06 Aralık 2009 Pazar

Çözüm taraftarda

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım hakkında geçen sezondan beri ağza alınmayacak sürüyle şey yazdım. Aşağıda birkaç tanesinin linkine de yer verdim; onları okuyan herkes, bu adam hakkında düşüncelerimin ne olduğunu açık bir şekilde görebilir. Hatta arkadaşlarım geçen yıl ben onları yazarken "olm seni buldurur bak, bu adam tehlikeli" falan demişlerdi, o kadar ileri gitmiştim. Ama elimde değil, adamdan resmen tiksiniyorum. Bunun Fenerli olmamla bir alâkası yok, zaten diğer takım taraftarları da sevmiyor onu, ayrı mesele. Ama ben "bu nefretimin Fener'in durumuyla ilgisi yok" demek istiyorum. Br kere adam karanlık bir adam, ölen amcası Faruk Yalçın bu ülkenin en büyük mafyası deniyor. Şimdi onun işlerini devam ettiren de Yıldırım'ın kendisi. Türkiye'nin en zengin 100 kişisi açıklanıyor ama Aziz Yıldırım orada yok mesela. Nihat Özdemir, Hamdi Akın, İlhan Cavcav, Erdoğan Demirören, Tuncay Özilhan gibi spor camiasının pek çok ismi var ama Yıldırım yok. Böyle bir şey mümkün mü? Parayı nasıl kazandığının, nasıl yaşadığının kanıtı gibi bir şey bu. Adam karanlık bir adam. Dolayısıyla hayatında "Kurtlar Vadisi"nin tek bir sahnesini bile seyretmemiş biri olarak bu adamı sevmem, saymam, hayran olmam vs. söz konusu bile değil. Sadece acırım o kadar.

Fenerbahçe isterse 5 yıl üst üste şampiyon olsun, Avrupa şampiyonu olsun, Aziz Yıldırım hakkındaki düşünce ve duygularım değişmez. Geçen sene boyunca da bu blogda bu duygularımı kustum ama baktım ki "it ürüyor, kervan yürüyor." Bu durumda 5 yaşımdan beri (27 senedir!) ölümüne tuttuğum bu takımı ya bırakacaktım (ki birkaç kez Yıldırım gidene kadar bırakacağımı da söyledim ama beceremedim) ya da ürümeyi bırakıp teslim politikası ile bu adamın ölene kadar bu rant kapısından asla gitmeyeceğini kabullenip pasif bir şekilde Fener'i seyretmeye odaklanacaktım. Sonuçta Fener'in (çoğu zaman uyuyan) taraftarı da ara sıra dişini gösterip onu yola sokuyordu bir anlamda. Geçen seneki gibi o da "bundan sonra ısıran bir takım olacağız" diyerek bir şeyler yapmaya çalışıyordu, sezonlar böyle gelip geçiyordu vs.

Sezon başında en yakınlarıma da "geçen sene sezon boyunca küfredip eleştirdiğim bu adamı artık bir kenara bırakıp bu sene takıma konsantre olalım, elimizde ne varsa ona bakalım ve onu destekleyelim" diyerek bu doğrultuda bir politika izledim. Ama geldiğimiz noktaya gelene kadar her şey o kadar yanlış, o kadar kokuşmuş ve o kadar rezil ki, insan bu futbol oyununu ve bu takımı sevdiği için lanet ediyor.

Faşist imparatorlukları ve devletleri düşünün, Fenerbahçe taraftarının durumu tam olarak o durumda bugün. Taraftarlar arasında anket yapılsa, eğer gerçekten 20 milyon taraftar varsa ben en az 15 milyonunun Yıldırım'ın gitmesini isteyeceğinden adım gibi eminim. Ama adam oraya hasbel kader bir şekilde geldikten sonra düzenini öyle bir oturttu, o kadar çok insanı bu kulübe üye yaptı ve koltuğunu öyle bir sağlama aldı ki, halk arasındaki söyleyişle "allah gelse" onu oradan indiremez artık. Bakarsanız genel kurul diye bir şey var ve başkanlar demokratik bir şekilde seçiliyor ama işin demokrasisi mi kaldı? Yasa dışı bir şekilde kazandığı paraları kullanarak zamanında Vefa Küçük'e karşı 1 oy farkla seçimi kazandı, o zaman Fener'in kanını emen kongre gruplarını (önce satın alarak kullandıktan sonra) temizleyeceğini söyledi. Allah razı olsun, temizledi de. Semih Bayülken, Aziz Yılmaz gibi yüzüne bile tükürmeyeceğim adamların kulüpteki tüm etkinliğini bitirdi. Ama yıllar içinde kulübe üye yaptığı binlerce "satın alınmış" insandan sonra anladık ki, meğerse en büyük grup Aziz Yıldırım'ın kendisiymiş. Şu anda aidatlarını Yıldırım'ın ödediği binlerce satılmış kongre üyesi var, hepsi özenle seçilerek üye yapıldığı için mürit pozisyonundaki kişiler. Dolayısıyla Şansal Büyüka boşuna söylemiyor, "ceketini koysa seçilir" diye...

Fener taraftarının 20 milyonu birden ayaklansa, isyan etse, "Aziz gitsin" dese bu adamı gönderemez yani. O istemediği müddetçe cebren ve hile ile bu kulübün başında kalmaya devam edecek. Burada parasını aklıyor, kendisine inanılmaz (başbakandan bile güçlü) bir sosyal kimlik sağlıyor, bu kimlik sayesinde ihaleler alıyor, özetle servetine servet katıyor. Bu adam ölene kadar bu kulübün başkanıdır. Bunu kabul edelim ya da bırakalım. Bizim gibilerin bırakması, meydanın "Ali Şen başkan Fenerbahçe şampiyon" diyen geri zekâlı ve özürlü taraftarlara kalması zaten Yıldırım'ın istediği bir şey. Çünkü o geri zekâlıları bir G.Saray galibiyetiyle bile avutabilirsin mesela. Bu yüzden bırakmak da çözüm değil.

Bence çözüm (onu göndermek mümkün olmadığına göre) bu adamın "dokunulamaz bir tanrı" olmadığının kendisine gösterilmesinde yatıyor. Bunu yapabilecek yegane unsur da taraftarın kendisi bana göre. Çünkü Yıldırım'ın kaale aldığı tek merci, tek unsur taraftar (onu da tam aldığı söylenemez ya, neyse). Aşağıda yer verdiğim "Fener için beyhude bir reçete" başlıklı postta bunu tam olarak ifade etmiştim geçen yıl. Bu adam hiçbir şekilde buradan gitmeyeceğine ve hiçbir şeyden korkmadığına göre, onu korkutabilecek tek şey olan "gerçek taraftarların" tepkisini (basını da kullanarak) bir şekilde göstermesi gerekiyor. O yazıda söylediklerimi tekrar ediyorum: Hiçbir şeyden hiçbir çıkarı bulunmayan, sadece Fener sevgisiyle hareket eden, kültürlü, ağzı iyi laf yapan, iletişimi kuvvetli ve bu işlerle uğraşabilecek ekonomik rahatlığı olan (bizim gibi hayat gailesi içine düşmemiş) aklı başında birkaç Fenerlinin bir sivil toplum örgütü kurup, Fenerbahçe'nin snob başkanı üzerinde baskı unsuru olacak şekilde bunu kullanması gerekiyor. Basını da yanına çok rahat çekebilirler, en azından basın onların söylediklerini tüm Türkiye'ye yayabilir. Bu bile yeter. Böyle bir şeyin yapılması lâzım. Bu adamın karşısında kulüpte muhalefet diye bir şey zaten kalmadı. Yaptığı şeyleri eleştiren tek bir insan evladı bile yok. Bu yüzden canı ne isterse onu yapıyor; karışan, soran, eden yok. Ama karışılması lâzım. Yoksa yakın gelecek de uzak gelecek de ziyadesiyle karanlık.

En büyük snob köşeye sıkıştı

Yıldırım hakkında bilmem kaçıncı yazı


Fener için (beyhude) bir reçete

05 Aralık 2009 Cumartesi

Çiftlik'ten son haberler

''Futbolcumuz Önder Turacı sakatlığı sebebiyle Eskişehirspor maçı kadrosuna alınmamıştır. Tedavi olması ve dinlenmesi gereken Önder Turacı, gece geç saatlere kadar bir gece kulübünde eğlenmiş ve daha sonra evine gitmiştir.''

''Evde sebebini bilemediğimiz bir hadise sonrası sağ el bileğinde radial atar damarında ve el bileği kirişinde kesik oluşmuştur. Daha sonra ailesi tarafından Ataşehir'deki bir polikliniğe, sonrasında da Kadıköy Acıbadem Hastanesi'ne götürülmüştür. Sabah 10.00'da Doç. Dr. Ufuk Nalbantoğlu tarafından ameliyata alınan Önder Turacı, iki saat süren başarılı bir operasyon geçirdi. Sağ el bilek seviyesindeki kesi ve buna ait damar ve kirişler primel olarak onarıldı.''

Fenerbahçe Spor Kulübü

Not: Önder'in intihar etmiş olabileceği ya da alkollü olarak sevgilisiyle kavga edip cam sehpaya vurmuş olabileceği konuşuluyor. Kulübün düştüğü duruma bakın. Şu görüntüye ve hali pür melale sebep olanların hepsinin allah belasını versin demekten başka elimden bir şey gelmiyor.

Hayırlı olsun

2010 Dünya Kupası Finalleri Grup kuralarının çekimi ev sahibi ülke Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Cape Town kentinde, FIFA Genel Sekreteri John Valcke ve Oscar ödüllü Güney Afrikalı Aktris Charlize Theron tarafından yapıldı. Oluşan gruplar şöyle:

A Grubu: Güney Afrika Cumhuriyeti, Meksika, Uruguay, Fransa

B Grubu: Arjantin, Nijerya, Güney Kore, Yunanistan

C Grubu: İngiltere, ABD, Cezayir, Slovenya

D Grubu: Almanya, Avustralya, Sırbistan, Gana

E Grubu: Hollanda, Danimarka, Japonya, Kamerun

F Grubu: İtalya, Paraguay, Yeni Zelanda, Slovakya

G Grubu: Brezilya, Kuzey Kore, Fildişi Sahili, Portekiz

H Grubu: İspanya, İsviçre, Honduras, Şili

03 Aralık 2009 Perşembe

Boyalı alan

NBA tarihinin gelmiş geçmiş en iyi uzunlarından, en iyi savunmacılarından ve en iyi blokçularından biri olan efsane oyuncu Alonzo Mourning, üç saniye koridorunu nasıl öyle istekli ve savaşçı bir şekilde savunduğuna dair sorulara şöyle cevap verirdi: "Üç saniye koridoru benim yatak odam, mahremim, namusum. Oraya giren, sonuçlarına da katlanır."

Fenerbahçe Ülker denen zavallılar ordusu, Barcelona deplasmanında şu aralar ırzına geçilmekle meşgul. Skor an itibarıyla 87-55 ve Barcelona üç saniye koridorundan tam 23 basket (!) buldu. Ben buradan küfredemiyorum, 32 yılda öğrendiğim bütün küfürleri maçı seyrederken ettim zaten. Ama şöyle diyeyim: Euroleague'de hiçbir maçta göremeyeceğiniz bu 23 boyalı alan basketini, yukarıda Mourning'in söyledikleri ile eşleştirin. Demek istediğimi anlarsınız zaten...

02 Aralık 2009 Çarşamba

Twente 0 - Fenerbahçe 1

Tam da düşündüğüm her şeyi maçtan sonra Rıdvan Dilmen NTVSpor'da söyledi. Fenerbahçe sadece ilk maçı kaybettiği Avrupa Ligi grubunda 4 galibiyetle lider. Son maçı evinde Moldova takımıyla oynayacak, grup liderliğini garantilemiş durumda ve bundan sonraki turda da seri başı olacak. Ligde her şeye rağmen birinci sırada vs. Ama bir taraftar olarak umrumda bile değil. Kulüpte öyle bir başıbozukluk, öyle bir çiftlik havası ve yayılan öyle kötü kokular var ki; alınan hiçbir galibiyet ya da elde edilen hiçbir liderlik (İslam babanın deyimiyle) bu iğrenç kokuları temizleyecek bir dezenfektan olamaz aklı başında taraftarın gözünde.

Carlos zaten (nihayet!) devre arasında kesin gidiyor. Güiza bu gece maçtan çıkarken elini omzuna koyan Koch'u tersleyip direkt soyunma odasına gidiyor ve yedi sülalesinin kulaklarını çınlatıyor bize. Semih bir karış sakalla dünyanın en ruhsuz ve en sümsük futbolcusu görünümünde. 82'de oyuna giriyor ama sahanın en isteksiz ve güçsüz ismi o. Alex'in teknik direktörle birlikte kadro yaptığı söyleniyor. Takımın en muhteşem oyuncusu ve en kişilikli ismi Emre hem takımdaki yabancılarla sürekli kavga ediyor hem de sevimsiz hareketleriyle o kadar itici görünüyor ki, bir insanın onu sevebilmesi çok zor. Andre Santos'u sabaha kadar dövsem usanmam. Kâzım ise ayrı bir âlem. Hakeme küfrettiği için 4 maç ceza alıyor, oynamadığı ilk maçta tribünde değil ve takımın evinde 3-1 kaybettiği söz konusu maçtan sonra sabah 3'e kadar gece kulüplerinde sürtüyor. Sabah 10'daki idmana yetişeyim derken ölümden dönüyor, kulübüne yalan söyleyip dolayısıyla onlara da yalan söyletiyor ve kulübünü rezil ediyor. Bu karanlık tabloyu sabaha kadar uzatabilirim ama bunlar (daha önce de bir kere yazmıştım) Aziz Yıldırım'ın başkan olduğu, Aykut Kocaman'ın da futbol direktörlük yaptığı bir yerde gerçekleşiyor.

Fenerbahçe isterse ligdeki son 3 maçını ve Sheriff karşılaşmasını kazansın. İsterse böyle gidip lig sonunda şampiyon olsun, benim için bir şey fark etmez. Ben böyle bir kulübün taraftarı olamam, hiçbir şekilde içimden gelmez. Bugünkü görkemli deplasman galibiyeti bile zerre kadar sevindirmiyor. Geçen yıldan beri aynı şeyleri yazıp duruyorum ve sıkıldım artık.

Devre arasında Güiza, Roberto Carlos, Deivid ve (para ediyorken) Andre Santos'tan mutlaka kurtulmalı bu kulüp. Benim santrfor olarak çok ümitli olduğum Kâzım'ı tekme tokat göndermeli. Semih'i yurt dışına psotalamalı. Takıma da savaşçı ve ruhuyla oynayan karakterli futbolcular almalı. Türkiye içinde böyle oyuncular var, yurt dışında ise en önemli isim Hamit Altıntop. Tabii karakterli futbolcular almakla bitmiyor iş. Kulüpteki bu çiftlik havasının ortadan kaldırılması, Aziz Yıldırım'ın futbol takımından tamamen elini-ayağını çekmesi ve Aykut'un da "Daum'un işvereni" olarak görev tanımının tam anlamıyla yapılması ve elini taşın altına sokması gerekiyor. Bu işler düzelmeden kimi yenseler, nerede lider olsalar benim için boş.

Twente (4-3-3): Boschker (****) - Carney (**), Wisgerhof (**), Douglas (***), Stam (**) - Brama (**) (81' Parker (*), Perez (**), Tiote (**) (81' De Jong (*) - Stoch (**), Ruiz (**), Nkufo (**)

Fenerbahçe (4-4-1-1): Volkan (**) - Gökhan (**), Lugano (***), Bilica (***), Roberto Carlos (***) (75' Andre Santos (*) - Mehmet Topuz (**) (90' Deniz Barış), Selçuk (***) , Cristian (***), Vederson (***) - Alex (**) - Güiza (**) (81' Semih (*)

Goller (0-1): Lugano 71'

Sarı Kartlar: 69' Douglas, 88' Perez - 29' Roberto Carlos, 39' Volkan Demirel, 63' Alex, '80 Vederson, 87' Lugano

Rıdvan Dilmen

Soru: Oğlunuzun adını verdiğiniz Erdi ile görüşüyor musunuz?

Rıdvan
: Görüşüyoruz. O yıllarda bebeğin cinsiyeti belli olmuyordu. Antrenmandayım, stat görevlisi 'hanımın doğum yapmak üzereymiş' diye haber verdi. Erdi de bana 'git, oğlunu kucakla' dedi. Ben de 'oğlum olursa adını Erdi koyacağım' dedim. Ama Abdülkerim deseydi koymazdım mesela (kahkaha atıyor). Abdülkerim'i çok severim bu arada.

Zaman gazetesine geçen yıl verdiği röportajdan...

Ancelotti praised

3 gün önce Chelsea teknik direktörü Ancelotti'yi öven bir post yazmıştım. İtalyan hocaya bir övgü de oyuncusu Drogba'dan geldi. İtalyan Coriera Dello Sport gazetesine şunları şöylemiş Fildişili oyuncu: "Ancelotti, dünyadaki en iyi teknik adam. Hiç tanımadığı bir kulübe gelmesine rağmen uyum sağlamakta hiç zorluk çekmedi. Hem idmanda hem de soyunma odasında mükemmel bir atmosfer oluşturdu. Takımı yönetme tarzına hayranım. Onunla çalışmaktan büyük keyif alıyoruz."

Hani hep deriz ya (ben de dedim zamanında) "takımı ve ülkeyi tanıyan bir hoca olsun" diye... İşte, eğer kişi iyi bir teknik direktörse hiç bilmediği bir kültürde, hiç tanımadığı bir takımda da başarılı olabiliyor. Demek ki neymiş, esas olan "kaliteli"yi bulabilmekmiş. Ama orada da şöyle bir teorim var benim: Dünyada bu anlamda iyi ve kaliteli hoca sayısı bana göre iki elin parmaklarını geçmez. Capello, Lippi, Ferguson, Mourinho, Ancelotti, Wenger, Benitez, Hiddink, Lucescu... Var mı başka?

01 Aralık 2009 Salı

Broos'tan iç karartıcı Türkiye fotoğrafı

"13. haftada Kasımpaşa'ya karşı deplasmanda aldığımız 3-1'lik yenilginin ardından, bazı şeyler artık kabul edilebilecek seviyeyi aştı. Yönetim, vahşi bir şekilde takımın etrafına saldırdı. Örneğin kaptanın unvanı elinden alındı, 5 oyuncu kadrodan çıkarıldı. Bu oyuncuların her birine 5 ila 50 bin avro para cezası verildi ama beni en rahatsız eden olay, başkanın, oyunculara benim için 'kendi istifa etti' demesiydi. Bu, büyük bir yalan. Bu yalan, geçmişteki yalanların üzerine eklenen bir yalan.''

"Oyuncular 28 Haziran'dan bu yana maaşlarının bir kuruşunu bile alamadı. Yalnızca kadrodan çıkarılan 5 oyuncunun maaşları ödendi. Onların, UEFA'ya gideceklerinden korkuldu. Ben de Ekim ve Kasım maaşlarımı alamadım. Kulüp başkanı bana, 'bazen ekonomik çıkarları, sportif çıkarların üzerinde tutmam gerektiğini' söyledi.''

"Brezilyalı futbolcu Alanzinho ile Gökhan Ünal'a 4 ve 6 milyon avro bonservis parası ödenmiş. Yönetim, benim bu oyuncuları ilk 11'e sokmamı istedi. Her iki oyuncu da hem formunda değildi hem de iyi oynamıyordu. Oynatmazsam, bu oyuncuların değeri düşecekti. Bunun için bazen bazı maçlarda oynattım ama yeterli bulunmadı. Yönetim ayrıca bu iki oyuncunun oynatılması için yardımcı antrenörlere de baskı yapıyordu."

"İbrahim Yattara'nın ise ciddi bir sakatlığı vardı. Ancak kulübün sağlık yetkilileri, bu oyuncunun yüzde 100 formda olduğunu iddia ediyordu. Yattara, bu yüzden idmanlara katılmak mecburiyetinde kaldı. Çocuk tek bacakla idman yapıyordu. İdmandan çıkardığımda kulüp doktoru olayı büyüttü. Yattara'nın formda olduğunu tekrarladı ama yönetime, benimle Yattara arasında bir sorun olduğunu söylemiş. Maçta oynattım; 25 dakika sonra sahadan almak mecburiyetinde kaldım çünkü devam edemedi. Daha sonra doktora, 'bazen kör gözlerin de görmesi gerektiği' tarzında bir cümle söyledim. Yönetim, benim onlara saldırdığımı düşündü ve o andan itibaren her şey kötüden daha da betere gitti. Oyuncular, benim tarafımı seçti. Ayrıca kafalarında sürekli maddi problemler vardı. Bazıları ciddi sorun yaşamaya başladı. Bu, bir takımın motivasyonu için iyi değildir. Bunun üzerine yönetim, 'maaşlarınızı alacaksınız' diye sözler verdi, her hafta bu tekrarlanıyordu.''

''Kontrat imzalamadan önce bu tür problemler bekliyor muydum? Trabzon'un Belçika olmadığını ve bu tür sorunların çıkabileceğini düşünmüştüm. Birkaç ay maaş alamayacağımı da tahmin etmiştim ancak bu kadar kötü olacağını tahmin edemedim. En büyük problem, kulüpte iletişimin olmaması, oyuncuların ikide bir suçlanması ve paralarının ödenmemesiydi."

"Trabzonspor yönetimi, Senegalli kaleci Tony Sylva'ya, çocuklarının gidebilmesi için Trabzon'da uluslararası bir okul olduğunu söylemiş. Halbuki böyle bir okul yoktu.''

"Ayrıca kulüp, son zamanlarda hakkımda çıkan bazı haberleri de bana karşı kullanmak istedi. Çok hayal kırıklığına uğradım ama cadı kazanından kaçtığım için çok mutluyum."

Hugo Broos'un, Belçika'da yayımlanan HLN gazetesine yaptığı açıklamalardan derlendi...

Cousins

2000'li yılların en mükemmel pop albümlerinden birini henüz 1.5 yıl önce yapmış bulunan New York'lu genç grup Vampire Weekend, Ocak ayının 11'inde raflarda olacak yeni uzunçaları "Contra"nın ilk single'ını ve videosunu yayınladı 17 Kasım'da. İnanılmaz güzellikteki gitar ve vokal melodisiyle insanı hemen sarıveren enerjik, kıpır kıpır ve yeni albüm için fazlasıyla umutvar olmamızı muştulayan mükemmel bir parça bu. Grubun, daha önce blogda yer verdiğim mükemmel videosu "A-Punk"ı da yöneten, görsellik dehası Garth Jennings'in çektiği klip de olağanüstü bu arada...

video

You found a sweater on the ocean floor.
They're gonna find it if you didn't close the door.
You and the smart one sit outside to the side,
in a house on a street they wouldn't park on at night.

Dad- was a risk taker
his- was a shoe maker
you- greatest hits 2006 and a list maker

Golds in the melody
You eat it to-go
Oh, you were born with ten fingers
and you're gonna use em all.

Interest in girls as I discovered myself
If your odd-life was greater you'll be toastin' my health
If an interest in goats, you should be linin' the walls
????

Me and my cousins and you and your cousins
its a line thats always running

Me and my cousins and you and your cousins
I can feel it coming,

You can turn your back on the biddlewood
x4

Me and my cousins and you and your cousins
its a line thats always running
me and my cousins and you and your cousins
i can feel it coming
x2

Altın Top Messi'nin oldu

1956 yılında France Football dergisi editörü Gabriel Hanot'nun tasarladığı ve her yıl dünyanın en iyi futbolcunun lâyık görüldüğü Altın Top (Ballon d'Or) ödülünün bu yılki sahibi, birçoklarının beklediği üzere Barcelona'nın yıldızı Lionel Messi oldu. 2008/2009 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde kulübü ile finalde Manchester United'ı yenerek şampiyonluğa ulaşan Messi, aynı zamanda 9 golle de turnuvanın gol kralı olmuştu. Şu anda dünyanın en iyi futbolcularının başında gelen (bence Iniesta ve Xavi daha önde) büyüleyici oyuncuyu tebrik ederken, bu vesileyle Altın Top'u şimdiye kadar kazanan isimlerin listesini de veriyorum:

1956 - Stanley Matthews
1957 - Alfredo Di Stefano
1958 - Raymond Kopa
1959 - Alfredo Di Stefano
1960 - Luis Suarez
1961 - Omar Sivori
1962 - Josef Masopust
1963 - Lev Yashin
1964 - Denis Law
1965 - Eusebio
1966 - Bobby Charlton
1967 - Florian Albert
1968 - George Best
1969 - Gianni Rivera
1970 - Gerd Muller
1971 - Johan Cruyff
1972 - Franz Beckenbauer
1973 - Johan Cruyff
1974 - Johan Cruyff
1975 - Oleg Blokhin
1976 - Franz Beckenbauer
1977 - Alan Simonsen
1978 - Kevin Keegan
1979 - Kevin Keegan
1980 - Karl-Heinz Rummenigge
1981 - Karl-Heinz Rummenigge
1982 - Paolo Rossi
1983 - Michel Platini
1984 - Michel Platini
1985 - Michel Platini
1986 - Igor Belanov
1987 - Ruud Gullit
1988 - Marco Van Basten
1989 - Marco Van Basten
1990 - Lothar Matthaus
1991 - Jean-Pierre Papin
1992 - Marco Van Basten
1993 - Roberto Baggio
1994 - Hristo Stoichkov
1995 - George Weah
1996 - Matthias Sammer
1997 - Ronaldo
1998 - Zinedine Zidane
1999 - Rivaldo
2000 - Luis Figo
2001 - Michael Owen
2002 - Ronaldo
2003 - Pavel Nedved
2004 - Andrei Shevchenko
2005 - Ronaldinho
2006 - Fabio Cannavaro
2007 - Kaka
2008 - Cristiano Ronaldo