''Ben hep açık yürekli oldum. Hatasız bir iş olmadığını her zaman söyledim. Kişisel hataların, oyuncuların grup olarak kişisel hataları ya da yönetimin grup olarak ya da kişisel hatalarının ötesinde, bizim temel problemimiz -özellikle benim tarafıma getirerek söyleyeyim- bir türlü genel olarak takım kimyasını oluşturamamak oldu. Benim de payım var ama bunu yüzde olarak bilemem. Fenerbahçe futbol takımını oluşturan ayakların, herkesin kendine bu konuda pay biçmesi gerekiyor. Şunu söyleyebilirim her zaman neyse en büyük pay benim olsun. En büyük pay bana aittir. Biraz daha -sorunlar ne olursa olsun, ne kadar büyük olursa, derin olursa olsun- daha fazlasını çözmeliymişim, söyleyeceğim bu. Yeni Malatyaspor maçından sonra görünen o ki herhalde herkes, hepimiz, şapkamızı önümüze koyup gerçekçi anlamda düşünmek zorunda kaldık. Şu anda onun izleri görünüyor. Esas olan, bu izleri bugünde bırakmayacağız. Takım kimyasının oluştuğu görünüyor zaten.''
---
''Sorunsuz takım yoktur. Günü kurtarmaktan ziyade, orta ve uzun vadeli düşünmeyi hayatımın içine koydum. Farklı misyon derken aldığım en önemli şey bu. Sadece günü kurtarmak değil. Bence Fenerbahçelilerin büyük bölümünün bende yakaladığı, istediği, sevdiği en önemli şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Oyuncu planlamasıyla, 3 ay sonra, 5 ay sonra, bir yıl sonra nerelerde olabiliriz konusunu hesaplamaya çalışıyoruz. Pankartı görünce ("Kocaman umutlarımızın sahibisin" pankartından söz ediyor) insan olan insan duygulanır. Güveni hissedebilmek, taraftarın güvenini hissedebilmek en önemli duygu. Diğer taraflar fasa fiso, hikâye. En önemlisi o büyük grubun, samimi olduğuna inandığım güvenini hissedebilmek.''
---
''Yeni Malatyaspor maçından sonra kamp için Antalya'ya gittiğimizde beklentilerimiz protestoya yönelik grup olacağı yönündeydi. Alkışlar geldi, 'alaycı alkış mı acaba?' diye düşündüm. Bir hanımefendi çiçek uzattı. Nasıl baktıysam, o da şaşırmış. Baktım samimi şekilde veriliyor. Ondan sonra otele geldiler, 'neden şaşırdınız?' dediler. Şaşkınlığımın duruma ait olduğunu söyledim. Biraz mahcubiyet duygusu olan, utanma duygusu olan insanlar için utandırıcıydı o durum. Utanılacak bir şey yapmıyorsun. Başarısızlık varsa faturası da vardır. Ama ülkemiz değer yargıları bu şekilde oluşuyor.''
---
''Andre Santos ile ilgili, ben oyunculuk çapı olarak her zaman her yerde söylediğim şeyi söylüyorum. Becerisi çok yüksek kalitede birisi olduğunu söyledim hep. Brezilya Milli Takımı, dünyada referans takımlardan biridir. Bu takımda oynayan bir oyuncu için olumsuz konuşmanın anlamı yok. Andre Santos kendisi formayı alacaktı. Neden oynamadığını önce kendisine sormalı demiştim. Hiçbir teknik direktör aleyhine olacak bir seçenekle uğraşmaz. Bence iç hesaplaşmasını yaptı gibi görünüyor, istekli olunca üst düzey bir oyuncu. Bu kadar keskin bir dönüş, mayasında var, ruhsal olarak yapabilir miydi? Yapabildiğini gösterdi. Sevindirici...
Cristian'ın buna benzer bir dönüş çapı var. Oyunculuk çapı çok yüksek. Hiçbir soru işaretim yok. Sadece ve sadece ruhunu takıma teslim etmesini bekleyeceğiz. Umarım o da gerçekleşir. Transferle ilgili bir şeyimiz olmadı. Var olan oyuncularımızı tekrar en üst seviyeye çıkarabilmek için en yüksek çabayı göstereceğiz. Cristian ile daha önce konuştum ve durumu açık bir şekilde anlattık. 'Transfer olmayabilir, olmadığı zaman da beklentimiz hiçbir şey olmamış gibi davranman' dedim. Bu çok kolay değil tabi ki. Bunun altından ne kadar kalkabileceğini gücüyle gösterebilecek. Kalkabilme ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Kalan 3,5 aylık periyotta hem bize hem takıma ama daha fazla kendisine yardım etmesi gerekiyor.''
Aykut Kocaman, Fenerbahçe Teknik Direktörü
2 Şubat 2011 Çarşamba
30 Ocak 2011 Pazar
Kazanmak önemli
Yine iyi oynamadı Fenerbahçe. Yine topa sahip olmada rakibinin çok gerisinde kaldı. Yine öne geçtikten sonra kendi yarı sahasında sinip kontrolu rakibine bıraktı. Yine doğru düzgün ve çalışılmış bir kontraatak yapamadı. Ama neticede ligin iyiden iyiye kızıştığı haftalara doğru gidiyoruz ve bu dönemde iyi oynanmasa da maçların kazanılması çok önemli. Daha önemli olan şey ise, bu geceki gibi neredeyse topu ısıracak kadar üst seviyede bir azim, konsantrasyon ve iştah ile kazanmak. Zaten Fenerbahçe'den hiç kimse Barcelona gibi oynamasını beklemiyor ama hepimiz takımdan her maç (özellikle de deplasmanlarda) bu iştahı sergilemesini bekliyor ve istiyoruz. Önümüzdeki hafta Manisa deplasmanı var, formda bir rakiple oynamak üzere Gökhan gibi bir eksikle gidecek Fenerbahçe oraya. O maçtaki görüntü birçok şeyi kafamızda netleştirecek.
Trabzon maçına yeniden döner ve oyunculara tek tek bakarsak: Niang'da sezon başındaki görüntüyü fazlasıyla aratan bir bitkinlik ve yorgunluk var, bunun nasıl çözüleceğini çok merak ediyorum. Söz konusu güçsüzlüğü yüzünden kaleci ile karşı karşıya kaldığı iki pozisyonda abuk sabuk vuruşlar yaptı. Alex iyiydi, mücadele etmeye ve yine saha içinde liderliğini yapmaya çalıştı. Topuz böyle oynadığı müddetçe bu takımın bankosudur. Emre zaten ülkenin (açık ara) en iyi oyuncusu ve sonsuz bir saygıyı hak ediyor. Fener şampiyon olacaksa bu iki oyuncunun enerjisi sayesinde olacak, bu da bir gerçek. Dia bu maçla birlikte bu takımın sol açığının kendisi olduğunu kanıtlamıştır. Özer form tutabilirse (ki hiç sanmıyorum) belki onu zorlayabilir. Defans bloğu ve kaleci de neredeyse hatasız oynadı ve Andre Santos'un giderek güçlenmesi çok iyi haber. Selçuk'u ise en sona bıraktım, kırmızı kart görerek bir çuval inciri berbat etti ama o âna kadar bence Emre ve Topuz ile birlikte sahanın en iyi üç oyuncusundan biriydi. Kırmızı kart, onun için de form tuttuğu şu dönemde bir şanssızlık oldu.
Geçen sezonun ikinci yarısında Selçuk'un onbire girmesiyle birlikte 10 maç üst üste kazanan o takımın havasını görüyoruz Fenerbahçe'de. Manisa maçı çok kritik bir dönemeç, onu mutlaka almak lâzım. Zaten Trabzon'un Antalya maçında işinin hiç kolay olmadığını düşünüyorum. Bakarsınız puan farkı 2-3 daha kapanıverir, hiç belli olmaz.
Fenerbahçe 2 - Trabzon 0
Trabzon maçına yeniden döner ve oyunculara tek tek bakarsak: Niang'da sezon başındaki görüntüyü fazlasıyla aratan bir bitkinlik ve yorgunluk var, bunun nasıl çözüleceğini çok merak ediyorum. Söz konusu güçsüzlüğü yüzünden kaleci ile karşı karşıya kaldığı iki pozisyonda abuk sabuk vuruşlar yaptı. Alex iyiydi, mücadele etmeye ve yine saha içinde liderliğini yapmaya çalıştı. Topuz böyle oynadığı müddetçe bu takımın bankosudur. Emre zaten ülkenin (açık ara) en iyi oyuncusu ve sonsuz bir saygıyı hak ediyor. Fener şampiyon olacaksa bu iki oyuncunun enerjisi sayesinde olacak, bu da bir gerçek. Dia bu maçla birlikte bu takımın sol açığının kendisi olduğunu kanıtlamıştır. Özer form tutabilirse (ki hiç sanmıyorum) belki onu zorlayabilir. Defans bloğu ve kaleci de neredeyse hatasız oynadı ve Andre Santos'un giderek güçlenmesi çok iyi haber. Selçuk'u ise en sona bıraktım, kırmızı kart görerek bir çuval inciri berbat etti ama o âna kadar bence Emre ve Topuz ile birlikte sahanın en iyi üç oyuncusundan biriydi. Kırmızı kart, onun için de form tuttuğu şu dönemde bir şanssızlık oldu.
Geçen sezonun ikinci yarısında Selçuk'un onbire girmesiyle birlikte 10 maç üst üste kazanan o takımın havasını görüyoruz Fenerbahçe'de. Manisa maçı çok kritik bir dönemeç, onu mutlaka almak lâzım. Zaten Trabzon'un Antalya maçında işinin hiç kolay olmadığını düşünüyorum. Bakarsınız puan farkı 2-3 daha kapanıverir, hiç belli olmaz.
Fenerbahçe 2 - Trabzon 0
Sessegnon kaçtı
Adı sık sık Fenerbahçe ile de anılan PSG oyuncusu Stephane Sessegnon, 7 milyon avro bonservisle Sunderland'e transfer oldu ve 3.5 yıllık sözleşme imzaladı. Kanal A vasıtasıyla birkaç sezondur seyredebildiğimiz Ligue 1'in bana göre açık ara en kaliteli oyuncusuydu Sessegnon. Fenerbahçe ile aynı cümle içinde adının geçmesi bile beni heyecanlandırmıştı ama haberin aslı olmadığını biliyordum. Fener'de şu an kanat oynayan bütün futbolcuların neredeyse toplamı kadar kumaşı olan bu muhteşem yetenek, gelse ligimizde tüm dengeleri değiştirebilecek bir potansiyele sahip, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama demek ki sporcu karakteri sorunlu, aksi takdirde PSG neden göndersin? Neyse ne; hücumun her iki kanadında da oynayabilen, kusursuz bir oyun zekâsına ve tekniğe sahip, çocuk oyuncağı gibi adam eksiltebilen Sessegnon'u bundan böyle dünyanın seyri en zevkli liginde izleyeceğiz. Sunderland maçlarını kaçırmamak için de bir sebebimiz var artık...
28 Ocak 2011 Cuma
Neden iki ayrı stat?
G.Saray'ın stadyum sorununun (devlet eliyle) çözülmesinin ardından Beşiktaş da aynı konuda girişimlerini hızlandırdı. Fenerbahçe zaten kendi imkânlarıyla yaptığı bir gecekonduda kör-topal idare ediyor. Ali Sami Yen'in yeri gerçekten de çok kıymetli bir arazî, G.Saray buradaki üst kullanım haklarından vazgeçerek devlete kendi stadyumunu yaptırmış oldu ve bu durumun hakkaniyetli olduğunu savunuyor. Hoş, o üst kullanım hakkının hiçbir şartını yerine getiremeyen bir işgalci konumundaydı son yıllarda ama varsın olsun. Aziz Yıldırım'ın dediği gibi memleket, Arena gibi spor komplekslerine sahip olsun da nasıl olduğu önemli değil..
Yalnız benim senelerdir düşündüğüm bir şey var ki, kamuoyunda birileri tarafından neden dile getirilmiyor, gerçekten de şaşkınlık içindeyim. Şu ki, Inter-Milan, Roma-Lazio gibi bizimkilerin yanında çok daha güçlü ve büyük sayılabilecek kulüpler onlarca yıldır aynı stadyumları paylaşırken neden G.Saray ve Beşiktaş iki ayrı "mabet" yapmanın derdine düşüyor bu ülkede? Bu nasıl bir lüks, nasıl bir züppeliktir arkadaş? Neden, Arena gibi 600 milyon liraya mal olduğu söylenen bir stadyumda 15 günde tek maç oynansın ki? Bu kulüplerin ikisi de Avrupa yakasında olduğuna göre niye bu stadyum için devlete ortaklaşa para ödeyip burayı birlikte kiralamıyorlar? Fıstık gibi stat, ikisi de sezon başında kombinelerini satar, fikstür ona göre ayarlanır, biri içerideyken öbürü dışarıda oynar. Avrupa maçları için bile Uefa aynı uygulamayı yapıyor. Karşı karşıya geldiklerinde de, emsallerinde olduğu gibi ev sahibi olan stadyumun %95'ini alır, diğeri deplasmanda sayılır. Olay bu kadar basit. Madem bu stadyumu devlet yaptı, madem yollar ve metro vs. ile ulaşımı da rahatlatılacak yakın bir zamanda, böyle bir komplekste her hafta maç oynatmak çok daha akıllıca olur. Hem Seyrantepe ne Şişli-Mecidiyeköy, ne de Beşiktaş; her ikisi de olmayan bir bölge. Akıl-mantık-sağduyu bunu söylüyor, şöyle bir bakınca hiçbir sakıncası da görülmüyor ama millet g.t kadar İstanbul arazilerine hâlâ stat kondurma peşinde...
Yalnız benim senelerdir düşündüğüm bir şey var ki, kamuoyunda birileri tarafından neden dile getirilmiyor, gerçekten de şaşkınlık içindeyim. Şu ki, Inter-Milan, Roma-Lazio gibi bizimkilerin yanında çok daha güçlü ve büyük sayılabilecek kulüpler onlarca yıldır aynı stadyumları paylaşırken neden G.Saray ve Beşiktaş iki ayrı "mabet" yapmanın derdine düşüyor bu ülkede? Bu nasıl bir lüks, nasıl bir züppeliktir arkadaş? Neden, Arena gibi 600 milyon liraya mal olduğu söylenen bir stadyumda 15 günde tek maç oynansın ki? Bu kulüplerin ikisi de Avrupa yakasında olduğuna göre niye bu stadyum için devlete ortaklaşa para ödeyip burayı birlikte kiralamıyorlar? Fıstık gibi stat, ikisi de sezon başında kombinelerini satar, fikstür ona göre ayarlanır, biri içerideyken öbürü dışarıda oynar. Avrupa maçları için bile Uefa aynı uygulamayı yapıyor. Karşı karşıya geldiklerinde de, emsallerinde olduğu gibi ev sahibi olan stadyumun %95'ini alır, diğeri deplasmanda sayılır. Olay bu kadar basit. Madem bu stadyumu devlet yaptı, madem yollar ve metro vs. ile ulaşımı da rahatlatılacak yakın bir zamanda, böyle bir komplekste her hafta maç oynatmak çok daha akıllıca olur. Hem Seyrantepe ne Şişli-Mecidiyeköy, ne de Beşiktaş; her ikisi de olmayan bir bölge. Akıl-mantık-sağduyu bunu söylüyor, şöyle bir bakınca hiçbir sakıncası da görülmüyor ama millet g.t kadar İstanbul arazilerine hâlâ stat kondurma peşinde...
27 Ocak 2011 Perşembe
Mucizevî zafer
Geçen haftaki (fazlasıyla) ekstra Olympiakos galibiyetinden sonra önemi iki kat artan Valencia mücadelesi, Fenerbahçe için gruptan çıkmak adına belki de anahtar hüviyetindeydi. Euroleague'in en sert ve en yürekli takımlarından biri olan rakip, Vidmar'ın yokluğunu bilmiyorum kaçıncı kez hissettirircesine hücum ribauntlarında adeta şov yaptı, ayrıca maç süresince stres nedenli top kayıplarımız buna eklendi. Dolayısıyla rekor sayıdaki bu iki istatistik nedeniyle oyun son topa kadar geldi. Bunun yanında kaçan fauller ve hakemlerin (Murat Kosova'nın abarttığı kadar olmasa da) kritik hatalı kararları da eklenince, elde edilen galibiyet için mucizevî demek az bile kalır. Vidmar ve Engin gibi sezon başında planlanan rotasyonun vazgeçilmez iki parçasının yokluğu yetmezmiş gibi bu maç özelinde Kinsey de tribündeydi ama Preldzic o kadar muhteşem, o kadar yürekli ve o kadar etkili bir efor koydu ki parkeye, ABD'li oyuncuyu olabilecek en düşük seviyede arattı bize. Maçın yıldızı da bence genç Slovendir.
Neticede Son-8 için muazzam bir avantaj elde etti Fenerbahçe. Eylül ayından beri bunu umduğumu ve beklediğimi defalarca belirttim zaten. Bu kadronun hakkı en azından Son-8'dir, orada son topa kadar mücadele edip kaybetse de bir şey demem. Ama tüm olumsuzluklar ve şanssızlıklara rağmen Final-4 oynayabileceklerine her gün daha fazla inanıyorum bu çocukların. Hoş, şu mücadele ve azimle sezon sonundaki tablo ne olursa olsun hepsini bağrımıza basmamız gerekir, o da ayrı konu. Taraftarın her geçen gün daha fazla havaya girip onları daha fazla sahiplenmesi ayrı bir güzel, onu da belirtmek gerekir.
Murat Kosova'nın maç içindeki müthiş çığlığıyla bitirmek isterim: "Bravo çocuklar, çıkarın bizi bu gerilim hattından!"
Fenerbahçe Ülker 75 - Power E. Valencia 73
Neticede Son-8 için muazzam bir avantaj elde etti Fenerbahçe. Eylül ayından beri bunu umduğumu ve beklediğimi defalarca belirttim zaten. Bu kadronun hakkı en azından Son-8'dir, orada son topa kadar mücadele edip kaybetse de bir şey demem. Ama tüm olumsuzluklar ve şanssızlıklara rağmen Final-4 oynayabileceklerine her gün daha fazla inanıyorum bu çocukların. Hoş, şu mücadele ve azimle sezon sonundaki tablo ne olursa olsun hepsini bağrımıza basmamız gerekir, o da ayrı konu. Taraftarın her geçen gün daha fazla havaya girip onları daha fazla sahiplenmesi ayrı bir güzel, onu da belirtmek gerekir.
Murat Kosova'nın maç içindeki müthiş çığlığıyla bitirmek isterim: "Bravo çocuklar, çıkarın bizi bu gerilim hattından!"
Fenerbahçe Ülker 75 - Power E. Valencia 73
23 Ocak 2011 Pazar
Fener'in havası iyi ama...
Hafta başından beri Trabzon'un A.Gücü'ne takılacağını, Fener'in de Antalya'yı yeneceğini öngördüğümü belirtiyorum yakın çevreme. Bu, bir temenniden öte her iki takımın havasına ve ruh hâline bakarak çıkarsadığım bir sonuç. Nitekim gerçekleşti dün bunlar, gerçekleşmeyebilirdi de. Futbol, böyle öngörüleri tamamen boşa çıkaracak kadar sürpriz unsuru barındırıyor içinde. Yine de gelecek hafta puan farkının 4'e düşmesini bekliyorum. Bekleyip göreceğiz.
Fenerbahçe, Yeni Malatya maçından sonra o kadar itilip kakıldı, futbolcular Samsun maçındaki protestoyla o kadar silkelendi ki, Antalya maçı bir anda sezonun en önemli müsabakası hâline geldi onlar için. Geçen hafta boyunca hangi oyuncu basının karşısına çıksa, bu maçta ölümüne mücadele edip mutlaka kazanacaklarını söylüyordu. Volkan, Emre, Özer, Alex vs. Bunlar güzel, sonuca baktığımızda 3 puan da alınmış durumda ama sahadaki oyuna ve futbolun kalitesine bakıyoruz, tatmin edici değil. O hırs, istek, azim, hafta içindeki "farkındalık" vs. nerede? Yine deplasmanda bireysel beceri sonucu bulduğu golle öne geçen, yine ikinci yarıda güçlü olmayan rakibine %66 topla oynama fırsatı veren, savunma yapmaktan başka hiçbir şey düşünmeyen bir acizler topluluğu gördük sahada. Belki Antalya maçı kazanılır böyle ama şampiyonluğun kazanılması mümkün değildir. Şampiyonluk için her şeyden önce özgüven gerekli çünkü. "Zafer, 'zafer benimdir!' diyebilenindir" demiş Atatürk, ne güzel söylemiş. Fenerli futbolcularda ise bu ruh hâlinin kırıntısını bile görmek mümkün değil. Hepsinde "Zafer acaba benim olacak mı? Olsa ne güzel olur, çünkü olmazsa hepimiz ayvayı yedik" diye özetleyebileceğimiz bir ruh durumu var.
Aykut Kocaman sürekli pas yapan, topu rakibe vermeyen, üçüncü bölgede baskı yapan bir takım istiyor. Kendisi de, futbolcular da defalarca söyledi bunu sezon başından beri. Ama belki de 15 senedir (Parreira'dan beri) ilk kez, topa sahip olma konusunda rakibinden gerilere düşen bir Fenerbahçe görülüyor, bu da enteresan. Daum gibi bir Alman'ın takımı bile topa Aykut Hoca'nın takımından daha fazla sahip olabiliyordu. Bir ilkeyi kabullenmek, uygulanmasını istemek vs. farklı bir şey, onu uygulatmak farklı.. Bu yıl hemen her deplasmanda öne geçip ondan sonra rakibi ne kadar zayıf olursa olsun topu onlara bırakan, geride kapanan ve sinen bir Fenerbahçe var. Dün de öyle oldu. Uzun vadede ziyadesiyle endişe verici bir tablo bu, bunları kendisi de görüp gereken tedbirleri en kısa sürede alacaktır, umarım.
Gelecek hafta oynanacak maç tam bir final. Trabzon takımı da dikiz aynasında Fener'i gördükçe daha fazla hata yapacak, bu belli oldu. Şenol Güneş uzun yıllardır efendi bir futbol adamı imajı çizmesine rağmen, işler sıkıştığında nasıl zıvanadan çıkabileceğini dünkü demeciyle gösterdi. 10-15 yaş büyük olduğu Aykut'un yarısı kadar bile olgunluğa ve centilmenliğe sahip değil gördüğümüz kadarıyla. Çirkefleşme potansiyeli de çok yüksek. 96 sendromunun etkilerini hâlâ bünyesinde taşıdığı gibi, bu yılki şampiyonluk mücadelesini de (hastalıklı bir zihinle) o hüsranın bir rövanşı gibi görüyor belli ki. Puan farkının 10 olduğu, akşam Fener kazandığı takdirde 7'ye ineceği bir durumda bile böyle sapıtıyorsa, işleri çok zor. "Lider"i bu psikolojide olan bir takımdan, dünkü A.Gücü oyunundan daha fazlasını beklememek gerekir bence.
Fenerbahçe, Yeni Malatya maçından sonra o kadar itilip kakıldı, futbolcular Samsun maçındaki protestoyla o kadar silkelendi ki, Antalya maçı bir anda sezonun en önemli müsabakası hâline geldi onlar için. Geçen hafta boyunca hangi oyuncu basının karşısına çıksa, bu maçta ölümüne mücadele edip mutlaka kazanacaklarını söylüyordu. Volkan, Emre, Özer, Alex vs. Bunlar güzel, sonuca baktığımızda 3 puan da alınmış durumda ama sahadaki oyuna ve futbolun kalitesine bakıyoruz, tatmin edici değil. O hırs, istek, azim, hafta içindeki "farkındalık" vs. nerede? Yine deplasmanda bireysel beceri sonucu bulduğu golle öne geçen, yine ikinci yarıda güçlü olmayan rakibine %66 topla oynama fırsatı veren, savunma yapmaktan başka hiçbir şey düşünmeyen bir acizler topluluğu gördük sahada. Belki Antalya maçı kazanılır böyle ama şampiyonluğun kazanılması mümkün değildir. Şampiyonluk için her şeyden önce özgüven gerekli çünkü. "Zafer, 'zafer benimdir!' diyebilenindir" demiş Atatürk, ne güzel söylemiş. Fenerli futbolcularda ise bu ruh hâlinin kırıntısını bile görmek mümkün değil. Hepsinde "Zafer acaba benim olacak mı? Olsa ne güzel olur, çünkü olmazsa hepimiz ayvayı yedik" diye özetleyebileceğimiz bir ruh durumu var.
Aykut Kocaman sürekli pas yapan, topu rakibe vermeyen, üçüncü bölgede baskı yapan bir takım istiyor. Kendisi de, futbolcular da defalarca söyledi bunu sezon başından beri. Ama belki de 15 senedir (Parreira'dan beri) ilk kez, topa sahip olma konusunda rakibinden gerilere düşen bir Fenerbahçe görülüyor, bu da enteresan. Daum gibi bir Alman'ın takımı bile topa Aykut Hoca'nın takımından daha fazla sahip olabiliyordu. Bir ilkeyi kabullenmek, uygulanmasını istemek vs. farklı bir şey, onu uygulatmak farklı.. Bu yıl hemen her deplasmanda öne geçip ondan sonra rakibi ne kadar zayıf olursa olsun topu onlara bırakan, geride kapanan ve sinen bir Fenerbahçe var. Dün de öyle oldu. Uzun vadede ziyadesiyle endişe verici bir tablo bu, bunları kendisi de görüp gereken tedbirleri en kısa sürede alacaktır, umarım.
Gelecek hafta oynanacak maç tam bir final. Trabzon takımı da dikiz aynasında Fener'i gördükçe daha fazla hata yapacak, bu belli oldu. Şenol Güneş uzun yıllardır efendi bir futbol adamı imajı çizmesine rağmen, işler sıkıştığında nasıl zıvanadan çıkabileceğini dünkü demeciyle gösterdi. 10-15 yaş büyük olduğu Aykut'un yarısı kadar bile olgunluğa ve centilmenliğe sahip değil gördüğümüz kadarıyla. Çirkefleşme potansiyeli de çok yüksek. 96 sendromunun etkilerini hâlâ bünyesinde taşıdığı gibi, bu yılki şampiyonluk mücadelesini de (hastalıklı bir zihinle) o hüsranın bir rövanşı gibi görüyor belli ki. Puan farkının 10 olduğu, akşam Fener kazandığı takdirde 7'ye ineceği bir durumda bile böyle sapıtıyorsa, işleri çok zor. "Lider"i bu psikolojide olan bir takımdan, dünkü A.Gücü oyunundan daha fazlasını beklememek gerekir bence.
21 Ocak 2011 Cuma
Beşiktaş farklı
Yeni transferleriyle Türkiye'nin açık ara en iyi hücum gücüne sahip olan Beşiktaş, takım savunmasındaki arızalara karşın Buca'yı 5-1 gibi bir skor ve rahat bir oyunla geçmeyi başardı. Quaresma, Guti ve Simao ile gerçekten de akıl almaz bir yaratıcılık potansiyeline sahipler artık. Kaldı ki bunlara ilerleyen zamanda Fernandes'i de ekleyecekler. Ernst ile birlikte 6 yabancının tamamının orta saha ve hücumda kullanılması, buna mukabil kale ve savunmanın güven vermeyen yerli oyunculara kalması bir sıkıntı gibi gözüküyor ama sadece Toraman'ı sağa alıp Sivok ve Ersan'ı göbekte oynatarak ve ileriden bir kişiyi keserek, zorluk derecesi yüksek maçlarda daha güvenli bir takım olabilirler. Bu kadar basit.
Şampiyonluk yolunda pek şansları olduğunu sanmıyorum ama ilk 2'yi zorlayabilir Beşiktaş. Kadro kalitesi gerçekten de çok yükseldi ve takım içindeki hava da gayet olumlu görünüyor. Hoş, tüm bunların bedeli bir adamın (tüp kafadan bahsediyorum) kulübü soyup soğana çevirmeye devam etmesi ama taraftar buna bakmaz, sahadan aldığı keyfe bakar. An itibarıyla bu hususta bir şikayetleri olduğunu da sanmıyorum.
Beşiktaş 5 - Buca 1
Şampiyonluk yolunda pek şansları olduğunu sanmıyorum ama ilk 2'yi zorlayabilir Beşiktaş. Kadro kalitesi gerçekten de çok yükseldi ve takım içindeki hava da gayet olumlu görünüyor. Hoş, tüm bunların bedeli bir adamın (tüp kafadan bahsediyorum) kulübü soyup soğana çevirmeye devam etmesi ama taraftar buna bakmaz, sahadan aldığı keyfe bakar. An itibarıyla bu hususta bir şikayetleri olduğunu da sanmıyorum.
Beşiktaş 5 - Buca 1
16 Ocak 2011 Pazar
Malatya maçına dair...
Aziz Yıldırım'ı bu blogun sayfalarında acımasızca, sınırları zorlayarak ve samimî bir şekilde eleştirdim 3 senedir. Eleştirilerimin hepsini de mantıklı ve gerekçeli durumlara dayandırdım, bu yüzden hiçbirinin yerine oturmadığını düşünmüyorum. Ama bu sene farklı; bu sene bence Fenerbahçe kulübünde en son eleştirilecek kişi Aziz Yıldırım'dır. Neden mi? Kendisini sezon başından beri futbol takımından bu kadar soyutladığı için.. Transferi tamamen teknik direktörün takdirine bıraktığı için.. Takım geçen sene şampiyonluğu son maçta kaçırmış ve fena olmayan bir kadroya sahip olsa da, para harcamaktan kaçınmadığı için.. Ve de ortalıkta fazla görünmediği için.. Bir başkandan daha ne bekleyebilirsiniz?
Aykut Kocaman tercihi tartışılabilir belki ama ben tartışmam. Ortalama 3 yılda bir şampiyonluk gören bir kulübün başkanının, CV'si her ne kadar bu pozisyon için yeterince kalifiye olmasa da Aykut gibi efsane bir oyuncuyu, bir beyefendiyi, romantik bir tercihle takımın başına getirmesini eleştirmem. Şu sıkıntılı duruma rağmen sezon sonuna kadar onunla devam etme konusundaki ısrarını bin kez alkışlarım hatta..
Netice itibarıyla baktığımızda, söz konusu tercihi yaptıktan ve tüm yetkiyi hocaya devrettikten sonra Aziz Yıldırım futbol takımına burnunu sokmadan, hocasına azamî saygıyı göstererek geri planda kalmayı başardı. Başardı diyorum, zira bu, onun ego seviyesindeki bir adam için çok zor bir olay. Yıldırım'ın, hangi amaçla olduğu bizi ilgilendirmeden söz konusu eyleminin doğruluğunun hakkını vermemiz icap eder.
Dolayısıyla Malatya maçı ve bu yıl kaybedilen diğer puan ve maçlarda en az sorumlu olan kurum, kulübün başkanlık makamıdır bence. En fazla sorumlu olan ise futbolculardır.
Aykut Hoca'nın, bu kulüpteki bütün kredisini bu sezon sonunda yitirmiş olmasından korkuyorum. Bence, kaybedecek bir şey kalmadığı için, Rıdvan Dilmen'in dediği gibi sahada "topu ısıran" adamlarla oynaması lâzım artık. Oyuncular da aynı şekilde, 12 km koşabileceği bir maçta 11 koşmamalı hiçbiri.. Karşılaştıkları her rakibe aynı saygı ve ciddiyetle yaklaşıp profesyonelce davranmalı.. Bunlar kendileri için bir zorunluluk olduğu kadar bizim için de bir temenni aynı zamanda. İkinci devrenin ilk maçı olan Antalya maçından itibaren bir çıkış izleriz umarım.
Aykut Kocaman tercihi tartışılabilir belki ama ben tartışmam. Ortalama 3 yılda bir şampiyonluk gören bir kulübün başkanının, CV'si her ne kadar bu pozisyon için yeterince kalifiye olmasa da Aykut gibi efsane bir oyuncuyu, bir beyefendiyi, romantik bir tercihle takımın başına getirmesini eleştirmem. Şu sıkıntılı duruma rağmen sezon sonuna kadar onunla devam etme konusundaki ısrarını bin kez alkışlarım hatta..
Netice itibarıyla baktığımızda, söz konusu tercihi yaptıktan ve tüm yetkiyi hocaya devrettikten sonra Aziz Yıldırım futbol takımına burnunu sokmadan, hocasına azamî saygıyı göstererek geri planda kalmayı başardı. Başardı diyorum, zira bu, onun ego seviyesindeki bir adam için çok zor bir olay. Yıldırım'ın, hangi amaçla olduğu bizi ilgilendirmeden söz konusu eyleminin doğruluğunun hakkını vermemiz icap eder.
Dolayısıyla Malatya maçı ve bu yıl kaybedilen diğer puan ve maçlarda en az sorumlu olan kurum, kulübün başkanlık makamıdır bence. En fazla sorumlu olan ise futbolculardır.
Aykut Hoca'nın, bu kulüpteki bütün kredisini bu sezon sonunda yitirmiş olmasından korkuyorum. Bence, kaybedecek bir şey kalmadığı için, Rıdvan Dilmen'in dediği gibi sahada "topu ısıran" adamlarla oynaması lâzım artık. Oyuncular da aynı şekilde, 12 km koşabileceği bir maçta 11 koşmamalı hiçbiri.. Karşılaştıkları her rakibe aynı saygı ve ciddiyetle yaklaşıp profesyonelce davranmalı.. Bunlar kendileri için bir zorunluluk olduğu kadar bizim için de bir temenni aynı zamanda. İkinci devrenin ilk maçı olan Antalya maçından itibaren bir çıkış izleriz umarım.
Son of a b.tch!
İş-güç nedeniyle internete bile giremediğim ve bloga hiçbir şey yazamadığım uzunca bir dönemden sonra ilk postun Howard Webb dışında biri hakkında olması mümkün mü? Daha 13 Aralık gecesi Arsenal'i Old Trafford'da doğradığı için iğrenç adını bu satırlarda zikrettiğim şerefsiz piç, FA Cup'ta Liverpool'u da aynı stadyumda çimlere gömdü bir hafta önce. Dalglish gibi bir efsanenin ilk maçının United deplasmanına ve de üstelik bu kanı bozuk hakeme denk gelmesi ne büyük şanssızlık..
Arsenal ve özellikle Liverpool gibi büyük kulüplerin, Old Trafford'daki her maçında ev sahibini 12 kişi oynatan bu adamın hâlâ maç yönetiyor oluşuna ses çıkarmamaları da ne enteresan...
Arsenal ve özellikle Liverpool gibi büyük kulüplerin, Old Trafford'daki her maçında ev sahibini 12 kişi oynatan bu adamın hâlâ maç yönetiyor oluşuna ses çıkarmamaları da ne enteresan...
1 Ocak 2011 Cumartesi
Best movies of 2010

1. Inception (9)
Christopher Nolan
2. Bal (9)
Semih Kaplanoğlu
3. Black Swan (8)
Darren Aronofsky
4. The Social Network (8)
David Fincher
David Fincher
5. Çoğunluk (8)
Seren Yüce
Diğer: The Fighter (7), Shutter Island (7), Green Zone (7), The Other Guys (7), Wall Street: Money Never Sleeps (7), The American (7), Scott Pilgrim vs. the World (7), 127 Hours (7), The Town (6), Robin Hood (6), The Sorcerer's Apprentice (6), Alice in Wonderland (6), Iron Man 2 (6), The Karate Kid (6), The Tourist (6), Get Him to the Greek (6), The Experiment (6), Repo Men (6), Unstoppable (6), Love and Other Drugs (6), Easy A (6), Due Date (5), TRON: Legacy (5), Grown Ups (5), Red (5), Machete (5), Knight and Day (5), The Wolfman (5), The Expendables (4), Salt (4), Cop Out (4)
Görmediklerim: The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader, Tangled, Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1, Rabbit Hole, True Grit, Despicable Me, The King's Speech, Burlesque, Little Fockers, All Good Things, Megamind, Kick-Ass, The Kids Are All Right, Faster, Casino Jack, Toy Story 3, The Next Three Days, Blue Valentine, How to Train Your Dragon, The Last Airbender, Winter's Bone, Let Me In, The Book of Eli, The Switch, Resident Evil: Afterlife, Shrek Forever After, Gulliver's Travels, Never Let Me Go, The Illusionist, You Will Meet a Tall Dark Stranger, Stone, Predators, The Tempest, Buried, Dinner for Schmucks, Prince of Persia: The Sands of Time, Season of the Witch, Clash of the Titans, Hereafter, The Ghost Writer, Flipped, Hot Tub Time Machine, Fair Game, Animal Kingdom, Saw 3D, The Killer Inside Me, Valentine's Day, Biutiful, The Way Back, Morning Glory, Edge of Darkness, The Company Men, Paranormal Activity 2, Sex and the City 2, From Paris with Love
Not: 28.03.2011'de liste güncellendi.

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)