31 Ekim 2009 Cumartesi

Tahkim komedisi

Tahkim Kurulu, hakemin kendi gözü önünde olmasına rağmen rapor etmediği bir hareketten dolayı yayıncı kuruluş görüntülerine bakarak Bilica'ya 3 maç ceza verdi. Ve resmen kuralları çiğnedi. Madem hakemin raporu kaale alınmayıp görüntülere bakarak ceza veriliyorsa o zaman olayların fitilini ateşleyen Crisitan (en az) 1 maç, ilk tokadı patlatan ve "ananı s..." diye küfreden Arda da (en az) 3 maç ceza almalıydı. Bu Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu denen rezil oluşumlar, Türk futbolunun kanayan yarası durumunda. Neye göre, hangi standardı gözeterek ve nasıl ceza veriliyor, bilen yok. Rüzgâr nereden eserse oraya savrulan bu kişiliksiz adamlar, Türkiye'deki futbol ortamının gerilmesinde en büyük pay sahiplerinden biri konumunda. Bunu bir kez daha görmüş olduk.

30 Ekim 2009 Cuma

Bu kafayla zor

G.Saray'ın gözde yöneticisi Haldun Üstünel, bugün yaptığı basın toplantısıyla G.Saray kulübünün içinde bulunduğu paniği net bir şekilde gözler önüne serdi. Kopardığı tantanaya bakınca G.Saray hak ettiği halde Fener stadından puan alamadan evine döndü zannedersiniz. Oynanan futbol, gidişatın kötülüğü, takımdaki başı-bozukluk dururken G.Saray yönetiminin hâlâ bunlarla uğraşması, kulübün yakın geleceği ile ilgili olarak ciddi şekilde endişe duyduklarını gösteriyor bence.

Bir bakalım: Bilica'nın hal ve hareketleri hakemin gözünün önünde gerçekleşmesine rağmen o raporuna yazmamış ama Türk futbol tarihinde eşi görülmemiş bir şekilde "sadece yayıncı kuruluş görüntüleriyle" kendisine (hem de 3 maç) ceza verilmiş. Daha 1.5 sene önce kendi statlarında 20 bin kadar pet bardak su, sayısız çakmak, taş, koltuk parçası vs. sahaya atıldığı ve taraftarlar polisle tekme-tokat kavga ettiği halde 5 maç sahaları kapatılmış. Bunlara bakınca 100 kadar pet bardak atılan bir maçta 2 maç seyircisiz oynama cezasını "hayal kırıklığı" olarak görmek ya da hakemin maçtaki yönetiminden şikayetçi olmak, tam anlamıyla "yavuz hırsız ev sahibini bastırır" sözünü hatırlatıyor bana. Neden böyle diyorum? Çünkü daha geçen hafta G.Saray Trabzon'u resmen "hakemle beraber 12 kişi olarak" yendi, hepimiz hatırlıyoruz. Abitoğlu, maç boyunca Arda'ya göstermesi gereken 3 sarı kartın sadece birini gösterdi (hatta birisinde Arda ile tokalaştı!). Keita'nın sol açıkta net bir şekilde kendini yere attığı pozisyonda vermesi gereken kararın tam tersini yapıp Giray'a sarı kart gösterdi. Maç 2-2 iken Serkan'ın net bir penaltısını vermedi ve maç 3-2 olduktan sonra G.Saraylı oyunculara abuk-sabuk kartlar çıkarmaya başladı. Trabzon apaçık bir şekilde katledildi ve G.Saray yönetiminden ya da basından bir çıt bile duymadık o maçtan sonra. Şimdi çıkmışlar Fener'e yine-yeni-yeniden yenildikleri için ağlıyorlar. Bu kafayla giderlerse Fener'e daha çok yenilirler. Arda Cristian'a tokat attığı halde en az 3 maç cezadan yırtmış, Keita maç 2-1 iken takımını (inanılmaz bir acemilikle) 10 kişi bırakmış, hakem Kâzım'ın kaleciyle karşı karşıya olduğu en az 2 posiyonda faul uydurup %100 atakları kesmiş, Leo Franco'ya penaltıda kırmızı kart çıkmamış vs. ve hâlâ Üstünel "hayal kırıklığına" uğradıklarını söylüyor, bu kadarına pes diyorum.

İşin Fener tarafında ise sahaya atılan maddeler utanç verici, bu hepimizin kabulü. 2 maçlık ceza da isterse 3, isterse 4 olsun; itiraz etmem. Arda ile birlikte keşke Cristian da ceza alsaydı, buna da itiraz etmezdim. Benim itirazım, kendi taraftarına veremeyeceği hesapların üstünü örtüp hedefi saptırmak için utanmaz bir şekilde yavuz hırsızlık yapılmasına... Yoksa bunun Fener'i G.Saray'ı yok. Blogu takip eden aklı başında G.Saraylı arkadaşlar, Fener yönetimi hata yaptığında ya da benzer tavırlar sergilediğinde çok daha ağır şeyler yazdığımı bilir. Bu yüzden içim rahat bir şekilde sallayabiliyorum Üstünel'e. Artık şu yönetici bozuntularının (tüm kulüpler için geçerli) kendi taraftarlarını aptal yerine koymasını seyretmekten bıktım.

29 Ekim 2009 Perşembe

Derby'nin faturası

PFDK, her zamanki gibi rüzgârın estiği yön ve şiddetine göre, son oynanan derby maçın faturasını kesmiş. Cristian ve Arda'nın nasıl yırttığını, neden kurula sevk edilmediklerini bir türlü anlamadığımız bu cezalardan Fenerbahçe 2 maç seyircisiz, Keita ve Bilica da 3'er maç men ile nasiplenmiş. İtirazlardan sonra Fener 1 maça düşer, yumruk ve tokat atan oyuncuların ise cezalarının indireleceğini sanmıyorum.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Daum ne yapacak?

Gazetelerde ve internet sitelerinde Daum'un, Kayseri maçında Guiza'yı yine tek forvet oynatıp Kâzım'ı sağa çekerek Mehmet Topuz'u yedek bırakacağı yazılıyor. Eğer bunu yaparsa, yedeklerin yüzüne bile bakmayan, "isimlere forma veren" adaletsiz bir hoca olduğu yönündeki eleştirilerin de ne kadar haklı olduğunu göstermiş olacak. Bir kere Topuz o kadar mücadele ediyor ve Gökhan'ı o kadar rahatlatıyor ki, ne için kızağa çekilecek? Ayrıca bu hamle iyi bir Deivid için yapılsa tamam, ama Kâzım'ın Gökhan ile oynadığı hemen tüm maçlarda Gökhan'ı da bozduğunu yeterince görmedik mi? Hem oyun disiplini yok, hem savunması zayıf, hem hücumda beki ile organize olamıyor.

Bunun yanında Guiza ne yapıyor da Kâzım'ın yerine forvet oynamayı hak ediyor ki? Kâzım hem Guiza'dan hem de Semih'ten çok daha güçlü ve fit durumda. Son 2 maçta da şahane oynadı. Özetle, eğer Daum bu söylenenleri yaparsa hem oyuncularının gözünde itibarına leke sürmüş olur, hem de Fener Kayseri maçını biraz zor kazanır.

Rijkaard uyutuyor

Rijkaard kısa sürede ülkemize uyum sağlayıp bahaneler uydurarak ağlamaya başladı bile... Kendisinin, oyuncuları mental olarak hazırlama ve disipline etme konusunda inanılmaz derecede yetersiz bir teknik direktör olduğunu hep söylüyoruz zaten. İspanya'dan da ona bu tarz eleştiriler yapıldığını okuduk zaman zaman. Şimdi ise derby maçın ardından kendi kulübünün televizyonuna verdiği demeçte "Fenerbahçe'nin organize bir şekilde kendilerini provoke ettiğini, oyuncularının da malesef buna uyduğunu" belirtmiş muhterem hocamız. Adama sorarlar: Madem böyle bir şey oluyor, o zaman siz niye alet oluyorsunuz kardeşim? Ha, denebilir ki, "neticede futbolcular da insan. Ellerinden bu kadarı gelebildi." Eyvallah da, peki Fenerli oyuncular robot mu? Sonuçta onlar da G.Saray kaptanının "ananı s... senin, adam ol" diye bir oyuncularına gidip tokat attığına şahit olmuşlar. Onlar(ın çoğunluğu) nasıl o durumda sakin kalabiliyor? Nasıl G.Saraylı oyuncuları her açıdan ezerek yenebiliyor? Bu sorunun cevabı, "Fenerli oyuncuların maça daha iyi hazırlanması"ndan başka bir şey değil. Rijkaard kendi yetersizlikleri ortaya çıktıkça etrafına saldırmaya başladı. Maçın ardından o stresle önce Keita'yı suçladı. Şimdi de Fenerbahçe kulübüne çamur atıyor, koskoca bir kulübü planlı provokasyon ile itham ediyor. Ve bir zavallı durumuna düşüyor. Çünkü 2 sene önceki maçı birileri ona seyrettirse, Fenerli oyuncuların kafalarına binlerce su bardağı, çakmak, koltuk parçası ve çakı yağarken nasıl sakin kalıp "provokasyonlara gelmeden" maçı 2-1 alıp gittiğini görebilir. Sonuçta milyonlarca avro kazanan bir hocaysan oyuncularını başı boş bırakma, mental olarak 1 hafta boyunca (bu en önemli maça) hazırla; zamanında çiş torbalarnın, çürük yumurtaların, binlerce su şişesinin vs. görüldüğü bu rekabette her şeye hazırlıklı ol ve maçını oynayıp git. Ama Rijkaard disiplin açısından tam bir çiftliğe dönen takımını iyi hazırlamadığı gibi şimdi de kendi taraftarını abuk-sabuk demeçlerle uyutmaya çalışıyor. Ve hiç yakışmıyor.

Keita'yı kendi taraftarı mı vurdu?

Antu.com kendi sitesinden duyurdu ve bir video yayımladı. Ben de oradan indirip buraya koydum şimdi. Yayıncı kuruluşun görüntülerinden net bir şekilde görüldüğü üzere, Keita'ya isabet eden pet bardak kale arkasındaki G.Saray tribününden atılıyor. Ama şöyle de bir şey var: Bildiğimiz kadarıyla o tribünün önü-arkası-sağı-solu filelerle çevrilmiş durumda. Dolayısıyla o bardak nereden geçiyor da sahaya geliyor? Bugünlerde birileri çıkıp bu konuya bir açıklık getirir herhalde. Ama görüntüler montaj değil, başka bir şey değil. Ve çok net.

video

Bu utanç silinmez

Yıllardan beri Copa Del Rey'de sürprizler görmeye alıştık. Kadrolar arasındaki uçurum ne kadar büyük olursa olsun iki takımdan biri %100 motive ve iştahlı bir şekilde oynadığında futbolun nelere kâdir olduğuna sayısız kereler şahit olduk. Ama bu gece hepsinden farklı ve dünyanın (belki de) en büyük futbol kulübü için kapkara bir gece. Zira Alcorcon diye, adını bile duymadığım, hangi ligde oynadığını bilmediğim (ve merak da etmediğim) bir takım, Real Madrid'i 4-0 mağlup etmeyi başardı. Real'in sahaya yedek kadrosuyla çıktığını düşünebilirsiniz, sıradan bir futbolsever bile hemen bunu aklına getirir zaten. Ama Real'in maça başlayan kadrosu (4-4-2) şöyle: Dudek - Arbeloa, Albiol, Metzelder, Drenthe - Granero, Lass, Guti, van der Vaart - Benzema, Raul... Oyuna sonradan da Ruud, Mahamadou Diarra ve Marcelo girmiş. Böyle bir kadro, Alcorcon diye bir köy takımından nasıl 4 yer? Üstelik son yarım saatini seyrettiğim maçta Real'in doğru-dürüst gol pozisyonu bile yok. Perez ve taraftarlar bu işe ne der? Oyuncuların akıbeti ne olur? Pellegrini bu maçtan sonra koltuğunda kalabilir mi? Son sorunun cevabı belli...

Not: Alcorcon Madrid'in 13 km. güneybatısında 150 bin nüfuslu bir şehirmiş. Yani bu maç bir derby! Olacak şey değil hakikaten...

27 Ekim 2009 Salı

1987'nin en iyi filmleri


1. Empire of the Sun (10)
Steven Spielberg

2. Anayurt Oteli (10)
Ömer Kavur

3. Angel Heart (10)
Alan Parker

4. Robocop (9)
Paul Verhoeven

5. Full Metal Jacket (8)
Stanley Kubrick

Diğer: Der Himmel Über Berlin (8), The Untouchables (8), House of Games (8), The Last Emperor (8), Broadcast News (8), Muhsin Bey (7), Raising Arizona (7), Moonstruck (7), Selamsız Bandosu (7), Evil Dead II (7), Roxanne (7), Dirty Dancing (7), Lethal Weapon (7), Baghdad Cafe (7), Fatal Attraction (4)

Görmediklerim: Hope and Glory, The Princess Bride, Au Revoir Les Enfants, The Man Who Planted Trees, My Dad - the Socialist Kulak, Szamarkohoges, Przypadek, River's Edge, The Big Easy

Not: Toni Kukoc kardeşin uyarısıyla terbiyesizliğimi düzelterek Robocop'u da ekledim ve yeniden oluşturdum listeyi. Nasıl unuttuğum konusu ise ayrı ve derhal unutmak istediğim bir hadise :)

Not 2: 20.02.2010'da liste güncellendi.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Sabri Sarıoğlu

Muhabir: Sen en son bu statta ne zaman gördün Fenerbahçe galibiyetini?

Sabri: Ben görmedim. En son yendiğimizde altyapıdaydım ben...

Fenerbahçe "hak etti"

Fenerbahçe'yi sadece G.Saray maçında seyredip yorum yapanların görüşlerine itibar etmemek lâzım. Çünkü onlar genelde "ya yine hiçbir şey oynamadılar, yine kazandılar, kafayı yiyecem!" diyerek isyan etmekten başka bir şey söylemez. Oysa Fener zaten sezonun genelinde bundan bile daha zayıf bir futbol oynuyor. Ayrıca şu var: Fenerbahçe bu ülkenin en zengin kulübü. 25 senedir her daim en iyi kadroları hep Fener kuruyor (son 1-2 senede değişmiş olabilir bu, kişiye göre değişir). Fener bir de "çok iyi" futbol oynasa, önünde kim durabilir? Zaten böyle vasat oynadığı için G.Saray ve Beşiktaş 2-3 senede bir şampiyonluk görüyor. Bu yıl da şampiyon olursa, böyle oynayarak olacak. Daha iyisini beklesem beklesem en fazla 3-5 maçta beklerim. Bir kere bunu bir yere koyalım.

Ayrıca G.Saraylı arkadaşlar aşırı derecede motive olup ondan sonra yenilginin üzerine saldıracak yer aramaktan bıkmadılar mı, onu da merak ediyorum. Rijkaard bugünkü maçta inanılmaz hatalar yaptı ve maçın gitmesinde büyük kabahati var. Ayrıca mental olarak takımını hazırlama konusunda ne kadar yetersiz olduğu da bir kez daha belgelendi. Ama ona saldıramayacakları için (çünkü kendileri ile çelişmiş olacaklar) hakeme, Ayhan'a, Keita'ya, Emre'ye, Lugano'ya vs. saldırmaktan hiç bıkmıyorlar. Böyle devam etsinler, ellerine ne geçecek, göreceğiz.

Sezon başından beri Rijkaard ve G.Saray ile ilgili birçok eleştiri yazısı yazdım. Bunları bir Fenerli niye yazar? Hayal güçlerini çalıştırıp saçmalamadan ben söyleyeyim: Sadece ve sadece gerçek G.Saray taraftarlarına göremedikleri bir şey göstermek. Ha, göstereceğim de ne olacak? Bir şeyler mi değişecek? Elbette hayır. Ama zaten öyle bir amacımız yok, şurada konuşup tartışıyoruz. Benim (sayısız ve mesnetsiz tepki alan) o yazıları yazarken amacım şunu söylemekti: G.Saraylı taraftarlar kendilerini fazla kaptırmasın, daha birinci seneden Barcelona gibi top oynamayı beklemesin, bu mümkün değil. Kariyeri henüz tam bir güven vermeyen Rijkaard'a da bu kadar güvenilmesin, Rijkaard allah değil sonuçta. Ayrıca ciddi zaaflar da gösteriyor sezon başından beri. Barcelona bize uzaktı ve bu kadar net göremeyebilirdik bu hataları ama artık içimizde bu adam. Her röportajını dinliyor, her maçını seyrediyoruz. Ve gördüklerim doğrultusunda kendi meşrebimce insanları uyarmaya çalıştım sadece. Yoksa bana ne! Ne halleri varsa görsünler.

Ben G.Saray'ın asla zirve yarışından kopmasını istemem. Onun olmadığı bir yarışta şampiyon olmayı da asla tercih etmem. Ha, bu her durumda iyi olmalarını isteyeceğim anlamına gelmez. Ama ben G.Saray'ın iyi olmasını "istemeyi çok isterdim." Ben 32 yaşındayım ve Ali Sami Yen'in, aynı otelde kampa girmiş olan Fener'in yıldız oyuncusu Can Bartu'ya "Can, yarın G.Saray ile (kendileri yahu!) önemli bir maçınız var, git odana ve istirahat et!" dediğini ilk duyduğumda gözleri yaşaran biriyim. Böyle bir rekabeti gerçekten de çok istiyorum. Şimdi yorumlarda ve bloglarda bana sallayan bebelerin hiçbiri bilmez, hatırlamaz bunları. Ama inanmak istemeyenin canı cehenneme, ben G.Saray'ın her daim Fener ile çekişmesini, arada bir kazanmasını ve şampiyon olmasını istiyorum. Bu mücadelenin öbür türlü hiç tadı olmazdı.

Bugünkü maça gelirsek, G.Saray'ın hocası Fener'in orta sahasından net bir şekilde korktuğu için Kewell'ı yedek bırakarak ortada Arda'dan daha defansif oynayabilecek Elano'ya görev verdi. Arda'yı da sola attı. Bu düşünce özünde doğru olsa bile seçilen oyuncu (Elano) yanlıştı. Çünkü sebebini bilmemekle birlikte Elano'nun şu anda "bitik" bir oyuncu olduğu net bir şekilde görülüyor. Ha, orada oynayacak başka oyuncu var mı? Yok. Sarp ve Topal birlikte oynadığında takımın iki pas bile yapamadığını net bir şekilde gördük önceki haftalarda. Yani? Ayhan da formsuz olduğuna göre G.Saray'ın kadrosunda ciddi bir zaaf var; bu da orta sahanın ortasında iki yönlü oyuncu eksikliği.

Bunun yanında Rijkaard, 10 senedir kazanamayan ve psikolojik olarak ezik durumdaki takımını tam anlamıyla başı bozuk bir şekilde "kendi hâline bırakmış." Hiçbir şekilde mental olarak hazır görünmedi G.Saray. Hele maç öncesi kampa alınmamaları tam bir skandal. Kamp sadece oyuncular karı-kızla gezmesin, özgürlükleri kısıtlansın diye yapılmaz ki! Kamp süresince her oyuncunu seanslarla hazırlayabilir, hepsiyle tek tek konuşursun. Ondan sonra da "Keita'nın hareketinden hayal kırıklığına uğradım, umarım bir daha yapmaz ve ders alır" demezsin. O peygamber yerine konan Rijkaard'ın disiplin konusunda tam bir yetersiz olduğunu artık bütün G.Saraylı arkadaşlar görsün. Arda'nın ayakta duracak hâli var mı şu anda? Nasıl yaşadığını bilen var mı?

G.Saray'ın 15-20 seneden beri iyi yaptığı ve ayrıca hiç yapamadığı birer şey var. İyi yaptığı şey, "önde basma" futbolu dediğimiz tarzı Türkiye'de en iyi uygulayan takım olması. Yapamadığı şey ise skor kendi lehineyken ayağa paslarla "aktif dinlenme." G.Saray'da 20 senedir hocalar değişti, oyuncular değişti ama bu ikisi hiç değişmedi. Rijkaard'dan, Hollanda futbolunun bir uzantısı olarak ayağa pas futbolunu en kusursuz şekilde yerleştirmesi, hadi bu kadar kısa zamanda olamasa bile en azından temellerini atması beklenir normalde. Ama bunun emaresini bile göremiyoruz. Basketbol tabiriyle resmen "motion offense" oynuyor G.Saray. Türk tabiriyle "herkes kafasına göre."

Ayrıca haftalardan beri "hücumcu 4 kişi, defansçı 5 kişi, hem defans hem hücum yapan Sabri" şeklinde kopuk bir takım olduğunu da yazıyorum bu takımın. Maçlar üst üste geçiyor ama değişen hiçbir şey yok. Bundan sonra olacak mı, takip edeceğiz. G.Saray için söyleyecek başka bir şey (şimdilik) yok. Gerçek G.Saraylı arkadaşlara geçmiş olsun, bu derenin altından daha çok sular akar diyerek noktalıyorum.

Fenerbahçe ise Daum'un olağanüstü kadro seçimiyle maçı kazanacağını daha baştan belli etti. Bu takımda Gökhan'ın önünde Topuz, o olmazsa Özer ya da Deivid oynar; bunu hep söylüyorum. Takımın en iyi forveti Kâzım'dır, Semih ve Guiza dururken mutlaka onun oynaması gerekir. Andre Santos da bu hâliyle ilk 11'e giremez. Bu söylediklerimizin hepsinin doğru çıkması bir yana, Daum'un da bunları görmesi inanılmaz güzel. Fenerbahçe bu hâliyle gerçekten de çok güçlü bir takım. Eğer Guiza ya da Semih takıma girmez, Topuz da Cristian (Selçuk) ve Emre ile birlikte oynamaya devam ederse yenilmeleri (imkânsız değil ama) çok zor.

Fenerbahçe'nin her zamanki sakinliğiyle, daha "takım" oluşuyla ve daha çok mücadele etmesiyle maçı hakettiği bir gerçek. Tarafsız gözler bunu açık bir şekilde görebilir.

Hakeme gelelim. G.Saraylıların şu maçta hakemden şikayet ettiğine gerçekten de inanamıyorum. Kâzım'a faul çalarak %100'lük en az 4 Fener atağını kesti. Bunların hiçbirisi dünyanın hiçbir yerinde faul değil. Emre'nin pozisyonunda kart falan yok, Baros'un kırıldığı söylenen ayağına temas bile yok. Ya zeminden ya da ters basmaktan kırılmıştır. Onu bile hakeme ve Emre'ye bağlıyorlar, insan bu kadar kör olamaz. Oyunu durdurarak sarı kart vermesini ise bilip-bilmeden eleştiriyorlar. Ağzım açık okuyorum. Eğer bir oyuncu kendini yere atarak hakemi yanıltmaya çalışmışsa hakem oyunu "durdurarak" oyuncu aleyhine çiftvuruş verir ve sarı kart gösterir. Orada top Kewell'a gitmiş ve devam ettirip oyun durunca sarı kart gösterseymiş! Bir insan bu kadar mı kurallardan bihaber olur?

Aynı şekilde Ayhan'ın alkışladığı pozisyonda da oyuncu kendisini alkışlarken (hem de 7-8 saniye ve bağırarak alkışlarken) oyunu durdurup o oyuncuya ihtar ve aleyhine çiftvuruş verilmesi gerekir. Bunu bilmeyen kural kitabını açıp okuyabilir. Burada da pozisyonu "avantaja bırakıp" oyun durunca kart göstermeliymiş!!! Gerçekten de akıl dışı.

Hücum eden takımın "lehine" (yani rakip takımdan yapılan) bir ihlal olursa ve ihlal olduğu sırada hücum devam ediyorsa, o zaman hakem hücum eden takımın avantajını kesmez ve ihtarı vermek için oyunun durmasını bekler. Ama burada hücum eden takımın (G.Saray) "kendi oyuncusu" ihlal yapıyor. Hakemi aldatıyor veya kural dışı bir şekilde protesto ediyor. O zaman "asla ve asla hakem oyunu devam ettiremez!" Eğer devam ettirir, o hücum gol olur, sonra da dönüp Nonda ya da Ayhan'a kart gösterirse o hakem bir daha hakemlik falan yapamaz.

Tüm bunlar ortadayken hakemin bu iki pozisyondaki yorumunu "art niyetinin tescili ve kanıtı" olarak görüp insanlara da öyle lanse eden kişiler en kısa sürede bir özür yazısı yazsın bence. Bu kadar kötü niyetli ve taraflı yazı yazılmaz, yorum da yapılmaz.

25 Ekim 2009 Pazar

Derby'nin hakemi

6' Vederson'un çizgiden çevirip Lugano'nun boş kaleye gol attığı pozisyonda dışarıdan çevirme kararı doğru.

12' Fenerbahçe'nin attığı golde Roberto Carlos ofsayt. Golün iptal edilip çiftvuruşla oyuna başlanması gerekirdi.

20' Sabri'nin ortasında Nonda'nın ıska geçtiği %100 gol pozisyonu net ofsayt. Eğer kafayı vurmuş olsa maç 1-1 idi ama yardımcı hakem bayrak kaldırmadı.

41' Kâzım'ın Servet ile girdiği omuz omuza mücadelede Kâzım ayakta kaldı ve kaleciyle karşı karşıya pozisyondaydı. %100 gol pozisyonunu Bünyamin kesti. Faul ile alâkası bile olmayan bir pozisyon.

42' Roberto Carlos'un Alex'e uzun pas attığı pozisyonda Alex 1 metre geride olmasına rağmen yardımcı hakem bayrak kaldırıp ofsayt verdi.

45' Kâzım bu kez Gökhan Zan ile ikili mücadelede ve yine kaleciyle karşı karşıya kaldı. Ama Bünyamin yine faul ile %100'lük bir Fener atağını kesti.

45' Servet'in Lugano ile bir yan topta girdiği mücadelede devam kararı verildi. Hakem penaltı verse hiç kimse itiraz edemez bence.

53' Penaltı pozisyonunda Franco'nun sağ koluyla Alex'e bir müdehalesi var. Ama Alex'i düşürmeye yeter mi? Yoruma açık. Bence penaltı değil ama öyle diyen de olabilir. Ve fakat eğer penaltı varsa %100 kırmızı kart olmalı çünkü top "tamamen Alex'in hakimiyetinde" ve kale bomboş.

61' Nonda'nın hakemi aldatmaya çalıştığı pozisyonda gördüğü sarı kart doğru. Zaten kendisi de itiraz etmedi.

74' Keita'nın kırmızı kartına söylenecek bir şey yok. Doğru karar.

81' Guiza kaleciyle karşı karşıya. En az 2 metre geriden çıkmasına rağmen yardımcı yine ofsayt verdi. Gerçi Guiza topu kontrol edemedi ve kaleciye çarpıp kornere gitti.

Not: Bunlar kendi görüşüm ve hepsi de samimidir. Unuttuklarım varsa yorum kısmına eklenebilir. Hakemi genel olarak değerlendirdiğimde tam bir "ne şiş yansın, ne kebap" yönetimi görüyorum. Maçın sonucuna tesir eden hataları Fener lehine tecelli etmiş olabilir ama Nonda o golü atsa iptal mi edecekti? Ya da Kâzım'a çaldığı en az 5 faulün faul ile alâkası yoktu ve bunlar G.Saray'ı 6-7 gol yemekten kurtardı. Eğer şu maçta gol pozisyonuna bile giremeyen, neticeye tesir eden 2 hata dışında hakemin tüm taktir haklarını lehine kullandığı G.Saray takımı, hakem yüzünden yenildi denebiliyorsa, bunu ancak başı kuma gömülmüş devekuşları söyler. O başlar o kumdan çıkmadan da, bir 10 yıl daha galibiyet falan göremezler.

Fenerbahçe 3 - G.Saray 1

Şimdi Rijkaard fetişisti dingin zihinler 90 dakika bu Ayhan'a nasıl tahammül ettiğini görmezler; hakeme yüklenirler (şu maçta, sadece Kâzım'a 10 tane hücum faul çalan, Fener'in 4-5 kontrasını faul olmayan düdüklerle kesen hakeme laf söylemek için insanın aklını kaçırmış olması lâzım); psikolojik sorunları olan Keita'yı baş tacı etmeye devam ederler vs. Ondan sonra Kâzım'ın forvet oynaması gerektiğini, Guiza ve Semih'in ikisinden de iyi olduğunu söyleyen memleket topraklarındaki tek insan evladına "futboldan anlamıyorsun" derler. Ben de o zavallılara bir tarafımla gülmeye devam ederim. Maçın analizini daha sonra yaparız. Şimdi okuyacağım yazılar var...

Fenerbahçe (4-4-1-1): Volkan 7 - Gökhan 8, Lugano 8, Bilica 7, Roberto Carlos 8 - Mehmet 8, Cristian 8, Emre 8, Vederson 10 (90+2' Selçuk) - Alex 8 (76' Andre Santos 7) - Kâzım 9 (72' Guiza 7)

G.Saray (4-1-4-1): Leo Franco 5 - Sabri 6, Zan 6, Servet 4, Hakan 7 - Sarp 7 - Keita 4, Elano 5 (82' Aydın 5), Ayhan 3, Arda 3 (57' Kewell 5) - Baros (3' Nonda 5)

Goller (3-1): Alex 12', 53' (p), Guiza 90+2' - Hakan 56'

Gurur duyuyorum

Liverpool, o kadar yürekten, o kadar azimli, o kadar hırslı oynadı ki United karşısında, 2-0'lık galibiyeti sonuna kadar hak etti diyebiliriz. Gerrard gibi en önemli oyuncusunun yokluğuna ve Torres'in sakatlıktan yeni dönmüş olmasına rağmen sahadaki 11 genç adam, kaptan Carragher'ın önderliğinde tribünlerdeki 45 bin şanslı taraftara gerçek bir festival yaşattı. Daha kaliteli bir kadroya sahip olan büyük rakibini, özellikle maç başında ve ikinci yarının tamamındaki mücadeleci futboluyla şaşkına çevirip puan farkını da 4'e indirmeyi başardı böylece Kırmızılar. Ondan öte, maç öncesinde büyük bir kısmı umutsuz olan tüm taraftarlarının da gurur duyacağı bir performans ortaya koydular. Hele uzatmalarda N'Gog'un golünde kalesinden kopup gelen Reina ve diğer bütün oyuncuların yumak olup sevindiği an gözleri yaşarmayan bir Liverpool taraftarı var mıdır, emin değilim.

Dün United'dan çekindiğim için Carragher'ın orta sahada oynaması gerektiğini yazmıştım ama benden çok daha cesur olan Rafa, Lucas'a güvendi. Genç oyuncu da onun bu güvenini hiç boşa çıkarmayan harika bir performans ortaya koydu. Bunun yanı sıra takımını gayet hücumcu bir şekilde kuran Rafa'yı iki kere tebrik etmek gerekiyor. Torres'in de, yanında Kuyt gibi hamal bir forvet oynadığında ne kadar etkili olduğunu bir kez daha gördük. Liverpool bu moralle üst üste birkaç maç kazanıp yeniden zirveye ortak olur umarım.

Liverpool (4-4-2): Reina 8 - Johnson 7, Carragher 10, Agger 8, Insua 7 - Benayoun 9 (90' Skrtel), Lucas 8, Mascherano 8, Aurelio 7 - Kuyt 8, Torres 9 (81' N'Gog 7)

Man Utd (4-4-2): Van Der Sar 7 - O'Shea 6, Ferdinand 6, Vidic 6, Evra 5 - Valencia 6, Carrick 6, Scholes 5 (74' Nani 5), Giggs 6 - Berbatov 7 (74' Owen 6), Rooney 7

Goller (2-0): Torres 65', N'Gog 90+5'