9 Aralık 2009 Çarşamba

One and Box

Beşiktaş'ın, yedeğin yedeği United takımını yendiği maçı çıkın, şu grupta 10 kişi savunma yaparak aldığı tek bir puan var (Wolfsburg deplasmanında). Oynadığı futbola bakıyoruz, başından beri onda da bir numara yok. O zaman "teknik direktör ne iş yapar?" diye sormak gerekmiyor mu? Bir insan düşünün, 60 yaşına gelmiş; ülkenin en büyük hocasının kendisi olduğunu, bu ülke futbolunda devrim yaptığını falan düşünüyor. Ama kariyerinde 25 yılı geride bırakırken hâlâ kendi takımıyla ilgili her şeyi "deneyip yanılarak" keşfediyor! Mesela bu yılın başında Beşiktaş'ın böyle bir defans takımı olacağı hakkında en ufak (ama en ufak!) bir fikri bile yoktu Denizli'nin. Çaresizlik içinde debelenirken Trabzon deplasmanında 106 yıllık kulübü ayaklar altına alan rezil ve korkak bir futbol oynattı, ama o kumar tutup da takım kazanınca bu kez "aaa, bu takım ne güzel de defans yapıyormuş" deyip her maça o zihniyetle çıkmaya başladı. Böyle bir hoca olur mu?

Bundan birkaç hafta önce Lig TV'de "ben hayatım boyunca hücumdan yana oldum ama savunma oynadığım her maçı da kazandım" diye hava atıyordu ama bugün ne oldu? O savunma futbolu da çöktü CSKA karşısında. Zaten yakından baktığımızda onun bütün kariyeri böyle boş konuşmalarla dolu. Mesela kendi sahasındaki önemli bir maçta yenilir, "sene sonunda görüşürüz" der; sezon sonunda hiçbir halt olmaz, ama oralı bile değildir. Eğer o salladığı şeyler tutarsa kâhin ilan edilir. Halbuki devamlı konuşmakta ama söylediklerinin en fazla %10'u gerçekleşmektedir. Bu böyle gider durur. Geçen hafta da ligde ilk yarıyı lider bitireceklerini söylemişti. 2 hafta sonra görürüz.

Bu gece CSKA karşısında Avrupa Ligi'ne gidebilmek için mutlaka kazanması gereken maça bile (birkaç maçtır bu rezil zihniyet işe yaradı diye) 4-4-1 sistemiyle çıktı Beşiktaş. 1 kişi eksik değil mi? İşte o kişi Toraman, Dzagoev ile 90 dakika adam adama markaj oynadı! Bu tarz bir savunma yöntemi futbol tarihinde hiç görülmemiştir de, basketbolda "one and box" ismiyle uygulanan bir taktiktir. Rakibin skorerini bir oyuncu alır, diğerleri kutu şeklinde (iki önde iki arkada) müdafaa yapar. İşte Mustafa Denizli futbol literatürüne böyle bir şeyi de bugün itibarıyla kazandırmış oldu. Neden böyle yaptı? Çünkü kazanmanın başka bir yolunu bilmiyor! Sezon başında haftalar boyu ne yaptıysa olmadı, Fener ve G.Saray'ın 12 puan gerisine düştü, hatırlıyoruz. Sonra Trabzon maçında orta sahayı bile geçemeyen bir takım kurdu, Fener karşısında 7 tane adama markaj yaptırdı, Eskişehir deplasmanında 10 kişi savunma futbolu oynattı vs. O maçlar kazanılınca da o şekilde devam etti. Anlaşıldı ki, futbol mutbol hikâye; "kazanmak" denen şeyin kölesi olmuş bir adam bu. Bu şekilde kazandığı için sezon sonuna kadar da böyle devam edecektir.

Bir teknik direktör yaptığı şeylerde yanılabilir, yanlışlar yapabilir, bunlardan ders alır, kendisini geliştirir vs. Ama Denizli 25 senedir bu ülkede 1 kere bile "hata yaptım" dememiş bir insan. Gel gelelim yaptığı yüzlerce yanlış oldu bugüne kadar. Böyle birisi bana göre hayatta en gereksiz insanlar arasındadır. Yine bir hoca aslında başlangıçta düşündüğü bir şeyin tam terisini hasbel kader bir şekilde keşfediyor ve kulağının üzerine yatıyorsa, o adamdan da hiçbir hayır gelmez. Hep yazdığım gibi Fatih Terim denen ucube, '97 yazında Türk futbol tarihinin en sakar ve yeteneksiz stoperlerinden biri olan Bursalı Selim'i alabilmek için Okan Buruk'u takasta vermeye çalışmıştı! İnanabiliyor musunuz? Selim'i alması demek, Bülent Korkmaz'ı oynatmamak demekti, birinci skandal bu (zaten Bülent'i de '99 yazında takımdan kovdu, zorla ve ısrarla takımda kalan bu oyuncuya daha sonra can simidi gibi sarıldı). Okan 97/98 sezonunda penaltısız 15 civarı gol atınca "ne iyi oyuncuymuş bu" deyip 3 sene boyunca ekmeğini yedi ama o da hiç utanmadı. Bir adam Selim ile Okan'ı takas etmeye çalışıyorsa o adam futbolcudan anlamıyor demektir. Benim için bundan daha demonstratif bir örnek olmaz.

Aynı şekilde Denizli de bu yıl Trabzon maçıyla birlikte bir anda, o maça kadar aklının ucundan bile geçmeyen bir oyun formatına geçti ve ona sarılmış bir şekilde gidiyor. Hayatta en son taktığı şeyin "iyi futbol" olduğu, en önemsediği şeyin ise sadece "kazanmak" olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Bu grupta Beşiktaş'ın sonuncu olacağını ilk gün söylemiştim. Kendisini eleştirenleri "bir baltaya sap olamamış kişiler" olarak niteleyen bu adamın, sonunda bu ülkede işsiz kalacağını da yazmaya devam ediyorum. Bu dünyanın adaletine (uzun vadede) inanırım çünkü.

2 yorum:

kemonen dedi ki...

Ersun Yanal issiz, ki bence ulkenin en iyi yerli teknik adami Yilmaz Vuralla birlikte, Mustafa Denizli hala bu isten ekmek yiyor. Adam savunmasi yaptirarak. Adam savunmasinin kalkali neredeyse 15 sene olacak. BJK yonetimi de Denizliye inaniyor.

Ali dedi ki...

defansif oynattı çünkü takımının yapmasının imkanı olmayan şeyi o da iyi biliyor: 1 yerse 3 atamazdı..O yüzden stratejisini o "1" i yememek üzerine kurdu.İşin bu kısmına bakarsan mantıklı olabilir ama adama da sorarlar takımla 20 resmi maç yapmışsın hala hucüm ve duran top organizasyonu nedir bilmiyor bu takım, neden ??

Bir de bakıyorsun kadroya tamam sahaya hücümcu sürsün bu adam ama herkesin üzerinde hemfikir oldugu şu oynasa maç farklı olurdu denilebilecek yetenekte/ formda bir tane adam yok takımda ve asıl kanayan yara da bu takımda..