Ntvspor'da yayımlanan yazıyı aynen paylaşıyorum:
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Spor Hukuk Uzmanı Prof. Dr. Erkan Küçükgüngör, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturmada gizliliğin ortadan kalktığını ve tutuklu bulunan tüm sanıkların serbest kalması gerektiğini savundu.
Küçükgüngör, süren soruşturmada özel bir gizliliğin bulunduğuna dikkati çekerek, "Ceza muhakemesi kanunun 155. maddesinde soruşturmanın gizliliği düzenlenmiş. Bu genel bir düzenleme. Kanunda başka hüküm olması halinde gizlilikten feragat edilebilir. Aynı kanununun 153. maddesinin 2. fıkrasında da özel gizlilik düzenlenmiş. Soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek kanaat Cumhuriyet Savcısı'nda oluşmuşsa sulh ceza hakimine müracaat ederek, 'sanığın ve sanık vekillerinin dosyayı incelemesi ve evrak alması yasaklanabilir' diyor. Bu soruşturmada da 153 maddenin 2. fıkrası içerisinde verilmiş. Fakat bu öyle ağır bir gizlilik ki sanığın kendisi ve vekili dahi dosyadan bilgi yada belge alamadığı gibi inceleme de yapamıyor. Böyle bir kararın verildiği bir yerde, savcılığın soruşturmanın selametini de tehlikeye atacak şekilde bilgileri, belgeleri ve delilleri TFF'ye göndermesi ve paylaşması sakıncalı. Ancak bunu yaptılar. Bana göre artık gizlilik ortadan kalktı. Bilgi ve belgelerin tüm sanıklara ve sanık vekillerine açılması lazım. TFF'de kozmik odada saklamak yerine, bu bilgileri, belgeleri ve delilleri ilgili kişilerle ve bunların vekilleriyle paylaşmak durumunda. Savcılık dahi gizliliği bırakmış durumda iken Türkiye Futbol Federasyonu'nun (TFF) hala bilgi, belge ve delilleri saklaması uygun değil. Bilgi, belge ve deliller toplanıp, paylaşılır hale geldiyse tutuklu olanlar Aziz Yıldırım başta olmak üzere tüm sanıkların serbest kalması gerekiyor" diye konuştu.
Tutukluluğun temel sebebinin bilgi, belge ve delillerin karartılması olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Küçükgüngör, "Savcılık özel gizlilik kararı verilmiş bir soruşturmada bilgi, belge ve delilleri paylaşacak derecede toplamışsa ki paylaşması delillerin tamamen toplanması anlamına geliyor. Bu derece deliller toplanmışsa, paylaşılır hale geldiyse, sanıkları delillerin karartma şüphesi ortadan kalkmıştır. Tutukluğun temel sebebi de budur. Bu da Aziz Yıldırım başta olmak üzere diğer tutukluların salıverilmesi anlamına geliyor" dedi.
KANUN VE ANA STATÜ AYRI, FUTBOL MÜSABAKA TALİMATI AYRI TELDEN ÇALIYOR
Spor Hukuk Uzmanı Prof. Dr. Erkan Küçükgüngör, TFF tarafından verilecek bir kararda, TFF'nin kuruluş ve görevleri hakkındaki kanun ve ana statü, disiplin kurulunu işaret ederken, futbol müsabaka talimatının ise TFF Yönetim Kurulu'nun bu konuda yetkili olduğunu göstermesi, hukuki açıdan çok sakıncalı bir durumun ortaya çıkmasına neden oluşturduğunu söyledi.
Küçükgüngör, konuyla ilgili görüşlerini, "TFF'nin kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunda disiplin kurullarının yetkisi ortaya konmuş. Kanunda 'her türlü disiplin ihlalini disiplin kurulu karara bağlar' der. 'Her türlü' ifadesi çok önemli. Kanuna dayalı olarak çıkarılan bir de ana statü var. Ana statünün 58. maddesinde ise 'tüm disiplin ihlalleri disiplin kurulları tarafından ele alınır ve karara bağlanır' der. Disiplin talimatının 55. maddesi müsabaka sonucunu etkilemeyi düzenlenmiş. Kişiler veya kulüpler eğer müsabaka sonucunu etkiyecek şekilde hareket ederlerse, küme düşürme cezası ile cezalandırılır. Ayrıca para cezası verilir gibi düzenlemeler yapılmış. Futbol Müsabaka Talimatı'na bakıyoruz. 24. maddesinde şike ve teşvik primi durumunda cezaları verme yetkisi TFF Yönetim Kurulu'na aittir. Bu dikkat çekici bir husus. Çok ciddi hukuka aykırılık var. Kanun ve ana statü disiplin kuruluna aittir diyor. Futbol disiplin talimatında da karar verme yetkisi yönetim kuruluna verilmiş. Futbol müsabaka talimatının kanuna ve ana statüye mutlaka uygun olması gerekir. Futbol müsabaka talimatı diğerlerine aykırı. Esas hukuka aykırılık burada. Eğer TFF Yönetim Kurulu şike ve teşvik ile ilgili bir ceza kararı verirse, çok büyük hukuka aykırılık ortaya çıkacak. Bu da doğrudan tahkim değil, devlet yargısına intikal ettirilip istenecek bir durum doğuracaktır" şeklinde açıkladı.
TFF, ETİK KURULA BAĞLI DEĞİL
Erkan Küçükgüngör, TFF yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda, etik kurulunun dosyayı incelemesi sonrasında kendilerinin bir karar vereceğini ifade etmelerinin sakıncalı olduğunu belirterek, "TFF Yönetim Kurulu, etik kurulu'nun kararına göre bir karar verecektir diye birşey sözkonusu değil" dedi.
Etik kurulunun kararının sadece bir görüşten ibaret olduğuna dikkati çeken Küçükgüngör, "Etik kurulu ve disiplin kuruluna göre 'etik kurulunun hazırlayacağı rapor sadece bir görüşten ibarettir' der. Nihai kararın yönetim kurulu tarafından verileceği söylenir. Ancak bunda da hukuka aykırılık var. Bu açıklamalar güven sarsıcı açıklamalar. Yönetim kurulu, etik kurulunun kararına bağlı bir karar verecektir diye bir durum da ortada yok. Talimatlarda böyle bir husus var" şeklinde konuştu.
TFF VE UEFA'NIN DURUMU
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Spor Hukuk Uzmanı Prof. Dr. Erkan Küçükgüngör, TFF'nin, UEFA'nın söylediklerini iyimser algıladığını belirterek, "UEFA diyor ki 'şikeye sıfır tolerans' ikincisi de 'mümkün olan en kısa zamanda kararınızı verin.' Federasyon biraz iyimser algılamış. Burada iki temel uyarı var. Federasyon soruşturmayla ilgili adımları hukuki çerçevede hızla atmalı. TFF'nin vereceği karar söylediklerim yönünde hiçbir şey ifade etmiyor. O aşamada işler çok karışacak. Şu anda çok sakin bir ortamdayız. TFF'nin kararı sonrasında çok daha fazla hukuki sıkıntılar yaşanacak. Cezaların indirilmesi gerekiyor. Cezalar dünya standartlarına göre yapılmalıdır" değerlendirmesini yaptı.
TFF VE TAHKİM KURULU
TFF Tahkim Kurulu'nun hukuki anlamda uygun bir oluşum olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Küçükgüngör, kararı denetleyeceklerin, kararı verenler tarafından seçilmesine dikkati çekerek, "Tahkim kurulu üyeleri, federasyon başkanın teklifi ve yönetim kurulunun kararıyla atanır. Bir anlamda yönetim kurulu kendi kararlarını denetleyecek kurulun üyelerini kendi tayin ediyor. Tahkim kurulu yetkisini anayasadan alıyor. Bu durum bağımsızlık ve tarafsızlık yaratacak bir durum. Son karar merci Tahkim Kurulu olmasına karşın bu karara karşı da bence bir itiraz söz konusu olabilmelidir" dedi.
"TFF GÜVEN VERMİYOR"
Erkan Küçükgüngör, TFF'nin son günlerde yaptığı açıklamalarla hem futbol kamuoyuna, hem de futbol camiasına güven veremediğini belirtti.
Küçükgüngör, "Yaşadığımız süreçte en büyük sorun TFF'nin futbol kamuoyuna ve camiaya güven vermemesi. Yaptığı açıklamalar, attığı adımlar bir hukukçu gözüyle değerlendirildiği zaman güven vermekten uzak görünüyor. 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunu'nun 11. maddesiyle şike ve teşvik suç haline getirildi. Bu kanun Avrupa ve dünyada bir ilk. Bu ağır cezalarla şike ve teşvikin cezalandırıldığı başka bir ülke yok. Bu cezalar, Avrupa ve dünya seviyesinde makul seviyelere düşürülmeli. Cezalar çok ağır. Bu kanunun yapılmasında eski TFF yönetimi çok aktif rol aldı. Bu kanunun gerçek babası TFF'dir. Bunun ana sebebi de şudur. TFF, 'şike ve teşvik ile ben başa çıkamıyorum. Dolayısıyla devlet, emniyet, savcı ve mahkemeler aracılığıyla bu işe el koysun' şeklinde bir yaklaşım sergiledi. Kanunun çıkma nedenini bu husus oluşturuyor. Devletin bu kadar sert bir şekilde sporun içine girmesi dünya sistematiğine de aykırı bir durum. Başta Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) olmak üzere sporla ilgili kurumlar devletin bu şekilde sporun içine girmesine karşı" diyerek sözlerini tamamladı.
25 Temmuz 2011 Pazartesi
23 Temmuz 2011 Cumartesi
Best Music Videos Ever #9: Vogue
Madonna'nın '80'lerin ortasından itibaren birkaç şarkısına çekilmiş çok iyi klipleri var. Onlar arasında "Lucky Star" ve "Express Yourself" bence ön plana çıkıyor ama pop divasının gelmiş geçmiş en iyi videosu kesinlikle bu. Yönetmen koltuğunda, kariyerinin ilerleyen yıllarında sinema tarihinin en iyi 100 filminden birine ("Se7en"), bir kuşağın manifestosu hâline gelen bir başka klasiğe ("Fight Club") ve daha nice müthiş yapıma imza atacak olan Hollywood'un harika çocuğu David Fincher var (kendisinin totalde Madonna ile 4 çalışması mevcut ve "Express Yourself" de onlardan biri). Siyah-beyaz çekilmiş olan bu videoda, "Hollywood'un Altın Çağı"nın (1940'lar) en ünlü fotoğrafçılarından Horst P. Horst'un çalışmaları, görsel yapı açısından en büyük esin kaynağını oluşturuyor. Aynı zamanda şarkı sözlerinde ismi zikredilen Marilyn Monroe, Jean Harlow, Greta Garbo, Marlene Dietrich, Veronica Lake, Katherine Hepburn gibi yıldızların portre fotoğrafları da, ilham kaynağı olarak bir şekilde kendisine yer bulmuş. Elbette videonun en ünlü sahnesi, Madonna'nın göğüs uçlarının görülebildiği, transparan bluzlu sahne.. İlk gösterime girdiği dönemlerde MTV, şarkıcıdan bu planların çıkarıldığı bir versiyon talep etmiş ama Madonna bunu şiddetle reddetmişti. Gündüz kuşağında televizyonlar söz konusu sahne yerine ağır çekimde dans görüntülerinin olduğu başka planlar ekleyerek bu "problemi" aşmaya çalıştı.
Dans sahnelerinin koreografisi ile de öne çıkan ve (32 yaşındaki) Madonna'nın en güzel hâlini görselleştiren "Vogue", tüm zamanların en iyileri arasındaki yerini 20 senedir korumayı başarmış, kusursuz bir video..
Madonna - Vogue (1990)
Yönetmen: David Fincher
22 Temmuz 2011 Cuma
Daha yeni başlıyor
Fenerbahçe taraftarı, dün geceki Shakhtar maçı ile birlikte nasıl bir ruh hâli içinde olduğunu tüm ülkeye göstermeye başladı. Şeker ve kalp hastası bir adamı, aleyhinde hiçbir somut delil yokken pazar sabahı 20 tane polisle evini basarak içeri alan, bunu kameralar eşliğinde yapan, bugüne kadar saçma sapan iddialar ve el altından basına sızdırılan dedikodular dışında akla yatkın hiçbir argüman sunamayan "olağanüstü yetkilerle donatılmış" savcı Mehmet Berk, dünkü olayların baş müsebbibidir. 9 aydır yasa dışı bir şekilde dinleme yapan, sözüm ona şike yapıldığını an-be-an gören, kaydeden ama her nedense (nedeni aslında çok açık da) "suç üstü" yapmayan ve bu vesileyle hukuku bir kez daha çiğneyen emniyet de aynı şekilde.. Ayrıca maç sonuçlarını bildiği halde o maçların oynanmasına, o maçlara milyarlarca lira bahis yapılmasına göz yumarak da başlarına çok büyük iş aldılar, alacaklar, bunu göreceğiz.
Bu zaten bilinen bir şey, savcılık ve emniyet.. Peki TFF'ye ne demeli? İnsanoğlu bu kadar basiretsiz, bu kadar duruş yoksunu, bu kadar karakter fukarası, bu kadar rüzgâra göre eğilen bir yaratık olabilir mi? G.Saray kulübünün 70 yaşında olan ama (futbol kulübü yönetimi açısından) zekâsı ortaokul seviyelerinde gezen başkanı biraz saçmaladı diye "verdiğimiz karar allahın kelamı değil, değişebilir" diyerek kıvırmak, TFF gibi bir kuruma yakışır mı? Henüz savcılığın iddianame hazırlamadığı bir ortamda, savunma makamının da ne ile suçlandığı bilmediği bir durumda, bugüne kadar kimse ile paylaşılmamış bilgi ve belgeler TFF'ye verilip de ondan "ivedi" bir karar vermesi nasıl beklenebilir? Daha iddianame ortada yokken, TFF'nin alacağı herhangi bir kararın, dolaylı yoldan bizzat "iddianame"nin kendisini teşkil edeceğini kimse göremiyor mu? Böyle bir yük nasıl TFF'ye yüklenir, TFF nasıl böyle enayice bir şekilde bu işgüzarlığa soyunur? Akıl alacak işler değil bunlar..
Fener taraftarı, oynanan ve bizzat başbakan tarafından yönetilen bu tiyatronun ne olduğunu artık gördü. Sahada rakiplerini inlete inlete, bağırta bağırta, acı çektire çektire (anladınız siz) tek tek yenen bu futbolcuların emeklerinin çalınmak istendiğini herkes anladı. Başlangıçta Aziz Yıldırım söz konusu olduğu için "ulan acaba?" diyen Fenerliler bile bugün şikenin ş'sine inanmıyor, hiçbirimiz Fenerbahçe'nin şike yaptığını düşünmüyoruz. Bu yüzden başkanımıza, onun kişiliğine ve onun nezdinde kulübümüzün tüzel kişiliğine yapılan bu saldırı, hepimizi cinnetin eşiğine getirdi.
Şunu net bir şekilde biliyorum: Bu başbakan, bu hükümet, bu cemaat, bu güdümlü savcılar, bu maşa emniyet, bu dirayetsiz ve omurgasız TFF, bu satılmış basın.. Hiçbiri ama hiçbiri bu yaptıklarının bedelini ödemeden bu dünyadan göçemeyecek. Fener taraftarı bugünleri asla unutmayacak. Dün gece de gördüğümüz üzere, her şey daha yeni başlıyor.
19 Temmuz 2011 Salı
The Weeknd - House of Baloons (2011)

Vokalist Abel Tesfaye'in tek kişilik projesi The Weeknd, genel anlamda büyük beğeni ile karşılanan debut albümüyle "17 yaş üstü" dinleyiciler için ilgi çekici ve etkileyici bir seçenek ortaya koymayı başarıyor. Gece yarısı hikâyeleri ve uyuşturucu seanslarıyla bezenmiş olan şarkı sözleri açısından durum gerçekten de böyle ve (sadece 21 yaşındaki) Tesfaye'in bu konudaki yetkinliği tam anlamıyla göz kamaştırıcı. Ama öte yandan müzikal olarak bakıldığında da fazlasıyla doyurucu bir işle karşı karşıya olduğumuzu belirtmek gerek. R&B vokal ve melodilerinin elektronik aksamla uyumlu birlikteliği, ortaya konan rahatsız edici ve karanlık atmosferle tezat bir görünüm arz ediyor ve albümün öyle bir ruh hâli var ki, dinleyici her an bir şeylerin kötüye gideceği hissinden bir türlü kurtulamıyor. Beach House ve Siouxsie and the Banshees gibi gruplardan ödünç alınan sample'ların başarıyla entegre edildiği parçalar arasında diğerlerinden sıyrılan bir tanesi olmadığı gibi, bir adım geride kalan da yok; ki bu çok iyi bir şey, takdir edersiniz. Sonuç olarak bir ilk albüm için ziyadesiyle başarılı ve umut veren bir işle karşı karşıya olduğumuz rahatlıkla söylenebilir. 9/10
Best albums of 1995 (#1)

1. Pulp - Different Class (10)
3. Tindersticks - Second Album (10)
4. Tricky - Maxinquaye (10)
5. Radiohead - The Bends (10)
8. Leftfield - Leftism (10)
9. Goldie - Timeless (10)
0. Blur - The Great Escape (10)
Not: Albümleri indirmek için her birinin üzerine tıklayınız. Ölmüş link varsa, yorum kısmında bildiriniz.
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Suyu çıkmış bir soruşturma
Herkesin bildiği ve artık gördüğü şeyleri buradan tekrar yazmanın bir anlamı yok. Bu soruşturmanın "soruşturma" ibaresini taşıyacak kadar bile bir ciddiyeti olmadığı net bir şekilde ortada. 8 aydır telefonların dinlendiği söyleniyor, neden bu kadar beklendiğini açıklayan yok. Mesela Ferrari gerçekten Fener maçında şike yaptıysa ve bu aylardır süregiden dinlemelerle sabitse, yurt dışına çıkışına nasıl izin veriliyor? Bilen beri gelsin. Ligde son 5 Fener maçının sonucu biliniyormuş, üstelik skor olarak.. Bu durumda bahisten akıl almaz paralar kazanma imkânı olan "dinleyici" emniyet mensupları, hiç mi şeytana uymamıştır? Kimse düşünmüyor. Delil istiyoruz, "gizlilik" deyip kaçıyorlar. Delilerin gerçekten var olduğuna dair bir işaret de yok zaten. Ergenekon balonu yüzünden 4 senedir ailesinden ayrı hapis yatan insanlar için nasıl tatmin edici bir gerekçe önümüze getirilmediyse, aynı şey Aziz Yıldırım'a da uygulanıyor ve uygulanacak. Dikta devleti olmaya doğru hızla giden (ve bu süreci tamamlamak üzere olan) güzel ülkemizde artık yasama, yürütme, yargı ve dördüncü güç olan medyanın hepsi birden tek bir zümreye hizmet ediyor. Bu yüzden bu tip faşizan uygulamalara da bünyemiz yavaş yavaş alışıyor.
Ama bu sürecin hepimize gösterdiği başka bir şey var: Fenerbahçe taraftarı, çivisi çıkmış ve tamamen sindirilmiş olan bu ülkedeki hiçbir gruba ya da topluluğa benzemediğini geçen hafta gösterdi. Hep söylediğimiz gibi her şey bizim için daha yeni başladı. Bu sefer sağlam kayaya çarptılar. Bunu, hep birlikte yaşayıp göreceğiz.
15 Temmuz 2011 Cuma
Best Music Videos Ever #8: Thriller
Üzerine fazla bir şey söylemeye gerek yok; şayet bugün "music video" diye bir şey varsa bunu, muhtemelen bu harikulade kısa filme borçluyuz. Michael Jackson'ın, 1981 tarihli "An American Werewolf in London" filmini çok beğendiği için yönetmen John Landis'i kiraladığını, 1 milyon doları (Landis'e göre 500 bin) bastırıp bu klibi çektirdiğini, yaratıcı fikrin ve konseptin çoğunun da Jackson'ın vizyonundan geldiğini biliyoruz. Özellikle zombiler yeryüzüne çıktıktan sonra dans ederken sergilenen koreografi ve figürler, akıllara durgunluk verecek kadar güzel. Aynı zamanda "milyonların sevgilisi" bir sanatçı olarak bir insanın kendini bu klipteki gibi konumlandırılması da fazlasıyla özgüven ve cesaret gerektiren bir olay. Nitekim gösterime girdiği dönemde aldığı müthiş övgülerin yanı sıra çok fazla şiddet içerdiği, gençleri "Michael kız arkadaşını korkutup dehşete düşürüyorsa, neden ben de yapmayayım?" gibi bir psikolojiye sürükleyebileceği (Dr. Thomas Radecki, LA Times) yönünde birtakım eleştirilere de maruz kalmıştı. Ama hakkında söylenen hiçbir şey (Jackson'ın ne kadar çok yönlü ve ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu kanıtlayan) "Thriller"ın, tüm zamanların gelmiş geçmiş en önemli videosu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Michael Jackson - Thriller (1983)
Yönetmen: John Landis
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Best albums of 1995 (#2)

11. Raekwon - Only Built 4 Cuban Linx (10)
12. Teenage Fanclub - Grand Prix (9)
13. Supergrass - I Should Coco (9)
14. PJ Harvey - To Bring You My Love (9)
15. Pavement - Wowee Zowee (9)
16. The Verve - A Northern Soul (9)
17. Garbage - Garbage (9)
18. Björk - Post (9)
Çölde açan çiçek gibi

Hep de aynı örneği veriyorum; G.Saray'ın kurucusu ve efsane başkanı Ali Sami Yen, bir gece Fenerbahçe ile aynı otelde kamp yapıyorken ve ertesi gün de onlarla maçları varken, gece geç vakitte arkadaşlarıyla iskambil oynayan Can Bartu'yu lobide görmüş ve "yarın önemli bir maçın var, git odana dinlen!" diyerek azarlamış. Bu bir şehir efsanesi değil, gerçeğin ta kendisi. Ertesi gün kendilerine karşı oynayacak bir ezelî rakiple aynı otelde kamp yapılıyor, rakibin oyuncusuna dinlenmesi ve ertesi gün en iyi performansını göstermesi için telkinde bulunuluyor ve bir başkanın ezelî rakibin futbolcusunu "azarlayabildiği" inanılmaz bir ortam mevcut. Ben bu hikâyeyi, Fener'i daha yeni tutmaya başladığım 80'li yılların ortasında dinledim. Benim gibi bir adamın, sokakta o zamanlar top oynarken kendisine (Rıdvan, Hakan ve Aykut ile birlikte) "Tugay" diyen bir adamın (ki Tugay o zamanlar ilk 11 bile oynamıyordu, sene 1988 falan) G.Saray'dan nefret etmesi; hatta daha da ileri gidiyorum, onu "sevmemesi" mümkün müdür?
Peki o halde neden G.Saray ile ilgili yazdığım yazıların %90'ı olumsuz? Çünkü benim nefret ettiğim şey bu büyük kulübün kendisi değil, 1990'ların ikinci yarısından sonra peydah olan iğrenç, mide bulandırıcı, karaktersiz taraftar kitlesi.. Ki maalesef bu kitle şu an itibarıyla G.Saray camiasının tüm taraftarlarını temsil eder bir pozisyonda ve sayıca da çok fazlalar. İşte onlardan resmen tiksiniyorum ve buradan da defalarca yazdım bunu. Hâlâ da yorum kısmına gelen notlardan nasıl bir köpek sürüsü olduklarını görmek mümkün.
Ama bugün bir şey oldu ve bana bu yazıyı yazdıran da, Türk futbol tarihinde eşi-benzeri az bulunur, örneğine nadir rastlanır, adeta çölde açan çiçek kadar değerli olan o şey.. Topuk Yaylası tesislerinden ayrılmak üzere hazırlanan Fenerbahçe takımına destek olmak isteyen üç G.Saray taraftarı tesislere gidip Fenerliler ile birlikte tezahürat yaptıktan sonra kaptan Alex ile fotoğraf çektirip ezelî rakiplerine olan desteklerini sundular. Duyduğum andan beri tüylerimi diken diken eden bu olayı da buraya yazmak ve ömür boyu hatırlamak için bilgisayarın başına geçtim ve bu postu kotarıyorum. Ülkedeki yüz binlerce aklı selim G.Saray taraftarını temsil ettiğinden emin olduğum o üç arkadaşa nasıl teşekkür edelim, onu da bilmiyorum. Ne kadar yazı yazsam, bunu beceremem diye düşünüyorum.
Bu sene ligin ikinci yarısındaki bütün Trabzon maçlarını seyrettim ben. Trabzon'a karşı bence "yatmayan", şerefiyle ve terinin son damlasına kadar mücadele eden 3 takım vardı: Fenerbahçe (doğal olarak), Beşiktaş (doğal olarak çünkü taraftarının baskısı üzerlerindeydi ve o maçı kazanmak zorundalardı) ve G.Saray.. İşte bu sonuncusu hiç doğal değil.. Çünkü G.Saray o maça çıkarken ligdeki tüm iddiasını kaybetmiş, maç seyircisiz oynanıyor ve Trabzon da Fener ile kafa kafaya bir durumda.. O maçı seyrettiğim andan beri bütün yakın çevrem şahittir, hep aynı şeyleri söylüyorum: Fenerbahçe'nin bu ligdeki en büyük dostu, en "güvenebileceği" rakibi yine G.Saray'dır. Aynı zamanda (elbette bize göre "bizden sonra") bu ülkenin en delikanlı takımı da G.Saray takımıdır. Onların, bir rakip olarak ne kadar değerli, ne kadar büyük olduğunu o maç ve bugünkü sahneler net bir şekilde göstermiştir. Kesin düşüncem budur.
Ha, bizim muhatap olduğumuz kitle bu kitle mi peki? Her gün gündelik hayatta karşımıza çıkan, interneti ahlâksızlığa boğmuş, ağzından salyalar akıtan ve kötü gittiğinde kendi takımını bile satan o güruh, G.Saray taraftarının 3/4'ünü oluşturmuyor mu? Maalesef öyle.. Dediğim gibi, G.Saray'ı temsil pozisyonunda da bugün için onlar var. Hatta bugünkü Topuk Yaylası ziyaretçilerine de internetten ezik diyerek küfür etmeye başladı bile o it sürüsü.. Ama gelin bunları görmeyelim biz.
Biz bu yazıyı Ali Sami Yen için, Trabzon karşısında delikanlıca oynayan o topçular için ve bugün Topuk Yaylası'na giden o üç yürekli insan için yazıyoruz.. Ve bu şekilde düşünen tüm yurt sathındaki gerçek G.Saraylılar için.. İyi ki varsınız, iyi ki rakibimizsiniz..
10 Temmuz 2011 Pazar
10 Temmuz 2011
Fenerbahçe'nin Kurtuluş Savaşı'nın başladığı tarih bu.. Biber gazını yiyen kadın ve çocuklar da, cepheye mermi taşıyan kadınlar gibi.. Bugünü 100 yıl geçse bile unutmayacağız. Bu acıları bize yaşatanlara, bu dünyayı dar edeceğiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)