Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım hakkında geçen sezondan beri ağza alınmayacak sürüyle şey yazdım. Aşağıda birkaç tanesinin linkine de yer verdim; onları okuyan herkes, bu adam hakkında düşüncelerimin ne olduğunu açık bir şekilde görebilir. Hatta arkadaşlarım geçen yıl ben onları yazarken "olm seni buldurur bak, bu adam tehlikeli" falan demişlerdi, o kadar ileri gitmiştim. Ama elimde değil, adamdan resmen tiksiniyorum. Bunun Fenerli olmamla bir alâkası yok, zaten diğer takım taraftarları da sevmiyor onu, ayrı mesele. Ama ben "bu nefretimin Fener'in durumuyla ilgisi yok" demek istiyorum. Br kere adam karanlık bir adam, ölen amcası Faruk Yalçın bu ülkenin en büyük mafyası deniyor. Şimdi onun işlerini devam ettiren de Yıldırım'ın kendisi. Türkiye'nin en zengin 100 kişisi açıklanıyor ama Aziz Yıldırım orada yok mesela. Nihat Özdemir, Hamdi Akın, İlhan Cavcav, Erdoğan Demirören, Tuncay Özilhan gibi spor camiasının pek çok ismi var ama Yıldırım yok. Böyle bir şey mümkün mü? Parayı nasıl kazandığının, nasıl yaşadığının kanıtı gibi bir şey bu. Adam karanlık bir adam. Dolayısıyla hayatında "Kurtlar Vadisi"nin tek bir sahnesini bile seyretmemiş biri olarak bu adamı sevmem, saymam, hayran olmam vs. söz konusu bile değil. Sadece acırım o kadar.Fenerbahçe isterse 5 yıl üst üste şampiyon olsun, Avrupa şampiyonu olsun, Aziz Yıldırım hakkındaki düşünce ve duygularım değişmez. Geçen sene boyunca da bu blogda bu duygularımı kustum ama baktım ki "it ürüyor, kervan yürüyor." Bu durumda 5 yaşımdan beri (27 senedir!) ölümüne tuttuğum bu takımı ya bırakacaktım (ki birkaç kez Yıldırım gidene kadar bırakacağımı da söyledim ama beceremedim) ya da ürümeyi bırakıp teslim politikası ile bu adamın ölene kadar bu rant kapısından asla gitmeyeceğini kabullenip pasif bir şekilde Fener'i seyretmeye odaklanacaktım. Sonuçta Fener'in (çoğu zaman uyuyan) taraftarı da ara sıra dişini gösterip onu yola sokuyordu bir anlamda. Geçen seneki gibi o da "bundan sonra ısıran bir takım olacağız" diyerek bir şeyler yapmaya çalışıyordu, sezonlar böyle gelip geçiyordu vs.
Sezon başında en yakınlarıma da "geçen sene sezon boyunca küfredip eleştirdiğim bu adamı artık bir kenara bırakıp bu sene takıma konsantre olalım, elimizde ne varsa ona bakalım ve onu destekleyelim" diyerek bu doğrultuda bir politika izledim. Ama geldiğimiz noktaya gelene kadar her şey o kadar yanlış, o kadar kokuşmuş ve o kadar rezil ki, insan bu futbol oyununu ve bu takımı sevdiği için lanet ediyor.
Faşist imparatorlukları ve devletleri düşünün, Fenerbahçe taraftarının durumu tam olarak o durumda bugün. Taraftarlar arasında anket yapılsa, eğer gerçekten 20 milyon taraftar varsa ben en az 15 milyonunun Yıldırım'ın gitmesini isteyeceğinden adım gibi eminim. Ama adam oraya hasbel kader bir şekilde geldikten sonra düzenini öyle bir oturttu, o kadar çok insanı bu kulübe üye yaptı ve koltuğunu öyle bir sağlama aldı ki, halk arasındaki söyleyişle "allah gelse" onu oradan indiremez artık. Bakarsanız genel kurul diye bir şey var ve başkanlar demokratik bir şekilde seçiliyor ama işin demokrasisi mi kaldı? Yasa dışı bir şekilde kazandığı paraları kullanarak zamanında Vefa Küçük'e karşı 1 oy farkla seçimi kazandı, o zaman Fener'in kanını emen kongre gruplarını (önce satın alarak kullandıktan sonra) temizleyeceğini söyledi. Allah razı olsun, temizledi de. Semih Bayülken, Aziz Yılmaz gibi yüzüne bile tükürmeyeceğim adamların kulüpteki tüm etkinliğini bitirdi. Ama yıllar içinde kulübe üye yaptığı binlerce "satın alınmış" insandan sonra anladık ki, meğerse en büyük grup Aziz Yıldırım'ın kendisiymiş. Şu anda aidatlarını Yıldırım'ın ödediği binlerce satılmış kongre üyesi var, hepsi özenle seçilerek üye yapıldığı için mürit pozisyonundaki kişiler. Dolayısıyla Şansal Büyüka boşuna söylemiyor, "ceketini koysa seçilir" diye...
Fener taraftarının 20 milyonu birden ayaklansa, isyan etse, "Aziz gitsin" dese bu adamı gönderemez yani. O istemediği müddetçe cebren ve hile ile bu kulübün başında kalmaya devam edecek. Burada parasını aklıyor, kendisine inanılmaz (başbakandan bile güçlü) bir sosyal kimlik sağlıyor, bu kimlik sayesinde ihaleler alıyor, özetle servetine servet katıyor. Bu adam ölene kadar bu kulübün başkanıdır. Bunu kabul edelim ya da bırakalım. Bizim gibilerin bırakması, meydanın "Ali Şen başkan Fenerbahçe şampiyon" diyen geri zekâlı ve özürlü taraftarlara kalması zaten Yıldırım'ın istediği bir şey. Çünkü o geri zekâlıları bir G.Saray galibiyetiyle bile avutabilirsin mesela. Bu yüzden bırakmak da çözüm değil.
Bence çözüm (onu göndermek mümkün olmadığına göre) bu adamın "dokunulamaz bir tanrı" olmadığının kendisine gösterilmesinde yatıyor. Bunu yapabilecek yegane unsur da taraftarın kendisi bana göre. Çünkü Yıldırım'ın kaale aldığı tek merci, tek unsur taraftar (onu da tam aldığı söylenemez ya, neyse). Aşağıda yer verdiğim "Fener için beyhude bir reçete" başlıklı postta bunu tam olarak ifade etmiştim geçen yıl. Bu adam hiçbir şekilde buradan gitmeyeceğine ve hiçbir şeyden korkmadığına göre, onu korkutabilecek tek şey olan "gerçek taraftarların" tepkisini (basını da kullanarak) bir şekilde göstermesi gerekiyor. O yazıda söylediklerimi tekrar ediyorum: Hiçbir şeyden hiçbir çıkarı bulunmayan, sadece Fener sevgisiyle hareket eden, kültürlü, ağzı iyi laf yapan, iletişimi kuvvetli ve bu işlerle uğraşabilecek ekonomik rahatlığı olan (bizim gibi hayat gailesi içine düşmemiş) aklı başında birkaç Fenerlinin bir sivil toplum örgütü kurup, Fenerbahçe'nin snob başkanı üzerinde baskı unsuru olacak şekilde bunu kullanması gerekiyor. Basını da yanına çok rahat çekebilirler, en azından basın onların söylediklerini tüm Türkiye'ye yayabilir. Bu bile yeter. Böyle bir şeyin yapılması lâzım. Bu adamın karşısında kulüpte muhalefet diye bir şey zaten kalmadı. Yaptığı şeyleri eleştiren tek bir insan evladı bile yok. Bu yüzden canı ne isterse onu yapıyor; karışan, soran, eden yok. Ama karışılması lâzım. Yoksa yakın gelecek de uzak gelecek de ziyadesiyle karanlık.
En büyük snob köşeye sıkıştı
Yıldırım hakkında bilmem kaçıncı yazı
Fener için (beyhude) bir reçete







