazdıklarım aynı: Demirören derhal bu kulüpten atılmalı, kulübü bilinçli ve art niyetli bir şekilde kendisine borçlandırmasının hesabı sorulmalı, soruşturma ve davalarla. Ayrıca Denizli'nin de ne kadar geri kafalı ve demode bir teknik direktör olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Merak ettiğim şey, bunu kendisinin nihayet görüp göremeyeceği.

Ankaraspor, Antalya deplasmanından normal sonuç olan beraberlikle döndü. İkinci yarıda kalitesi yüksek olan bu kadrolarıyla üst sıraları zorlamayı sürdüreceklerdir. Ama 6'dan yukarı çıkmaları imkânsız bence, hâlâ söylüyorum bunu. Kayseri ise inanılmaz savunmasına şimdi pivot bir santrforla hücum zenginliğini de eklemek istiyor duyduğuma göre. Cangele'nin yanına yetenekli bir uzun bulabilirlerse ikinci yarı bu takım coşabilir.

Paralar saçılıyor

Real Madrid Lassana Diarra için Portsmouth'a tam 19 M Euro ödemiş. Gerçekten de akıl almaz bir rakam bu. Le Havre'dan Chelsea'ye 4.5, Chelsea'den Arsenal'a 2.9 M Euro'ya transfer olmuştu Diarra. Sonra Wenger 3'e kapattığı bu oyuncuyu sadece 5 ay sonra 7'ye Portsmouth'a satınca "ne uyanık adam şu Wenger" demiştik. Ama işe bakın, Portsmouth bu oyuncudan tam 12 M Euro kâr etmiş oldu şimdi. Diarra bu parayı eder mi, kendisini pek çok maçta dikkatle seyretmiş biri olarak peşinen hayır diyeceğim. Tamam, kaliteli oyuncu. Ayağına müthiş hâkim, oyun görüşü ve zekâsı yüksek, uzun pasları isabetli. Ama mesela mental olarak problemli bir adam. Real'de bile yedek kalırsa problem çıkaracaktır. Ayrıca Makelele gibi tek başına ön liberoda oynatılırsa rezil olur çünkü o görevi yapamaz. Ama mesela Gago'nun yanında ikinci ön libero olursa yıldız bir oyuncu olarak sivrilebilir. Gago işin defans yönünü halleder, Diarra'ya da oyun kurmak ve pas yapmak kalır. Guti hem yaşlandı, hem de orası için fazla yumuşak.

Neticede iyi transfer ama (sanki babamın parası harcanıyor anasını satayım) verilen bu paralara acıyorum ben.

21 Aralık 2008 Pazar

Arsenal 1 - Liverpool 1

Arsenal (4-4-2): Almunia - Sagna, Djourou, Gallas, Clichy - Denilson, Song, Fabregas (46' Diaby), Nasri (90' Eboue) - Adebayor, Van Persie

Liverpool (4-4-1-1): Reina - Arbeloa, Carragher, Agger, Insua - Kuyt, Alonso, Lucas (88' Ngog), Riera (71' Babel) - Gerrard - Keane (81' El Zhar)

Goller: Van Persie 24' - Keane 42'

Şut: 6 - 13
İsabetli şut: 3 - 5
Topa hakimiyet: %42 - %58
Kurtarış: 2 - 4
Korner: 2 - 2
Pas isabeti: %75 - %84

Aforizmalar #8

-Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.
Seneca

-Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur.
Benjamin Franklin

-Ey hayat! Ölüme şükret, seni, onun yüzünden seviyorum.
Seneca

-Yarım hazırlıkla ve yarım tedbirle yapılacak saldırı, hiç saldırmamaktan kötüdür.
Atatürk

-İnsanların en çok inandıkları şeyler, en az anladıklarıdır.
Montaigne

-Talih, kendi kendisine yardım etmeyenlere yardım etmez.
Sophokles

White Winter Hymnal



I was following the pack
all swallowed in their coats
with scarves of red tied ’round their throats
to keep their little heads
from fallin’ in the snow
And I turned ’round and there you go
And, Michael, you would fall
and turn the white snow red as strawberries
in the summertime...

Müzik molası #7: Fleet Foxes

Bu senenin en büyük çıkışlarından birini gerçekleştiren Seattle menşeli bir grup Fleet Foxes. Bu albümden önce Şubat ayında çıkardıkları Sun Giant EP'si de çok güzeldi ama Haziran ayında raflara düşen aynı isimli debut albümleri yılın en iyilerinden biri oldu. Harmonik-barok-indie-folk-pop diye tuhaf şekilde özetlenebilecek bir müzik yapıyorlar. Çok güzel melodiler ve düzenlemelerin üzerine Robin Pecknold'un muhteşem sesi ve yazdığı eli-yüzü düzgün liriklerle, dinleyen hemen herkesi kendine bağlama kapasitesi oldukça yüksek. Yıl sonundaki değerlendirmelere en üst sıralardan girmekte hiç zorlanmayan bu albümü dinlemek, her müziksever kişinin boynunun borcu. Zaten White Winter Hymnal şarkısını duyup da aşık olmayacak insan evladı var mıdır, o da şüpheli.

Dünyanın en iyi sağ beki

Inter'in Brezilyalı sağ beki Maicon, dün oynanan maçta Siena deplasmanında takımının 2 golüne birden imza atarak resmen 3 puanı tek başına aldı. 20 senedir dünya futbolunu yakından izlerim, Roberto Carlos'tan başka bu kadar iyi bir kanat savunmacısı görmedim. Yaşının daha 27 olduğunu düşünürsek 2-3 yıl içinde futbol tarihinin en iyi sağ beki olacağını kestirmek de çok zor değil.

19 yaşında Cruzeiro A takımına yükselen ve bu takımın formasını 4.5 yıl giyen Maicon, 2004 yazında 3 M Euro karşılığı Ş.Ligi finalisti Monaco'ya transfer olmuştu (kiralık geldiği Porto'ya dönen Ibarra'nın yerine). Orada da 2 sene oynadıktan sonra bu kez 7 M karşılığı Inter aldı onu. Inter'de zaten çok büyük bir başarı gösterse de bu yıla kadar kimsenin gözüne batmadı. Ama Mourinho'nun gelişi ile birlikte o kadar inanılmaz bir futbol oynamaya baladı ki, sezon sonundaki yılın futbolcusu anketleri için ciddi bir aday olarak gösterilebilir.

Maicon, örneğin bir Cafu, Jorginho, Mazinho gibi çelimsiz değil. 1.84 boyunda, iri ve güçlü bir defans oyuncusu. İnanılmaz bir çabukluğu var, işin defans yönünde kolay çalım yemeyen, ters kademenin kitabını yazabilecek kusursuz bir isim. Ekstrası ise hücuma verdiği akıl almaz katkılar. Bu sezon resmi maçlarda 24 kez forma giyen oyuncu 4 gol, 4 asistle oynamış. Ki dörtlü savunmanın sağındaki biri için hiç fena değil, taktir edersiniz. Üstelik bu asist ve gollerin hepsi kritik maçların kritik anlarında yapılan önemli katkılardı, bunu da gözden kaçırmamak gerekir.

Netice itibarıyla Maicon'u izlemeye devam edelim. İşini (kendi mevkii için) Messi kadar kusursuz yapan bir sanatçı gibi o.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Real korkak ve kişiliksiz

Daha maçın başında öne geçen Real, Raul'u da yedekte bırakan bir 4-5-1 ile 80 bin seyircisinden hiç utanmadan 1o kişi defans yapmaya başladı. Aslında o futbolu asıl Valencia uygulamak için sahaya çıkmıştı ama bu golün ardından onlar da topa sahip olup gol aramaya başladı mecburen. Her iki takımda da inanılmaz yetenekli oyuncular bulunduğu için ortaya seyir zevki müthiş bir maç çıktı. Ve fakat o yetenekli oyuncuların son pas ve son vuruşlarda acemice denebilecek hataları, birden fazla gol olmasına imkân vermedi.

Ramos sadece yeni bir teknik direktör olduğu için bir hava vermiş takıma, onun dışında Raul'u bile kendi sahasındaki bir maçta yedek bırakacak kadar korkak ve kişiliksiz bir takım çıkardı. Eğer skor avantajı elde edilemeseydi Ramos'un planı neydi, doğrusu bunu çok merak ediyorum. Bırakın Valencia'yı, çok daha zayıf rakipler karşısında önümüzdeki maçlarda görürüz.

Valencia ise geçen yılın Sivas ya da Kayseri takımları gibi kendi ayarındaki ya da daha güçlü olan takımlara karşı sürekli çuvallamaya devam ediyor. Ama yıllardır olduğu gibi kadroları Avrupa'nın en iyileri arasında. Yine de bir sebepten olmuyor.

Real Madrid (4-2-3-1): Casillas 8 - Salgado 7, Cannavaro 8, Meztelder 8, Marcelo 6 (72' Torres 6) - Gago 8, Guti 6 - Robben 10, Van Der Vaart 5 (56' Palanca 5), Drenthe 5 (47' Raul 6) - Higuain 8

Valencia (4-1-4-1): Renan 8 - Miguel 6, Albiol 7, Marchena 6, Del Horno 5 (63' Maduro 6) - Albelda 6 - Joaquin 7, Fernandes 7, Baraja 7 (63' Silva 7), Mata 6 (75' Vicente 6) - Villa 7

Gol: Higuain 3'

Resimlerle #5

En iyi 5 bilimkurgu filmi

1. 2001: A Space Odyssey (1968)
Stanley Kubrick

2. Blade Runner (1982)
Ridley Scott

3. Stalker (1979)
Andrey Tarkovski

4. Brazil (1985)
Terry Gilliam

5. Alien (1979)
Ridley Scott

19 Aralık 2008 Cuma

Avrupa'daki eşleşmeler

Ş.Ligi'nde ikinci kademe ile Uefa Kupasında 3. ve 4. tur eşleşmeleri belli oldu.

Ş.Ligi son 16:

Chelsea-Juventus
Real Madrid-Liverpool
Inter-Manchester United
Arsenal-Roma
Villarreal-Panathinaikos
Sporting Lizbon-Bayern Münih
Atletico Madrid-Porto
Lyon-Barcelona

İlk maçlar 24-25 Şubat 2009, ikinci maçlar ise 10-11 Mart 2009'da oynanacak.

Uefa Kupası 4. tur:

Bordeaux-G.Saray
Fiorentina-Ajax
Aalborg-Deportivo
Werder Bremen-Milan
Zenit-Stuttgart
Marsilya-Twente
Shakhtar-Tottenham
PSG-Wolfsburg
Kopenhag-Manchester City
NEC Nijmegen-Hamburg
Sampdoria-Metalist Kharkiv
Braga-Standart Liege
Aston Villa-CSKA Moskova
Lech Poznan-Udinese
Olympikos-Saint Etienne
D.Kiev-Valencia

Uefa Kupası 4. tur:

NEC Nijmegen-Hamburg / Bordeaux - Galatasaray
Werder Bremen-Milan / Olympiakos-Saint Etienne
Aston Villa-CSKA Moskova / Shakhtar-Tottenham
Lech Poznan-Udinese / Zenit-Stuttgart
PSG-Wolfsburg / Braga-Standart Liege
D.Kiev-Valencia / Sampdoria-Metalist Kharkiv
Kopenhag-Manchester City / Aalborg-Deportivo
Marsilya-Twente / Fiorentina-Ajax

UEFA Kupası 3. tur ilk maçları 18-19 Şubat 2009, rövanş mücadeleleri ise 26 Şubat 2009 tarihlerinde oynanacak. Galatasaray ilk maçı deplasmanda oynayacak.

G.Saray'ın muhtemel rakipleri

Uefa grubunda bu geceki neticelerin ardından ikinci olan G.Saray, Ş.Liginden gelen bir takımla karşılaşacak. Kura çekimi yarın, ilk maç ise deplasmanda. Muhtemel rakipler şöyle:

Bordeaux
Werder Bremen
Shaktar
Marsilya
Aalborg
Dinamo Kiev
Zenit
Fiorentina

Bu rakipler arasında G.Saray'ın kolayca eleyebileceği bir takım yok. Hatta bence hangisi çıkarsa çıksın G.Saray'ın Uefa macerasının biteceğini düşünüyorum. Belki çıkan takımın kadrosu G.Saray'dan daha bile zayıf olacak ama ülke futbolumuzun rezil görüntüsü ve seviyesizliği Avrupa'ya çıktığımızda tokat gibi patlıyor yüzümüzde. Bu sefer de öyle olacak diyorum. Yarın kura çekilince yeni bir değerlendirme yapılır.

Sezonun hayal kırıklığı

Sevilla gibi artık marka denebilecek bir kulüp, bu gece alınan sonuçlardan sonra akıl almaz bir şekilde Avrupa Kupalarına veda etti. Böylesine kaliteli kadroya bir sahip takım (değeri 192 M Euro), Uefa gibi dandik bir kupada grupta ilk üçe giremiyorsa teknik direktörünün kifayetsizliğindendir. Zaten Ş.Ligi'nin müdavimi olamazlarsa gelirler belli seviyede kalacağından bu kaliteli kadroyu muhafaza etmek de zorlaşır. Bence geçen seneki Fener maçlarında da itici görüntüsüyle hatırladığımız Jimenez, bu takımın çapını karşılayamıyor.

Öte yandan Fener taraftarlarının en nefret ettiği kulüplerin başında gel(mesi gerek)en Schalke'nin, grubunda sonuncu olup elenmesi ayrı bir keyif.

Gökhan Emreciksin

Geçen sezon devre arasında Bolu'dan gelmişti A.Gücü'ne. 3 dakikalık özet görüntülerde keşfetmiştim bu oyuncuyu; tekniği, oyun zekâsı, çabukluğu gibi göze batan fazlasıyla özellik vardı oyununda. Sezonu sessiz sedasız bitirdi ve bu yıla çok iyi girdi. Terim tarafından millî takıma seçilmesi kariyerindeki zirveydi. Şimdi ise Fenerle mukavele yaptığı söyleniyor. Büyük takımda oynayabilecek bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Hem geniş alanda, hem de dar alanda özellikleri var, hırslı ve disiplinli olduğu için mental olarak da bir problem teşkil etmeyecektir. Her durumda Kâzım gibi ukala ve tiksindirici bir umursamazlık içindeki bir adama on kere tercih ederim Gökhan'ı. Kâzım için "kazanılabilirse ne âlâ, 86 doğumlu tabanca gibi bir adam; ama kazanılamazsa göndermesi çok kolay" yazmıştım. O zamandan beri 3-5 maç oynadı ve kazanılması neredeyse imkânsız bir adam olduğunu kanıtladı. Bu yüzden gönderilmesi en hayırlısı.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Yanal hakkında soru işaretleri

Ersun Yanal bilindiği gibi Türk futbolunda son 10 yılda çıkmış en iyi teknik direktör. Daha doğrusu genel kanaat böyle, bana göre ise Bülent Uygun şu anda onu geçmiş durumda. Yanal Denizlispor ile iyi işaretler verdiği bir dönemin ardından A.Gücü ile 2000'lerin başında şahane bir sezon geçirdi. Niyazi, Yılmaz, İsmet, Adem dörtlüsünün önünde Hakan Keleş, Cafer ve Augustine ile oturttuğu hücum düzeni, ligin şampiyonlukta iddialı iki dev ekibini parçalayan müthiş bir makineydi. Daha sonra bu kez G.Birliği ile Okan, Tomas, Serkan, Filip'ten oluşan dinamik bir orta saha; önlerinde Ahmed Hassan ve ileride Youla ve Mustafa Özkan ikilisi ile bir önceki ekibini aştı. Sonra Okan, Tomas ve Hassan bu kadrodan gidince üçlü savunmadan dörtlüye dönmek gibi her takımın yapamayacağı bir iç devrim gerçekleştirdi. Her ikisi de anadan doğma stoper olan Erkan'ı sağ bek, Deniz'i de sol bek oynattığı; Ali Tandoğan ve Filip'i açık yaptığı; Serkan ve Skoko'dan da iki yönlü müthiş bir orta saha yarattığı 4-4-2 düzenindeki takımıyla Uefa Kupasında çeyrek finalin kapısından döndü. Ligde de uzun süre şampiyonluğu kovaladı. Sonra yarıda kalmış ve Danimarka deplasmanında Türkiye'nin son 15 yılda oynadığı en mükemmel oyunla hatırladığımız bir millî takım serüveni var. Akabinde Vestel Manisa ile umut veren bir başlangıç ve hüsran diyebileceğimiz bir finalle sonuçlanan dönem; ve şimdi de Trabzon macerası.

Bu tabloya bakınca Yanal'ın tırnaklarıyla kazıyarak en dipten zirveye kadar süren meşakkatli yolculuğunda, an itibarıyla kariyerindeki dip noktaya tekrar döndüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Vestel ile yaşadığı o düşüş neticesinde işine son verilmesi, Yanal'ın başladığı noktaya geri dönmesine sebep oldu ve hakkında oluşmuş tüm olumlu intiba da o dönemde bitmişti. Öyle ki, Trabzon'da geçen sezon çok kötü ve istikrardan kilometrelerce uzak bir yarı devre geçirdiğinde camiada kovulması gerektiğini söyleyen pek çok kişi vardı. Ama Sadri Şener yola onunla devam etme kararı aldı, üstelik transferde de bütçeyi sonuna kadar zorlayarak istediği oyuncuların tamamını almaya çalıştı.

İşte burada benim Yanal ile ilgili şüphelerimi doğrulayan bir takım ayrıntılar göze çarpıyor. Devre arasında devraldığı ve hücrelerine kadar tanıma şansı bulduğu bir takımda söz konusu dönemin ardından; Song, Gökhan, Selçuk gibi müthiş transferler yapmasının mümkün olduğu bir sezon başı dönemine geçildi. Şimdi onun da üzerinden 6 ay geçti ve Yanal "final paslarında ve oyun kurmada eksiklerimiz varmış, orta sahaya bir beyin istiyorum; ayrıca bir de sol açık" diyormuş. Sen eğer iyi bir hocaysan, 6 ay çalıştığın bir takıma kimleri alacağını, o takımdan kimleri gönderceğini, elbette bütçe doğrultusunda her şeyiyle bilebilmen lâzım. Ben 25 senedir futbol seyreden bir kişiyim, ben bile sezon başından beri yazdığım her yazıda Trabzon'un bir sol açık, bir de oyun zekâsı yüksek orta saha adamına ihtiyaç duyduğunu söyleyip durdum. Takımın "düz ve kazma" bir futbol oynadığını, bu oyunla ve takımla ilk 3'e bile giremeyeceğini belirttim. Ersun Yanal ise bunu daha yeni anlıyor!

Teknik direktörlüğün yarısı, takımı kurarken ve oluştururken ortaya konan vizyondadır bana göre; bunu yazmaktan hiç usanmayacağım. Bülent Uygun kaynaklarıın uygun ve verimli kullanılması, takımın eksik yerlerinin belirlenmesi, oralara uygun adamların bulunması gibi hassas konularda ülkemizdeki bütün hocalara ders verebilecek işler yapıyor. Ersun Yanal ise tam tersi yönde bir intiba verdi bu sene. Bakalım istediğine yakın transferleri yapınca görüntü ne olacak.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Ligde 15. haftanın görünümü

Sivas hakkında haftalar boyunca ısrarla yazdım, yazdım ve nihayet takım lider oldu. Sezon başından beri Aziz Yıldırım faktörü yüzünden 25 yıldır sevdalısı olduğum Fenerbahçe'den iyice soğuduğum için bu takımı seyretmeye başladım. Malesef şimdiye kadar 7-8 maçı verildi televizyondan ama onların hemen hepsinde Sivas'ın oyununda belirli bir istikrar vardı. Bir kere bence bu kulübün başkanı ve teknik direktörü şu anda açık ara ligin en iyileri konumunda. Çünkü en önemli kıstas olan "kaynakların optimum verimle kullanımı" faktörüne baktığımız zaman ligde en başarılı takımın (Trabzon'un bile çok önünde) Sivas, en rezilinin ise Fener olduğunu net bir şekilde görebiliriz. Antrenör ve menajer pozisyonundaki Bülent Uygun muhteşem bir hoca olma yolunda hızla yol alıyor. Daha önce de dediğim gibi kendisine salt futbol adamı olarak bakarsak, hayran olmamak mümkün değil. Bir takımı sadece koyun gibi "yöneten" değil, aynı zamanda "kuran, oluşturan, inşa eden" bir adam Uygun. Gönülden istiyorum şampiyon olmalarını. Hem yürekli futbolcuları, hem de vizyonu geniş hocaları bunu fazlasıyla hak ediyor.

Trabzon, hakemlerden yana dertli ve bunda nispeten haklı. Nispeten diyorum çünkü örneğin Kayseri'de çizgiyi geçmeyen bir toptan gol kazanmışlardı. Ayrıca şu var: Eğer Trabzon puan toplama açısından yaşadığı düşüşü sadece hakemlere bağlar, takımındaki kifayetsizlikleri göremezse, o savaş açtığı üç büyüklerin rezilliğinden hiçbir farkı kalmaz. Trabzon bir sol açık ve Tabata'yı alabilirse bence şampiyonluğu son haftadaki Fener maçına kadar kovalar. Eğer yöneticiler ve Yanal doğru düzgün transfer yapamazlarsa bu düz takımla ilk üçe giremez.

G.Saray, sezon başından beri söylediğim gibi ligin açık ara en iyi kadrosuna sahip. Bir kere Arda ve Topal tek başlarına yeter. Kaldı ki inanılmaz bir Lincoln var bu yıl, resmen piyangodan çıkan. Eğer ligde şampiyon olursa, bu G.Saray'ın sevineceği bir şey olmamalı. Zaten Ş.Ligi'nden elenmek başlı başına bir skandal. Uefa'da en az çeyrek final oynanması lâzım. Lig ve kupanın da alınması lâzım. Bunlar "normal" şeyler G.Saray kalitesindeki bir takım için. Bunların altı ise %100 başarısızlıktır.

Fenerbahçe kör-topal gidiyor. Bence Aragones dâhil, sezon ortasında en az 8 kişinin gönderilmesi gerekiyor bu takımdan. Şampiyon bile olsalar bence başarı değildir. Kaldı ki ben 25 senelik bir taraftar olarak Aziz Yıldırım iyice allah zannetmeye başlamasın diye kendini, Fener'in şampiyon olmasını istemez bir hâle geldim. Benim durumumda pek çok duyarlı taraftar olduğunu düşünüyorum ve bizi bu duruma getirenler ne kadar utansa azdır. Ama utanmaları olduğunu sanmıyorum.

Ankaraspor çok önemli bir galibiyet aldı Denizli karşısında. Kendi ayarındaki takımları açma konusunda, Kocaman'ın futbol anlayışından kaynaklanan bir problem olduğunu hep söylüyorum. Ama mesela kadro kalitesi bir küçük takıma göre tek kelimeyle mükemmel. Eğer bu tip maçları alabilirlerse, zaten oyun yapıları büyük maçlar için biçilmiş kaftan olduğundan şansları artar.

Kayseri için yazdıklarım hep aynı. Forvet oyuncuları kalitesiz, ama bu hafta kilidi açan Cangele önemli bir adam. Mevcut kadrodan Aghahowa'nın yerine mutlaka o oynamalı. Orta saha oyuncuları zaten düz. Turgay ile Cangele ileri ikili için en ideal oyuncular.

14 Aralık 2008 Pazar

Beklendiği gibi

Barcelona, çok büyük favori olarak çıktığı maçta bu unvana yakışır bir şekilde 90 dakika boyunca baskılı, arzulu, coşkulu (ama niteliği sorgulanabilir) bir futbol sergiledi. Her zaman adaletli davranmasa da genel itibarla adaletine inandığım bir oyun olan futbolda, bu çabasının karşılığını da son dakikalarda attığı 2 golle almayı başardı. Aslında kadrosu bu kadar yıldızlarla dolu olmasa, Messi gibi "bu dünyanın dışından" bir oyuncusu olmasa, örneğin bu geceki Real kadrosu Guardiola'nın elinde olsa oynanan futbol nasıl olurdu? Guardiola'nın "taktiksizlik" gibi görünen taktiğinin foyası çıkar mıydı ortaya, bunlar sorulması gereken sorular. Zira Barca sanki sezon başından beri "çıkın oynayın, yaparsınız siz" tarzı bir taktik(!)le sahaya çıkıyormuş bir görüntüye sahip. Ha, öyle bile olsa bu kadar yıldızla uğraşmak, onlarla çalışmak, arıza çıkarmalarına engel olmak vs. takdir edilmesi gereken bir meziyettir, bunu da inkâr edecek değilim.

Real ise kadrosundaki (sakatlıklardan mütevellit) inanılmaz erozyonun etkisiyle topal bir şekilde çıktı sahaya. Buna rağmen ve bununla birlikte, formsuz da olsa, rakibi daha güçlü bile olsa, formasına yakışır bir duruş ve mentalitenin çok uzağındaydı Madrid ekibi, bunu söylemek isterim. Cannavaro gibi cengaver bir oyuncu ve dünyanın en iyi kalecisi diyebileceğim Casillas ile defansta onurlu bir direniş sergiledi ama Barca'nın, hiç çalışmadığı çok belli olan ve sallapati şekilde bulduğu duran top golüne teslim oldular. Schuster "bu yıl onların yılı" derken haklıydı, bunu görebilmek lâzım. Real gelecek sezonun planlarına geçerse çok iyi eder.

Barcelona (4-1-4-1): Valdes 8 - Alves 7, Marquez 7, Puyol 9, Abidal 6 - Toure 8 - Messi 9, Xavi 7 (90' Keita), Gudjohnsen 6 (64' Busquets 7), Henry 6 - Eto'o 7 (88' Hleb)

Real Madrid (4-4-2): Casillas 8 - Salgado 6, Metzelder 7, Cannavaro 8, Ramos 7 - Sneijder 6 (36' Palanca 6), Gago 6, Guti 5 (73' Garcia 6), Drenthe 5 - Higuain 6 (77' Van Der Vaart 6), Raul 6

Goller: Eto'o 83', Messi 90+1'

Şut: 19 - 6
İsabetli şut: 8 - 3
Topa hakimiyet: %65 - %35
Kurtarış: 2 - 4
Korner: 11 - 4
İsabetli pas: 442 - 171

13 Aralık 2008 Cumartesi

Hafta sonu spor

BUGÜN
13:00...........Diyarbakırspor - Manisaspor (D Spor)
14:45...........Middlesborough - Arsenal (Spormax)
15:00...........F.Bahçe Ülker-Antalya BŞB (Basketbol) (SKY Türk)
15:00...........Bursaspor - Trabzonspor (Lig Tv)
16:30...........Stuttgart - Bayern Munich (24)
17:00...........Efes Pilsen-Türk Telekom (Basketbol) (Spormax)
19:00...........Beşiktaş - MKE Ankaragücü (Lig Tv)
19:30...........Tottenham - Manchester United (Spormax)
20:00...........Le Mans - Bordeaux (Kanal A)
21:00...........Valencia - Espanyol (Ntv Spor)
22:00...........Rennes - Nantes (Kanal A)
23:00...........Barcelona - Real Madrid (Ntv)

YARIN

13:00...........Kasımpaşa - Gaziantep Bşb (D Spor)
13:30...........Casa Ted-P.Karşıyaka (Basketbol) (Spormax)
16:00...........Inter - Chievo (Ntv Spor)
18:00...........Hoffenheim - Schalke 04 (24)
18.00...........Nice - Lille (Kanal A)
18:00...........Chelsea - West Ham United (Spormax)
19:00...........Fenerbahçe - Antalyaspor (Lig Tv)
21:30...........Juventus - Milan (Ntv Spor)
22:00...........O. Lyon - Marseille (Kanal A)

12 Aralık 2008 Cuma

Barca'nın yükü ağır

Bizim iddaa'nın 1.40 oran verdiği Barcelona, Real'in sponsoru olan Bwin'de bile 1.60 oranıyla mutlak favori. Futboldan biraz anlayan bir insan da maçın en az 2-3 farkla bitmesini bekler zaten ama oluşturulan bu hava kesin olarak Real'in avantajına oldu. Eğer Guardiola bu favori olma durumunu tolore edebilir ve futbolcularının rehavete kapılmamasını sağlarsa, büyük hoca olma yolunda önemli bir dönemeci geçmiş olacak.

Real tarafında ise ezelî rakibi ve her açıdan (kupa sayısı, gelirler, taraftarlar vs.) önde olduğu bir takıma karşı bu denli ezik durumda bulunmanın ekstra bir motivasyonu olacak. Bu onların lehine işleyip bir kaplana da çevirebilir, aleyhlerine olup kediye de döndürebilir. Ben Real'in kontrollü bir defans futbolu oynayacağını düşünüyorum. Barca, Getafe'den bile kaza golleri yiyebilecek kadar defansı boşverebiliyor. Bireysel bir hata sonucu Real bir gol bulursa işler çığrından çıkabilir. Derbi olduğu için ben bu olasılığı Getafe maçından bile daha düşük bir ihtimal olarak görüyorum. Bence de Barca en az 2 farklı kazanır.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Bülent Uygun isimli mucize

Sivasspor'un teknik direktörü Uygun, hatırlanacağı gibi takımın genel menajeriydi iki sezon önce. Teknik direktörlüğe Lorant getirilmişti ve Sivas lige geldiği gibi yeniden düşecek izlenimi veriyordu. Sonra Lorant ile alınan (ve alınması da gayet doğal olan) rezil neticelerin ardından Alman hoca gönderildi. Ve Bülent hoca başka bir teknik direktörle anlaşmak yerine kendisi eşofmanları giyerek Sivas'ın hocası oldu. Zaten futbolculuk kariyerinin son dönemini bu takımda ve bu futbolcularla birlikte yaşamıştı. Hepsinin tanıdığı, sevip-saydığı, inandığı bir isimdi; ki bunlar bir teknik direktör için mutlaka olması gereken intibalar bildiğiniz gibi.

Sonrası mâlum, Sivas o yılı bir şekilde bitirdikten sonra ikinci sezonunda şampiyonluğa oynadı. İçinde bulunduğumuz üçüncü sezonunda ise yine şampiyonluğun en büyük adaylarından biri. Bir kere, sorgusuz-sualsiz ben Bülent Uygun'un ligin en iyi teknik direktörü olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni de bir teknik direktörde olması gereken hususiyetlerin en fazlasına onun sahip olması.

Daha önce Anadolu takımlarından şampiyonluğa oynayan birkaç tanesi çıktı, hepimiz hatırlıyoruz. En son Ersun Yanal'ın G.Birliği isimli makinası yarışı son haftalara kadar kovalamaya çalışmış ama erken bir şekilde kopmuştu. Yine Yanal'ın Manisa'sı daha 15. haftadan havlu atmıştı lige. En fazla yaklaşan ise 2001 yılında G.Antep oldu ama onlar da Fener'e Kadıköy'de 4-3 kaybederek şansını yitirdi. Bu takımların ortak özelliği ise bu çıkışı devam ettirememesi. Yani şartlar bir şekilde bir araya geliyor, bir hava yakalanıyor, takımın da iyi olduğu açıkça görülüyor ama bir kez üzerlerinde baskıyı hissedince balon gibi sönüyorlar. Sivas'ın onlardan farkı ise sönmemesi. Geçen yılı G.Antep'inki kadar trajik bir şekilde 2. ve 3. ile aynı puanda olup üçlü averajla dördüncü bitiren; şampiyonluktaki 3 rakibine birden (hem de son haftalarda) kendi sahasında kaybeden Sivasspor, aslında travma olabilecek bu hayal kırıklıklarını müthiş bir olgunlukla atlatmayı başardı. Bunu bu sezonki istikrarlarından görüyoruz ve ne kadar olgun bir takım olduklarına hayret ediyoruz. Şahsen ben ediyorum.

Sivas'ın geçen seneki başarısından sonra Uygun şehrin zenginlerinden adeta yalvarırcasına destek istedi ama hiçbir şey bulamadı, hatırlanacağı gibi. O da kendi yağıyla kavrulmaya devam etti. İddaa'dan ve yayıncı kuruluştan gelen hatrı sayılır parayı inanılmaz akıllı transferlerde kullanarak geçen yılki dezavantajlarını yamamaya çalıştı. Bilica gibi 4 yıl İtalya liginin toprağını solumuş ve bence bu ülkenin en iyi stoperlerinden birini (Meira ve Edu'dan kesin iyi, Lugano ile kapışır) 250 bin Euro bedelle alarak bir transfer mucizesine imza attı. Bursa'dan Tum'u bedava alarak ne kadar akıllı olduğunu kanıtladı. Yine sol kanat için de Kasımpaşa takımından tecrübeli Faruk'u transfer etti. Bunların üzerine geçen yıl sakatlık yüzünden 6'şar ay kullanamadığı 4-5 isim de eklenince bir anda derinliği ve kalitesi yüksek şahane bir kadro çıktı ortaya. Şimdi bunun ekmeğini yiyorlar.

Sezon ortasında Fener'in Mehmet ve Musa'yı alacağı söyleniyor. Bülent Uygun'un bu konudaki cevabı gerçekten de inanılmaz: "Ben dâhil vazgeçilemeyecek kimse yok bu takımda. Şu anda elimde izlediğimiz 100 tane oyuncunun ismi var. Mehmet tipinde 2-3 tane forvet var içlerinde, onlardan bir tanesini alırız." Bu kadar özgüveni yüksek bir adam olur mu? Hepimizin bildiği gibi, Bülent Uygun'un saklamadığı bir hayat görüşü var. Belli konulardaki düşüncelerini, yapısını 15 senedir görüyoruz, biliyoruz. Ve mesela benimle alâkası bile olmayan bir insan, hayatta hiçbir konuda ortada buluşamayacağım birisi. Ama bu ona saygı duymamızı engellemiyor, engellememeli. Bu kadar şeyi başarmış biri olarak hâlâ Terim'in onda biri kadar bir ego emaresi göstermiyor ya, sırf bunun için bile ne kadar saygı duyulsa az kendisine.

Bir teknik direktörün sahip olması gereken özelliklerden en fazlasına o sahip demiştim. Bir kere bunlardan en önemlisi, daha önce de yazılarımda müteattit defalar söylediğim gibi sezonun başında "takımı oluşturmak" dediğimiz hadise. Bence teknik direktörün başarısının %50'si buna bağlı. Bülent Uygun bu konuda 20 yıldır gördüğüm en mükemmel hoca. Hatta Terim'in ikinci gelişinde 40-50 M Euro harcadığı (G.Saray hâlâ o dönemin harcamaları yüzünden belini doğrultamıyor) dönemi hatırlayınca Terim'den on gömlek üstün olduğunu bile söyleyebilirim.

Bence ikinci önemli husus oluşturulan o topluluk için en doğru oyun sistemi ve oyun anlayışını bulup takıma monte etmek, ki Uygun bu konuda da kusursuz bir teknik adam. Avrupa'da herkesin tek forvet oynadığı, çift ön liberodan vazgeçemediği bir ortamda 4-3-1-2 gibi bir sistemle ve devamlı hücumu düşünerek ligde bizim devlerimize kafa tutuyor. Ha, bu konuda bir de eksiği var. Mesela sistem ve oyun genel anlamda ne kadar akıllıca olursa olsun, "Braga'ya da böyle oynarım arkadaş" dememek lâzım. Oluşturduğun sistem en doğrusu da olsa, koşullara ve rakiplere göre onda esneyebilmek lâzım. Gerekirse 5 orta saha, tek forvet vs. gibi değişiklikleri yapabilmek lâzım. Uygun'un eksikleri de bence bunlar. Ama bu yıl Intertoto'da dersini almıştır. Seneye bu konuda da bir aşama kaydedeceğini düşünüyorum, umuyorum.

Bir diğer özelliği de futbolcuları üzerindeki "dozunda bir sevgi + dozunda bir saygı" diye özetleyebileceğimiz intibası. Bu ayrıca o oyuncuları motive edebilmesini, onları bir şeylere inandırabilmesini de sağlıyor. Uygun bu konularda da neredeyse kusursuz bir teknik direktör.

Neticede eğer geldiği noktayı, oraya nasıl geldiğini, bundan sonrasının ne olacağını vs. bu kadar akıllı bir şekilde analiz etmeye devam ederse yolunun kısa sürede Fenerbahçe'ye bile düşebileceğini düşünüyorum. Yarattığı muhteşem takımı da zevkle izlemeye ve desteklemeye devam ediyorum. İnşallah bu yıl şampiyon olurlar. Şu kalitesiz, büyüklerin kısır çekişmelerinden artık usandığımız tadı kaçmış ligimizde onlardan daha fazla hak eden başka bir takım yok çünkü...

9 Aralık 2008 Salı

Schuster gitti, Ramos geldi

İki gün önceki postta belirttiğim üzere, Real Madrid tıpkı bizdeki uygulamalara benzer biçimde bir derbi maçı öncesi "kan değişikliğine" giderek teknik direktörünü gönderdi. Takımın yeni hocası ise Tottenham'dan 1-2 ay evvel kovulan Juande Ramos. Ramos, Sevilla ile birkaç rüya sezon geçirdikten sonra inanılmaz bir ücretle İngiltere'nin yolunu tutmuş ve fakat onlarca milyon harcamasına, bir dediği iki edilmemesine rağmen çok başarısız olarak gönderilmişti. Şimdi Real'de başarılı olur mu, bunu göreceğiz. Ben her iki taraf açısından da uzun vadede çok hayırlı bir izdivaç olacağını sanmıyorum. Ama önümüzdeki birkaç hafta futbolcular yeni bir heyecan ile aşırı hırslı ve istekli olacaktır. Bu Barca'ya direnmek için yetmez tabii, orası ayrı...

8 Aralık 2008 Pazartesi

Hérita Nkolongo Ilunga

Bu vatandaş Toulouse takımından West Ham'a bu sezon başında kiralandı. İşin defans yönünde iyi olan ama orta çizgiyi neredeyse hiç geçmeyen kazma bir sol bek. Geçtiğimiz hafta Liverpool, bu akşam da Tottenham karşısında kendisini seyrettim. Hani şu Hertha maçında G.Saray lehine çalınan penaltı var ya, o tip pozisyonlar konusunda uzman ve aynı zamanda "okunmuş" bir arkadaş Ilunga. Zira Liverpool maçında 3 (1 değil, 2 değil, tam 3!) pozisyonda yapılan ortaları ellerini açarak engellemiş ve hakemler hiçbirisinde penaltı çalmamıştı. Bu gece ise Tottenham sağ beki Corluka'nın ortasında yine ellerini yukarı kaldırarak set yaptı ve top eline çarptı. Pozisyon hakemin ve yardımcının açık görüşünde olmasına rağmen yine penaltı verilmedi. İngiltere'de bu kadar bariz hataların yapılması insanı hayrete düşürüyor.

Ligde 14. haftanın görünümü

Lider Trabzon, yenik duruma düştüğü maçta inanılmaz derecede istekli, coşkulu ve agresif bir futbol sergileyerek galip gelmesini bildi. Taraftarın maça olan etkisini de görünce, stadyumun bu hâlinin de onlar için büyük bir avantaja dönüştüğünü söylememiz gerekir. İşler bugün iyi gidiyor ve görüntü her açıdan güzel. Ama yarın o sahada alınacak 2 mağlubiyetten sonra neler olur, bunu bekleyip görelim. Tabii bu gidişle tek mağlubiyet bile almayacaklar orada, o ayrı konu.

Futbol açısından şahsen beklediğim bir oyun oldu. Kocaeli açık oynayacağı için Trabzon'un rahat olmasını, pozisyon bulmasını bekliyordum ama konuk takımın ilk golü atacağını düşünmemiştim. Yine de Trabzon kendisi için en rahat geçmesi gereken bu tür bir maçta bile (biraz da şans eseri olan bir golle) yenik duruma düştüğü için zorlanarak kazandı. Bulunan bol sayıdaki pozisyon rakibin oyun anlayışı nedeniyledir. Yoksa iyi kapanan bir takım bu kadar fırsat vermez onlara. Ama öte yandan, böyle diye diye ilk yarıyı da bitiriyoruz ve Trabzon hâlâ zirvede. Yanal'ı ve futbolcuları tebrik etmek herkesin boynunun borcu diyebiliriz. Devre arası transferlerini merakla bekliyorum.

Sivasspor bu seneki inanılmaz formunu bu kez bir deplasman maçına da taşımayı başardı ve İ.Belediye'den 3 puanı almayı bildi. 4 maçtır gol bile yemediklerini düşününce insanın bu takıma hayran olmaması gerçekten de imkânsız. Bu yıl ciddi ve büyük bir şampiyonluk adayı olan Sivas'ta, bir futbol takımının sahip olduğu tüm unsurların (yönetim, taraftar, hoca, takım gibi) inanılmaz bir dayanışma ve bütünleşme içinde olduğunu görüyoruz. İnşallah bu formlarını sezon sonuna kadar sürdürürler, ki şahsen ben bundan eminim.

G.Saray tatsız bir (diğer) Ankara akşamında Lincoln'ün 5 dakikalık resitaliyle kazanmayı başardı. Topal'ın ve Barış'ın takıma dönmesi onları oldukça olumlu etkiledi. Ama Cuma akşamı oynanacak olan G.Birliği maçı zor geçebilir.

F.Bahçe ise bu sene tipik bir hâle gelen zevksiz deplasmanlarından birini daha oynadı. Emre'nin ballı golüyle de 3 puanı aldı. Şimdi en önemli şey Kiev'i yenip Avrupa arenasında kalabilmek. Ben hiç ümitli değilim.

Ankaraspor kendisine uygun bir ortam bulduğu İnönü'de şiir gibi bir futbol oynayarak 3 puanı alıp gitti. Yine de kendi ayarlarındaki takımlara karşı ne yapacakları daha önemli bana göre. Aynı Trabzon gibi onlar da hücumda yetersiz ama onların farkı yaratıcı oyuncularının Trabzon'a nazaran daha fazla olması. Ama burada da sorun Yanal'ın takımındaki o şevk ve istek yerine rölanti ve ruhsuz bir futbol oynanması. Kocaman'ın bütün takımları böyledir gerçi ve hiçbirisinin de bugüne kadar bir kupa ya da final kazandığını görmedik. Hep iyi başlayıp kötü bitti Kocaman'ın maceraları. Bu sefer de öyle olacak bence.

Kayseri'nin sezon başından beri yazdığım hücum kifayetsizliği devam ediyor ve yenilmemelerine rağmen 2 puanları kaybederek aşağı doğru gidiyorlar. Bence teknik, yaratıcı ve klası yüksek en az 1 forvete ihtiyaçları var. Şu an zaten oynamayan Aghahowa'nın yerine de mutlaka ama mutlaka Cangele'nin tercih edilmesi gerekiyor. Alınan forvet Cangele ile oynatılırsa ataklardaki problemler çözülebilir. Sonuçta takımın orta sahası çok iyi oyunculardan kurulu.

Bu nasıl demeç?

Real Madrid'in Alman hocası Schuster "Barca'yı Nou Camp'ta yenmemiz imkânsız" diye bir açıklama yapmış dünkü Sevilla maçından sonra. Böyle bir demeci Fener-G.Saray derbisinden önce iki takımın teknik direktörlerinden biri yapsa neler olur, düşünmek bile istemiyor insan. Bence Schuster fındık kadar beyniyle Barcelona camiasının ve futbolcuların rehavete kapılmasını umuyor. Eğer işe yarar ve tuzağa düşerlerse kazanan kendisi olur. Yok eğer işe yaramaz da bizim umduğumuz gibi Barca onları 3-4'lük yaparsa yine Schuster kazanır, haklı çıkmış olur. Böyle bir şark kurnazlığı olur mu? Hem "ihityacımız olan tek şey biraz şans" diyeceksin, hem de Barca'yı yenmemin imkânsız olduğunu... Gülerler adama. Ha, diyelim ki bu sözlerinde samimi; o zaman da o koltukta 1 dakika daha oturması Real adına utançtır. Bence gelecek haftaki hezimet bu Almanın sonu olacak.

Vah Real Madrid

Real Madrid'in bu sezonki çöküşünün son noktası oldu Sevilla maçı. Aslında yanlış, son nokta gelecek haftaki Nou Camp deplasmanı olacak. Bizde olsa, böyle büyük maçların öncesindeki dibe vurma ânı, hoca değiştirmek için en uygun zaman telakki edilir. O kan değişimi ile futbolcular da kendini kurtarmak için can havliyle saldırır ve sunî bir çıkış sağlanır. Bunun devamının olumlu şekilde geldiği de hiçbir örnekte görülmemiştir. İspanyollar da heyecan, ortak tepkiler vs. açısından bize benzeyen bir millet olduğu için bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz. Ama şimdi, şampiyon olmuş bir Capello'yu gönderen başkana hesap sorulma zamanıdır.

Sevilla ise, gündüz bir arkadaşımla "kaybettiğini" konuştuğumuz o "büyük takım" havasını bir nebze olsun tekrar kazandı bu maçla birlikte. Takımın kadrosuna baktığımızda gerçekten de çok dengeli ve homojen bir oluşum görüyoruz. Kenarda oturanlar ve sakatlar arasında da büyüleyici futbolcular var. Bu sezon Valencia, Real, At. Madrid, Villareal, Sevilla beşlisinden hangi üçü Ş.Ligi'ne gidecek, bu mücadeleye tanıklık etmek olağanüstü zevkli olacak. Özellikle bu takımların birbirleriyle yaptığı maçları hiçbir futbolsever kaçırmamalı.

Real Madrid (4-4-2): Casillas 8 - Salgado 6, Ramos 7, Cannavaro 6, Marcelo 6 (89' Vieira?) - Van Der Vaart 6 (Drenthe 5), Gago 7, Guti 6, Robben 7 - Higuain 8, Raul 8

Sevilla (4-4-1-1): Palop 9 - Konko 7, Squillaci 7, Escude 7, Navarro 6 - Navas 8, Duscher 7, Romaric 8, Adriano 7 - Renato 7 - Kanoute 9

Goller: Raul 18', Higuain 68', Gago 69' - Adriano 3', Romaric 22', Kanoute 38', Renato 85'

Şut: 25 - 16
İsabetli şut: 13 - 8
Topa hakimiyet: %53 - %47
Kurtarış: 2 - 5
Korner: 9 - 1
İsabetli pas: 338 - 289

7 Aralık 2008 Pazar

Sivas büyülüyor

Sivas sezon başından beri şampiyonluktaki ciddi adayım, biliyorsunuz. Hele bugün yaptığı gibi, İBB benzeri rakiplerini de deplasmanda yenerse, bu sezon büyüklere de kolay kaybetmediği için hedefe ulaşma yolunda çok büyük avantajları var. Geçen sezonki başarılı, oturmuş ama fazlasıyla dar olan kadroya bu sene yapılan takviyeler çok olumluydu. Şu anda takımın pek çok mevkiinde aynı ayarda ikişer oyuncu var neredeyse.

Bugünkü maçı seyredemedik çünkü yayınlanmadı ama kazanılan puanlar ve ligdeki konum için yorum yapabiliriz. Gelecek hafta Hacettepe'yi (hem de farklı) yeneceklerinden eminim ama ondan sonraki hafta kapanış maçında G.birliği deplasmanı çok önemli. Eğer onu da kazanırlarsa ligi zirvede bitirebilirler. Sonra Ocak ayının sonunda G.Saray ile evinde sezonun en önemli maçlarından birine çıkacaklar. Bülent Uygun geçen yıldan beri oturttuğu 4-3-1-2 sistemi ile oyunun her iki yönünü de oynayabilen homojen bir takım yarattı. Bilica, Sylla gibi olağanüstü transferler yaptı ve bütün bu çalışmasından dolayı ne kadar övülse azdır. Şimdiden yılın hocası olmayı çoktan garantiledi bence.

Liverpool'dan kritik galibiyet

Blackburn gibi tatsız durumda ve çıkış arayan bir takıma karşı fazla pozisyon bulamasa da 90 dakika boyunca oyunu kontrol eden Liverpool, 2 patlayıcı forvetinin yokluğuna rağmen 3-1 gibi şahane bir skorla evine döndü. Tek forvet oynayan Kuyt ve görev adamı Benayoun'un iyi oyunları, sonuç için önemli etkendi. Hep söylüyorum, taraftarı olduğum bu takımın 20 yıl sonra bize o güzel günü gösterebilmesi için bu tip maçları kayıpsız geçmesi şart. Geçen haftaki West Ham maçının hayal kırıklığını bir nebze olsun atabildik şimdi. Böyle devam...

Blacburn (4-4-2): Robinson - Ooijer, Samba, Nelsen, Warnock - Emerton, Andrews, Tugay (85' Vogel), Pedersen (82' McCarthy) - Santa Cruz, Derbyshire (90' Treacy)

Liverpool (4-2-3-1): Reina - Arbeloa, Carragher, Hyypia, Insua - Mascherano (83' Lucas), Alonso - Benayoun (87' Riera), Gerrard, Babel (64' El Zhar) - Kuyt

Goller: Santa Cruz 86' - Alonso 69', Benayoun 79', Gerrard 90'

Şut: 7 - 9
İsabetli şut: 2 -6
Topa hakimiyet: %38 - %62
Kurtarış: 1 - 0
Korner: 5 - 6
İsabetli pas: 247 - 491

Barcelona rüya gibi

Valencia gibi son derece güçlü bir takımı, hem de Eto'o ve Iniesta gibi 2 majör eksiğine rağmen resmen sürklase etti Barca. Sinsi bir dar alan futbolu oynayan rakibini adeta sahadan sildi, 4 gol attı ve sanki antrenmandaymışcasına rahat bir oyun oynadı. Henry, Eto'o'nun yokluğuna rağmen yine de mutsuz olduğu sol açık mevkiinde oynadı ama attığı 3 golle moral buldu. Messi ve Hleb beklentilerin altındaydı. Öyle ya da böyle bu sene şampiyon Barca olacak bence. Hatta Ş.Ligi'nde de en büyük favori olma konumunu muhafaza ediyor. Futbolu sevdiğini söyleyen her insan evladı bu takımın maçlarını seyretmeli.

Barcelona (4-3-3): Valdes 7 - Daniel Alves 8, Marquez 8, Puyol 8, Abidal 8 - Xavi 8 (84' Keita 6), Toure 8, Gudjohnsen 8 - Messi 7 (81' Pedro 6), Hleb 7 (73' Bojan 7), Henry 10

Valencia (4-1-4-1): Renan 5 - Miguel 6, Albiol 6, Maduro 6, Del Horno 5 - Albelda 6 - Joaquin 5 (80' Pablo 6), Fernandes 6, Baraja 6 (70' Michel 6), Mata 5 (80' Vicente 6) - Villa 6

Goller: Henry 20', 28', 79', Daniel Alves 46'

Şut: 17 - 5
İsabetli şut: 7 -2
Topa hakimiyet: %56 - %44
Kurtarış: 1 - 2
Korner: 3 - 3
İsabetli pas: 444 - 336

Inter domine ediyor

Lazio gibi zor bir deplasmanı inanılmaz bir rahatlıkla 3-0 geçti Inter. Mourinho'nun takım üzerindeki hâkimiyeti her geçen gün artıyor. Bu maçta kaleyi bulan sadece 3 topun üçünün de gol olması onların da bir "Mourinho takımı" olmaya doğru hızla yol aldığını kanıtlıyor. Sezon başında ligin mutlak favorisinin onlar olduğunu belirtmiştim ama bu derece bir dominasyon beklemiyordum doğrusu. Üstelik tahminlerden fazla puan kaybı yaptıkları bile söylenebilir. Yine de Mourinho şampiyon olsa bile bu ülkeyi sevemeyecek gibi görünüyor.

Lazio (4-3-1-2): Carizzo - De Silvestri, Diakite, Rozehnal, Kolarov - Dabo (46' Brocchi), Ledesma, Foggia (77' Meghni) - Mauri - Pandev (31' Rocchi), Zarate

Inter (4-3-1-2): Cesar - Maicon, Cordoba, Samuel, Maxwell - Zanetti, Cambiasso, Muntari (78' Figo) - Stankovic (86' Mancini) - Cruz (28' Crespo), Ibrahimovic

Goller: Samuel 2', Diakite (kk) 45', Ibrahimovic 55'

Şut: 22 - 14
İsabetli şut: 5 -3
Topa hakimiyet: %47 - %53
Kurtarış: 0 - 1
Korner: 7 - 5
İsabetli pas: 313 - 356

Man Utd son dakikada

United 90'da Sırp stoperi Vidic'in attığı golle kazandı Sunderland maçını ama istatistiklere bakınca rakibini ezim ezim ezdiği görülüyor. Zaten Barca ile beraber dünyanın en iyi takımı bence. Ne kadar tiksinsem de laf söyleyemiyorum.

Man Utd (4-2-4): Van Der Sar - Rafael, Ferdinand, Vidic, Evra - Fletcher (68' Anderson), Carrick - Park (58' Tevez), Rooney, Berbatov, Ronaldo (68' Giggs)

Sunderland (4-4-2): Fulop - Bardsley, Ferdinand, Collins, Chimbonda - Malbranque, Yorke (60' Tainio), Whitehead (76' Edwards), Reid - Cisse (69' Jones), Diouf

Gol: Vidic 90'

Şut: 31 - 3
İsabetli şut: 8 -0
Topa hakimiyet: %72 - %28
Kurtarış: 0 - 4
Korner: 10 - 1
İsabetli pas: 592 - 159

6 Aralık 2008 Cumartesi

Spor ekranı

BUGÜN
19:00:.......M.United-Sunderland (Spormax)
19:00:.......Beşiktaş-Ankaraspor (Lig Tv)
20:00:.......Marsilya-Nice (Kanal A)
21:00:.......B.Rovers-Liverpool (Spormax)
21:30:.......Lazio-İnter (NTVspor)
22:00:.......Nantes-Lyon (Kanal A)
23:00:.......Bolton-Chelsea (Spormax)
23:00:.......Barcelona-Valencia (NTV)

YARIN
15:00:.......Trabzonspor-Kocaelispor (Lig Tv)
16:00:.......AC Milan-Catania (NTVspor)
18:00:.......West Ham-Tottenham (Spormax)
18:00:.......Lorient-Nancy (Kanal A)
18:00:.......Köln-Hamburg (Kanal 24)
19:00:.......Ankaragücü-Galatasaray (Lig Tv)
21:00:.......Goias-Sao Paulo (Spormax)
22:00:.......Paris Saint German-Le Mans (Kanal A)
22:00:.......Real Madrid-Sevilla (NTVspor)
23:00:.......W.Bromwich-Portsmouth (Spormax)

4 Aralık 2008 Perşembe

Keane istifa etti

Son haftalarda alınan inanılmaz kötü sonuçlar üzerine Sunderland menajeri Roy Keane takımdan ayrıldığını açıkladı. Son dönemde kederinden epeyi bir sakal da bırakmıştı, Tümer Metin gibi "maç kazanmadan kesmiyecem bunları!" falan mı dedi bilinmez. Ama takımı Premier League'e çıkaran ve kulüpte efsane hâline gelen bir ismin 2 yıl içinde bu duruma düşmesi gerçekten de üzücü. Sunderland sadık bir taraftarı, muhteşem bir stadı ve şanlı bir tarihi olan büyük bir kulüp. Bildiğiniz gibi komşuları Newcastle'ın da ezelî rakibi. Ama tıpkı onlar gibi Sunderland'ın da bir türlü yüzü gülmedi son 10-15 yılda. İngiltere'nin kuzeyinin toprağında mı, suyunda mı bir şey var bilmiyorum ama Boro'yu da o bölgeye katarsak, üçünü toplasan bir adam etmiyor. Bu arada Keane geçen sezon 70 M Euro civarı bir para harcayıp doğru düzgün bir takım kuramamıştı. Bu sezon da 30'un üzerinde saçtığı para ama yine bir numara yok. Her zaman söyledim, söylemeye de devam edeceğim: Teknik direktörlüğün %50'si sezon başında takımı kurma safhasında bence. Orada çuvallarsan istersen Einstein ol, hava gazı. Bunun bir örneği daha yaşanmış oldu.

Resimlerle #4

Hayırdır inşallah

Barcelona altyapısından yetişen ve şu anda 21 yaşında olmasına rağmen Arsenal takımının kaptanlığına erişen Cesc Fabregas, durduk yerde bir gün mutlaka İtalya'da oynamak istediğini ve tercihinin de Milan olacağını söylemiş. Ona göre diğer İtalyan devleri yıldız oyunculara bel bağlamış ama Milan organize ve takım oyununa dayanan futboluyla ülkenin en iyisiymiş. Eğer teklif gelirse hiç düşünmeden kabul edermiş. Yahu sen daha yeni, Gallas gibi bir oyuncunun yerine İngiltere'nin en büyük 3-5 kulübünden birine kaptan olmuşsun. Durduk yerde ne ortalığı bulandırıyorsun kardeşim? Bu genç çocukların menajerleri resmen oyuncak gibi oynuyor onlarla, ortaya da böyle kel alâka ve nerden estiği belli olmayan demeçler çıkıyor. Hakikaten boku çıktı şu futbolun...

Huntelaar Madrid'de

Ajax'ın genç ama tecrübeli golcüsü (ve kaptanı) Huntelaar sonunda rüyalarına kavuştu ve Avrupa'nın dev bir kulüplerinden birine transfer oldu. Real Madrid, Van Nistelrooy'un oldukça uzun sürecek olan sakatlığı nedeniyle doğan boşluğu da böylece gidermiş oldu. Söylenenlere göre ödenen bonservis bedeli 27 M Euro. Ama asıl soru, Huntelaar'ın nasıl bir performans göstereceği olmalı. Bu konuda takımdaki vatandaşlarının fazlalığı kendisine yardımcı olabilir ama ben ne şimdi, ne de gelecekte çok büyük bir başarı yakalayabileceğini düşünmüyorum. Çünkü her ne kadar Hollanda liginin altını üstüne getirse de öteden beri ben kendisini hiç tutmadım. Oyunda kopuk kopuk oynayan, ciddi bir devamlılık sorunu olan, çabukluğu ve gücü eksik bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Asla top class değil ama olabilir mi, ondan da emin değilim. Belki yanılırım.

Hildebrand serbest

Stuttgart takımında yıllarca istikrarlı bir şekilde sergilediği performansla kıtanın gözde kalecileri arasına giren ve geçen sezon başında şaşırtıcı biçimde Valencia'ya transfer olan Timo Hildebrand, teknik direktörü ile bir türlü anlaşamayınca kulübü tarafından serbest bırakıldı. Neden bonservis istenerek satılmadı, 29 yaşında böyle bir kaleciden nasıl bedava feragat edilir, bunlar muamma. Kahn'dan sonra kalesi güven vermeyen Bayern'in alacağını düşünüyorum ben, hatta İspanya'ya gittiği yaz da öyle düşünmüştüm. Ama Valencia hızlı davranarak (zamanında Edu konusunda yaptığı gibi) herkesi şaşırtmıştı. Masa başında götünden haber yazmaya alışık olan basınımız Fener'e lâyık gördü kendisini ama ben yabancı hakkının kaleciden yana kullanılacağını hiç sanmıyorum. Bakalım Timo nereye gidecek..

"Büyük futbolcular büyük futbol ister"

Bu söz, Casillas'a yapıldığı belirtilen uçuk teklif ile ilgili olarak, teklifi yapan Man City kulübüne ithafen söylenmiş; söyleyen de Fernando Torres. Biraz da Casillas'ın millî takımdan arkadaşı olması hasebiyle burnunu sokmuş meseleye ama netice itibarıyla çok doğru bir şey söylemiş Torres. Hoş, Man City o yolu zaten yavaş yavaş alıyor ama böyle abuk sabuk teklifler ne süreci hızlandırır, ne de büyük bir kulüp olmayı garantiler. Yapmaları gereken şey flaş, yeri yerinden oynatacak, akılları uçuracak transferler yerine yine "en üst düzeyde" kaliteli ama o kadar da flaş olmayabilecek isimleri transfer etmektir bence de. Mesela şu City yönetiminin zihniyetindeki adamlar dönüp Claude Makelele'ye bakar mı? Elbette hayır. Ama işte Chelsea'nin yaptığı şey tam da buydu: Kimyası olan bir dünya takımı yaratmak. Vieira dururken Essien, Nesta dururken Carvalho, Shevchenko dururken Drogba alındı o takıma ve başarı bu şekilde geldi. Bu ilkenin istisnası olarak Sheva yine alındı daha sonraları ve neticeyi gördük. İnşallah saçmalamadan akıllıca hareket ederek dev bir kulüp yaratırlar, biz de bütün dev ve büyük takımlar için yaptığımız gibi onların rakiplerini tutarız : )

1 Aralık 2008 Pazartesi

Bir Liverpool rezaleti daha...

Liverpool, Chelsea'nin (hem de) kendi sahasında mağlûp olduğu haftada yine kazanamadı ve 3 puan farkla lider olabilecekken sadece 1'de kaldı. Şurası bir gerçek: Benitez'in Liverpool'u 5 yıldan beri daima kendisinden daha büyük ve açık oynayan rakiplere karşı üstünlük kurabiliyor. Kendisinden küçük ve kapanan takımlara karşı ise bir kifayetsizlik âbidesi. Hele Torres olmadan takım adeta ağır konstipasyonlu bir hastaya benziyor. Stoke maçından sonra şu maçta da puan kaybettiler ya, yazıklar olsun.

Liverpool (4-4-2): Reina 7 - Arbeloa 7, Hyypia 7, Carragher 7, Dossena 7 - Benayoun 7, Gerrard 7, Alonso 7, Riera 6 (78' Babel 6) - Kuyt 8, Keane 6 (66' Ngog 6)

West Ham (4-4-2): Green 10 - Neill 7, Collins 7, Upson 7, Ilunga 7 - Faubert 6 (86' Boa Morte ?), Parker 7, Mullins 6, Behrami 6 - Cole 6, Bellamy 6

Şut: 25 - 7
İsabetli şut: 8 -2
Topa hakimiyet: %67 - %33
Kurtarış: 0 - 5
Korner: 17 - 5
İsabetli pas: 522 - 203

Ligde 13. haftanın görünümü

Lider Trabzon'u zaten yazıp duruyorum. Üç büyükler çok kötü olduğu ve bugüne kadar şansı da yardım ettiği için normalde toplaması gerekenden daha fazla puan topladı ve liderliğini sürdürüyor. Ama ışık veren bir takım oldukları da gerçek. Önümüzdeki hafta Kocaeli'ni de yeneceklerdir. Ondan sonraki hafta Bursa maçı zor.

Beşiktaş, teknik direktörünün çağ dışı yöntemleri yüzünden daha çook puan kaybeder. Denizli hem 80'li yıllarda kalmış, hem de bunun farkında olmayan ve işini at gözlükleriyle yapan bir hoca. Göreve geldiğinden beri belirttiğim gibi ipiyle kuyuya inilemeyecek birisi. Ancak ve ancak çok şanslı olduğu zaman başarı sağlayabiliyor. Bunu Beşiktaş'ta gerçekleştirir mi, gerçekleştirse ne olur?

Sivas ise resmen gerçek futbolseverleri büyülüyor. Teknik direktör Uygun inanılmaz bir hakimiyet ile takımına müthiş bir hücum futbolu oynatıyor. Ligimizin Werder Bremen'i demek istiyorum, eğer müseade ederseniz. Oynadıkları sistem de, oyun tarzı da aynı. Özellikle son haftalarda formsuz olan Yıldız ve Balili'nin G.Antep maçında iyi oynamaları çok güzel. Musa zaten resmen kademe atladı ve adeta bir istikrar âbidesi. Ön libero Kanfory Sylla da bölgesinde bu ligin en iyilerinden biri. Defans bloku son derece oturmuş durumda; Abdurrahman ve Hayrettin çok kaliteli iki bek. Bilica da Sylla gibi kendi mevkiinde ülkenin en iyilerinden biri. Yanında da Diallo, Sedat, Murat üçlüsünden hangisi oynasa fark etmiyor. Lig başından beri 8-9 maçlarını seyretmiş biri olarak samimiyetle söylüyorum: Sivas bu ligi şampiyon bitirebilir. İnşallah da son maça kadar zorlayacaklardır. Çünkü Trabzon'dan kesinlikle daha kaliteli bir futbol oynuyorlar. Üç büyükleri zaten saymıyorum. Dikkatle seyretmeye devam ediniz.

G.Saray hakkında ne yazsam bilmiyorum, burnumu sokmak da istemiyorum. Bir Fenerli olarak taraflı yazdığımı sanacak herkes. Ama Fener'in bu kadar rezil olduğu bir yılda G.Saray nasıl bu kadar kötü yönetilir, nasıl böyle çiftliğe döner? Biz Fenerlilerin bile kabul ettiği "Avrupa'ya açılan pencere" nasıl böyle şark zihniyetli bir kulübe dönüşür? İnsanın aklı almıyor. Feldkamp rezaleti de gösteriyor ki, G.Saray'da 2 Adnan gitmediği sürece aydınlık günlerin gelmesi zor.

Fenerbahçe, derbiyi kazanarak lige tutunmayı başardı. Devre arası aklı başında transferler yapılacağı söyleniyor. Bu yönetimi sevmiyorum, hocayı tasvip etmiyorum, Brezilyalılar çetesinden iğreniyorum. Devre arasını ve sonra da Mayıs ayındaki kongreyi bekliyorum.

Ankaraspor'un bu hafta puan kaybedeceğini öngörmüştüm ama yenileceğini düşünmemiştim. Ama hep belirtiyorum, öyle yana yana 10-15 pas yapmakla bu işler olmuyor. En kısa yoldan gole gitmenin de yolunu arayıp bulmak lâzım. Ama Aykut Kocaman kariyerinin başlarında çok umut verse de bunun gerisini yıllardır getiremedi. Ve galiba da hiçbir zaman, örneğin bir Mourinho'nun olduğu gibi "winner" bir hoca olamayacak.

Kayseri takımının da aynı şekilde defansı çok iyi ama hocası hücumdaki varyasyonlar konusunda fazlasıyla yetersiz. Bu hafta forma giymeyen ama takımın iki as forveti olan Aghahowa ve Purovic de bu yetersizliğin alâmet-i farikası adeta. Biraz daha kaliteli iki forvet gerekiyor bu takıma. Yoksa yine sezon başında dediğim gibi, ilk 6 bile zor.

30 Kasım 2008 Pazar

Premier League'de müthiş gün

Manchester derbisinde United, City'ye resmen ders verdi. Büyük takım olmanın öyle bugünden yarına olacak bir şey olmadığını, bunun için alınması gereken çok uzun bir yol olduğunu, çok para harcayarak büyük olunamayacağını gösterdi. 4 forvetle maça başlamasına rağmen rakibine boş alan bırakmadı United, ne istediğinin farkında olan ve almasını da bilen tam bir büyük takım havasındaydı. City ise 5 orta saha oyuncusu ile geride kapanıp kontra toplarla pozisyon bulma amacındaydı. Neticede ikinci yarının bir kısmını seyretmedim Fener-Telekom maçı yüzünden ama maçın %80'indeki görüntü buydu.

Man City (4-1-4-1): Hart - Richards (76' Sturridge), Kompany, Dunne, Garrido - Hamann (46' Elano) - Vassell (46' Zabaleta), Wright Phillips, Ireland, Robinho - Benjani

Man Utd (4-4-2): Van Der Sar - Rafael, Ferdinand, Vidic, Evra - Park (90' O'Shea), Fletcher, Carrick, Ronaldo - Berbatov (83' Giggs), Rooney

Arsenal ise tam anlamıyla bir mucizeye imza attı Chelsea deplasmanında. Hem de kendi kalesine attığı golle ilk yarıyı yenik kapatmasına rağmen ikinci yarıdaki karakterli oyunuyla maçı kazanmayı başardı. İki gol atan Van Persie maçın oyuncusu ama Arsenal'deki çocukların hepsi elinden gelenin maksimumunu verdi sahaya. Banko Chelsea'nin kazanacağını düşünen bana da ciddi bir kapak olmuş oldu bu galibiyet. Chelsea'nin artık Mourinho'nun defans anlayışı ile uzaktan yakından ilgisi kalmadı. Zaten kendi sahasında 80 küsur maç yenilmeyen bir takımın daha 7-8 maçta iki mağlubiyet alması da bir şeylerin değiştiğinin kanıtı. Deco'nun sol açık oynadığı, Alex dururken Ivanovic'in görev aldığı ilginç bir takım oldu Chelsea. Liverpool yarın kendi sahasında kazanırsa 3 puan farkla lider olacak.

Chelsea (4-1-4-1): Cech - Bosingwa, Ivanovic, Terry, A.Cole - Mikel (69' Malouda) - Kalou, Ballack, Lampard, Deco (81' Stoch) - Anelka

Arsenal (4-4-2): Almunia - Sagna, Gallas, Djourou, Clichy - Denilson, Song, Fabregas, Nasri - Adebayor (83' Bendtner), Van Persie

Efsaneler #1: Roberto Baggio

25 yıldır her türden futbol maçlarını seyrediyorum, hayattaki en büyük iki kahramanımdan biri Roberto Baggio'dur (diğeri Rıdvan Dilmen). Vicenza'da başlayan kariyerinde Fiorentina'ya gittikten sonra Çizme'nin en iyi futbolcularından biri hâline gelen Baggio, 1990 Dünya Kupası öncesinde o zamanın parasıyla 52 milyar liraya (19 milyon $) Juventus'a transfer olmuş ve bir dünya rekoruna imza atmıştı. Fiorentina taraftarlarının en sevdiği futbolcu olan ve kulüp tarihinin en iyilerinden biri kabul edilen Baggio, transferi aslında istemediğini ve mecburen kabul etmek zorunda kaldığını belirttikten sonra Floransa sokaklarında 5 kişinin yaralandığı ciddi olaylar çıkmıştı. İtalya tarihinin en başarılı takımı olan Juventus belki de tarihinin en kısır sezonlarını yaşıyordu o dönemde. Hatta Baggio, kulübü tarafından zorla satılması gündeme geldiğinde Milan ile kendisinin her konuda anlaştığını ama menajerinin kendisinin haberi olmaksızın Juve ile kontrat imzaladığını yıllar sonra, 2005 senesinde açıkladı. Şimdi bakıyorum, ben 13 yaşında biri olarak sadece Baggio yüzünden '90 yılından itibaren yıllarca Juve taraftarı oldum. Ama Juve'yi tutmadan önce de çocuk aklımla Milan'dan nefret ediyordum zaten. O Van Basten, Gullit, Rijkaard'lı takımın bir sezonu 34 maçta 38 gol atarak şampiyon bitirmesinden, 12 yaşında biri olarak bile nefret etmiştim. Bırakın gol yemeyi, pozisyon bile vermiyordu rakiplerine Milan. Ama Baggio Milan'a gitseydi ne olurdu? Kuşkusuz her şey bambaşka bir yöne giderdi. Baggio'nun kariyeri şimdi olduğundan çok daha parlak olurdu çünkü dediğim gibi Juve onunla ilk şampiyonluğunu bile 1995'te (yani onun son senesinde) kazanabildi. Buna karşın Milan o dönemde Serie A'yı resmen domine ediyordu mesela. Ayrıca Van Basten ile kusursuz bir ikili olurdu. Hatta Van Basten sonrası dönemde Massaro gibi bir adam bile o takımda leblebi gibi goller atıyordu. Ama ben Milan'dan o kadar tiksindiğim için muhtemelen Baggio'yu da sevmeyecektim. Böyle bakınca iyi ki Juve'ye gitmiş diyorum. Ama keşke Viola'da kalsaydı demek sanırım en güzeli, en şıkı.

Daha çocukken bir amatör maçta 6 gol attığı için Vicenza'ya transfer olmuştu. Bu takımla Serie C1'de geçirdiği yıllardan ve son senesinde yaşadığı şampiyonluktan sonra Fiorentina'ya gitti. İlk Serie A maçını Viali ve Mancini'li Sampdoria'ya karşı 21 Eylül 1986'da oynadı. İlk Serie A golünü Maradona'lı şampiyon Napoli'ye 10 Mayıs 1987'de attı. Juve ile 1993 yılında ilk ve tek Avrupa kupasını (UEFA) kazandı, o yıl Avrupa'da yılın futbolcusu ve Dünyada FIFA yılın oyuncusu seçildi. Juventus ile 32 Avrupa Kupası maçında 22 gol attı 5 sezon boyunca. 1995 yılında başkan Berlusconi'nin ısrarları sonucu Milan takımına gitti. Juve'nin onu daha 28 yaşındayken bırakması enteresan ama o zamanlar Del Piero'nun taraftarın yeni yeni gözdesi olmaya başladığı yıllardı. Juve de onunla tek Uefa Kupası, tek lig şampiyonluğu, tek İtalya Kupası kazanmıştı zaten. Ayrıca '94 dünya Kupası'nda kaçırdığı o penaltıdan sonra da ışıltısı gitmişti Baggio'nun.

Milan ile daha ilk yılında lig şampiyonu oldu (iki yıl üst üste farklı takımlarda şampiyon olan ilk İtalyan futbolcu). '97 yılında, sezon sonundaki Dünya Kupası için daha fazla forma giymek adına Bologna'ya gitti ve orada kariyerinde lig için en yüksek rakam olan 22 gol attı. Dünya Kupasına giden kadroya seçilmişti ama çok daha formda olan onun yerine Cesare Maldini her maçta Del Piero'ya görev veriyordu. Çeyrek finalde Fransa karşısında Del Piero'nun yerine oyuna girdiğinde İtalya'nın çok daha iyi futbol oynadığını herkes gördü. Hatta Baggio'nun doksanı yalayan bir şutunu hatırlıyorum şimdi, Barthez'i koruduğu kaleye. İtalya o maçta penaltılarla elendi, Baggio 94 yılındaki tatsız anıya karşın takımın ilk penaltısını çok rahat bir şekilde kullanmıştı. Maldini de turnuva sonrasında ona hak ettiği dakikaları vermediği için özür dileyecekti.

Turnuva sonrası Inter'e giden Baggio, gayya kuyusunu andıran bu kulüpte 2 sezon oynadı, 15 gol attı. Sonra inanılmaz bir karar ile 33 yaşında Brescia'nın yolunu tuttu. İlk sezonu onun standartları için vasat geçti ama ikinci sezonuna inanılmaz bir şekilde başladı. 34,5 yaşında girdiği o sezonda ilk 9 maçta 8 gol attı ve onuncu maçta çok büyük bir sakatlık geçirdi. Sezonun son 3 maçında sahalara dönebildi, döndüğü maçta eski takımı Fiorentina'ya 2 gol attı. Sonra Bologna'ya bir tane daha ve sezonu 13 maçta 11 gol ile bitirerek tüm zamanların en büyük oyuncularından biri olduğunu bir kez daha kanıtladı. 2004 sezonunun kapanışında Milan deplasmanında kariyerinin son maçına çıktı. 88. dakikada oyundan alındığında, 80.000 Milan taraftarı onu ayakta alkışlayarak uğurladı. 10 numaralı forması Brescia'nın müzesindedir, ondan başka hiç kimse o formayı bir daha giyemeyecek.

Baggio 205 lig golüyle İtalya'da tüm zamanlarda beşinci sırada (Piola, Nordahl, Meazza ve Altafini'den sonra). Millî takımda 56 maçta 27 gol attı. 3 Dünya Kupasında birden gol atan tek İtalyandır. Ayrıca 9 Dünya Kupası golü ile de en çok gol atan İtalyan futbolcudur. 91 penaltıda 76 gol ile en çok penaltı golü atan oyuncudur. Kariyerinde toplam 318 golü vardır. Tüm zamanların en büyük futbolcularından biridir. Kaleciyi çalımlayarak attığı goller herkesin hafızasındadır. O golleri gören herkes şunu der: "Hayatımda bu adam kadar güzel kaleci çalımlayan birini görmedim ben."

Vicenza (1982-1985): 46 maç 15 gol
Fiorentina (1985-1990): 135 maç 55 gol
Juventus (1990-1995) : 200 maç 115 gol
Milan (1995-1997): 67 maç 19 gol
Bologna (1997-1998): 33 maç 23 gol
Inter (1998-2000): 58 maç 15 gol
Brescia (2000-2004): 98 maç 45 gol
Toplam (1982-2004): 637 maç 292 gol