13 Eylül 2009 Pazar

1 ayda 3 takım!

Şu aralar Serie A'da Palermo-Bari maçı oynanıyor ve Bari, büyük bir sürprize imza atmak üzere. Deplasman takımının 10 kişiyle defans yaptığı, sıkıcılığın sınırlarını zorlayan maçta ileride bıraktıkları tek forvet, 24 yaşındaki Riccardo Meggiorini. Bu genç oyuncunun kariyer seyrüseferine şöyle bir göz attığımızda ise inanılmaz bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Inter'in altyapısından yetişen Meggiorini, önce 2005 yılı başında Spezia'ya kiralanmış. Bu takımda sergilediği hiç de göz kamaştırmayan performans sonucu Inter onu sezon sonunda bedelsiz Pavia'ya göndermiş. Oradan da 6 ay sonra (yine sezon ortasında) bu kez Cittadella'ya transfer olmuş ve bu takımda tam 3.5 yıl oynamış. Ve geiyoruz bu sezon başına. Geçen sezon Cittadella'da 37 maçta 18 gol atan oyuncuyu önce Temmuz ayında 2.5 milyon avroya Inter almış. Sonra aynı ay içinde 4.5 milyona Genoa'ya satmışlar. Genoa da Ağustos ayında yine 2.5 milyon avroya Bari'ye göndermiş onu. Bu durumda 1 ay içinde bonservis ödenerek 3 takım değiştirmiş Meggiorini. 90 dakikadır seyrediyorum, onun için koparılan bu kadar tantanaya değecek bir şey de göremedim. Futbol tarihinde bu vak'anın bir eşi var mıdır, onu da bilmiyorum.

Bu arada Palermo da (sözde büyük takım) 2. dakikasında gol yediği maçta ancak 90+1'de beraberliği sağlayabildi. "Sen bu maçı başından beri neden seyrediyorsun, kafayı mı yedin?" derseniz, bir insan bu maçı sadece bahis oynadıysa seyreder. Palermo da bahsi yatırdı, sağ olsun.

Derbinin ardından

G.Saray-Beşiktaş maçı aynen beklediğim gibi inanılmaz temposuz, kalitesiz ve tat vermeyen bir havada geçti. Dünkü yazılarıma cevap yetiştiren arkadaşlar tuttukları bir takımın maçını seyrederken kendilerinden geçip, sahada oynanan futbolun kalitesini "akıl" yoluyla değerlendiremedikleri için yine de zevk almışlardır, eminim. Ayrıca o zihniyetteki insanlar "galip gelinen" her maçı baş tacı ettiği için, sorun yok. Ama takım tutmaktan ziyade önce güzel futbol isteyen kişiler için sahada heyecan ve 3 gol dışında "güzel" olan bir şey yoktu.

Takımlara baktığımız zaman, G.Saray'ın sezonun en kötü futbolunu oynadığını görüyoruz. Aslında bugüne kadarki maçların hiçbirinde "şahane" futbol oynamadılar ama şu anda (yine hiç tat vermeyen) Fener ile birlikte kayıpsız gitmeleri, ligimizin ne kadar zavallı olduğunun bir göstergesi. Sarp ve Topal'ın orta sahada birlikte oynaması, G.Saray'ın iyi olmayan futbolunun en büyük sebebi bana göre. Ha, Arda da çok kötüydü, Kewell ve Keita vasattı vs. ama orta sahanın ortasındaki oyuncular iyi top dağıtsa, zaten her maç forvetlerinizin "çok iyi" oynamasına gerek kalmaz, onlara bel bağlamazsınız. Ama G.Saray şu anda tam olarak öyle: Rakibin bireysel hataları, duran toplar ya da becerikli ayakların yaratıcılığına mahkûm bir futbol oynuyor. Bu durumda ön alandaki onca yıldızına rağmen G.Saray'ın en vazgeçilmez oyuncusunun Ayhan olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Sarp, Topal ya da Barış, ona alternatif olacak kadar teknik ya da zekâya sahip değil. Hele Sarp, G.Saray taraftarlarını (gördüğüme göre) büyülese de, asla G.Saray seviyesinin futbolcusu değil. Onun pozisyonundaki oyuncudan birazcık teknik katkı gereken maçlarda, herkes bunu görecek.

G.Saray'ın kaleyi bulan 4 şutu var, 3'ü gol olmuş, birisi de ikinci golde Rüştü'nün sektirdiği şut. Bunun dışında kaleyi bulan şut yok. Genelde kaleci ya da hakem hataları için "o olmasaydı da maçın sonucu değişmezdi" gibi şeyler söylenir. Ama dünkü maç için bunu söylemek mümkün değil. Eğer Rüştü ilk iki golü ikram etmeseydi bence G.Saray bu maçı kazanamazdı.

Ayrıca durum 1-0 iken Leo Franco'ya gösterilmeyen kırmızı kart da maçın neticesini direkt olarak etkiledi (şimdi buna "top içeride" diyenler de çıkacaktır ama topla içeride temas edip dışarıya kadar bu temasını kesmiyor Franco; sonuçta çizginin dışında da elle oynuyor).

Beşiktaş ise, ülkenin en kötü teknik direktörlerinden birinin elinde, adeta oyuncağa dönmüş durumda. Böyle bir maçta Yusuf'u sol açık, tam bir zavallı olan Nihat'ı tek forvet oynamak, tam anlamıyla iş bilmezlik. Sonra ilk yarı takımın topa sahip olmasını sağlayan Tabata'yı çıkarıp kazma Fink'i oyuna almak, daha büyük bir skandal. Sezon öncesi yazdığımı tekrar ediyorum, Denizli ilk yarının sonunu göremeyecek bu takımda.

Yorumsuz

“İnsanlar benim gelmiş geçmiş en iyi oyuncu olduğumu söylüyor. Jerry West, Elgin Baylor ya da Wilt Chamberlain gibi isimlere karşı oynamadım. Bu insanlardan daha iyi olup olmadığıma karar verecek kişi ben değilim.”
Michael Jordan

Naismith Memorial Basketball Hall of Fame'e kabul törenindeki konuşmasından...

G.Saray 3 - Beşiktaş 0

G.Saray (4-2-3-1): Franco 8 - Sabri 8, Emre Aşık 6, Servet 6, Hakan 8 (80' Caner) - Mehmet 5, Mustafa 6 - Keita 7 (70' Barış 6), Arda 3 (59' Elano 6), Kewell 6 - Baros 8

Beşiktaş (4-2-3-1): Rüştü 1 - Kaş 5 (68' Holosko 5), Sivok 5, Ferrari 7, İsmail 4 - Ernst 7, Ekrem 5 - Serdar 7, Tabata 7 (46' Fink 4), Yusuf 5 - Nihat 1 (46' Bobo 5)

Goller (3-0): Mustafa Sarp 4', Baros 65', 82'

12 Eylül 2009 Cumartesi

ManCity ciddi

Sezon başından beri Arsenal ile ilgili hiç iyi şeyler yazmadım ama takım sezona şahane başladı. Hemen havaya girdiklerini van Persie'nin bir demecinden görebilirdiniz: "Bizi eleştirmek için erken konuştular." Oysa bana göre erken konuşan van Persie'nin kendisiydi zira 3 galibiyet aldın diye bunca dev takımın yer aldığı bir ligde, bu kadar genç ve çaylak bir kadro ile şampiyonluk türküleri söylemeye başlamak tam anlamıyla kendini bilmezliktir.

Öte yandan Man City için ise hep iyi şeyler söyledim ve buna da "öyle iyi oyuncular almakla iyi takım olunmuyor" diye hemen karşı çıkanlar oldu. Bugünkü neticeye bakıyoruz: City, Arsenal'i 4-2 yenmiş. İnsanlar bugüne kadar parayı basıp yıldız oyuncuları bir takıma doldurma yoluna giden onlarca takıma bakıp, bundan "genel" bir sonuç çıkarmakla çok büyük bir hata yapıyor; bence bugünkü hüsrandan bunu anlamaları lâzım. Çünkü toplama takım yapmak başarının garantisi olmasa da, "iyi futbol, iyi futbolcularla oynanır" tezini bir kenara koymak gerekiyor. Ayrıca önemli olan şey, topladığınız oyunculardan müteşekkil kadronun (dikkat buyurunuz) "kimyasının" ne durumda olduğudur. Ona bakarsak, Chelsea de toplama takım kurmuş ama 48 yıl sonra ligde şampiyonluğa ulaşmayı başarmıştır. Futbol analizi ile ilgili her yazımda vurgu yaptığım "takım kimyası" burada anahtar kavram. City'nin kurduğu kadronun kimyası da o kadar düzgün ve homojen ki, o takım için benim söylediklerimden daha karamsar düşünmek çok zor. Bir takım yıldız forvetlerinin yanı sıra, Barry, De Jong, Ireland, Kompany, Johnson gibi oyuncuları takımına katıyor ve bunların arkasına Toure, Richards, Lescott, Bridge gibi savunmacıları koyuyorsa, ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar demektir. Bu, bu sene ligi kazanacakları anlamına gelmez (amaç ilk 4 zaten) ama kurdukları takımın Arsenal'den daha kaliteli olduğu da kesindir. Arsenal'i tutuyor diye bir insanın çıkıp bu konuda (sezon başında bazılarının yaptığı gibi) peşinen naralar atmak beyhudedir. Sezon sonunu bekleyelim, o herkese göre "dehalar dehası", oysa bana göre asla büyük takım hocası olamayacak olan Wenger'in stratejisinin ne sonuç vereceğini hep birlikte göreceğiz. Ben Arsenal'ın ilk 4 için bile şansının minimum olduğunu düşünüyorum; başından beri olduğu gibi.

Bu arada Chelsea'nin bu sezon ikinci kez geriden gelerek son dakika golüyle maç kazanması, onların da bu seneki şampiyonluk için ne kadar istekli ve kararlı olduğunu gösteriyor. Golden sonra o kadar müthiş kariyere sahip oyuncuların yaşadığı sevinç de pek çok şeyi anlatıyor zaten. Şimdi Tottenham-United maçında sıra. Ben ev sahibinin yenilmeyeceğini düşünüyorum ama her durumda şahane bir maç olacağı kesin.

Blackburn - Wolves 3-1
Liverpool - Burnley 4-0
City - Arsenal 4-2
Portsmouth - Bolton 2-3
Stoke - Chelsea 1-2
Sunderland - Hull 4-1
Wigan - West Ham 1-0

Liverpool'da büyük değişim

Çocukluğumdan beri tuttuğum Liverpool'un herhalde bir 15 senedir göğüs reklamı Carlsberg isimli bira markasıydı. Kulüple o kadar özdeşleşti ki, formanın doğal bir parçasıymış gibi görmemek çok zor. Ama işte her şeyin bir sonu var ve şimdi kulüp, duyduğuma göre Standard Chartered bankası ile anlaşmış. 4 yıl için yaklaşık 92 milyon avro kazanacağını düşününce, Liverpool için oldukça akıllıca bir iş olduğunu kabul etmemiz lâzım. Yazının fontu, büyüklüğü, rengi nasıl olacak; formayla uyumlu olacak mı, şu anda bunları düşünüyorum. İnşallah bozmaz cânım kırmızıyı.

One fine day

George Clooney ve Michelle Pfieffer'ın oynadığı şahane romantik komedinin ismiydi bu. Onların geçirdiği günle kıyaslanır mı bilmiyorum ama futbolseverler için zamanın 6 saatliğine adeta duracağı müthiş bir gündeyiz. Saat 5'te City-Arsenal, 7.5'da Tottenham-United ve bu maçın son 20 dakikasını kaçırmamıza vesile olacak şekilde saat 9'da G.Saray-Beşiktaş maçları var. İlk ikisi Spormax'te, sonuncusu Lig TV'de yayınlanıyor. Ve ilk ikisinden sonra sonuncusu hiç çekilmeyecek, bunu da hepimiz biliyoruz. Ama elbette içlerinde bizim için en heyecanlısı da o olacak. Hakikaten müthiş bir gün bugün.

11 Eylül 2009 Cuma

Seitaridis PAO'da

İsmi son yıllarda G.Saray ile sıkça anılan ama transferi bir türlü gerçekleşmeyen Yunan sağ bek/stoper Giourkas Seitaridis (28), serbest oyuncu olarak Yunan kulübü Panathinaikos ile anlaştı. Sağ bekte taraftarın bir türlü ısınamadığı Sabri gibi, pimi çekilmiş bomba misali ne yapacağı belli olmayan bir oyuncu ile sakatlığının etkilerinden ne zaman tam olarak kurtulacağı meçhul Uğur Uçar varken neden böyle masrafsız ve kaliteli bir oyuncu düşünülmedi, bilmiyorum. Ama bence Servet'in yanında stoper de oynayabilecek özellikleri olan, Euro 2004'teki inanılmaz performansıyla dünyanın en iyi sağ bekleri arasında anı anılmaya başlayan ve At. Madrid kariyerine sahip bu oyuncu alınsa çok isabetli olurdu. Bonservisi yok ve yıllık 1 milyon avro ya alıyordur, ya almıyordur.

1997'nin en iyi 5 filmi


1. Mononoke Hime (10)
Hayao Miyazaki

2. Blackout (10)
Abel Ferrara

3. Jackie Brown (8)
Quentin Tarantino

4. Chun gwong cha sit (8)
Wong Kar Wai

5. Wag the Dog (8)
Barry Levinson

Diğer: Boogie Nights (8), Masumiyet (8), Lost Highway (7), The Sweet Hereafter (7), The Full Monty (7), Austin Powers: International Man of Mistery (7), Donnie Brasco (7), Funny Games (7), Hana-Bi (7), Abre Los Ojos (7), Face/Off (6), The Ice Storm (6), LA Confidental (6), Good Will Hunting (6), As Good As It Gets (6), Cube (6), The Game (5)

10 Eylül 2009 Perşembe

Zico kovuldu

Fenerbahçe'nin efsane teknik direktörü, taraftarların adeta sevgilisi Zico, büyük umutlarla göreve getirildiği CSKA takımından, son haftalarda alınan can sıkıcı sonuçları takiben gönderildi. Onun kadar (her şeyden önce) "iyi" bir insanın, herhangi bir şekilde bu duruma düştüğünü görmek çok üzücü ama kendisinin kariyerine baktığımızda aslında hiç şaşırtıcı değil. Zira Fenerbahçe'de çeyrek final oynadığı yıl dışında kariyerinde herhangi bir başarı göremediğimiz gibi, bilakis başarısızlık ve hüsranla dolu bir çizgi söz konusu. Ayrıca yaptığı tercihlerle "futboldan çok da anlamadığını" düşündürten pek çok an yaşadık, zamanında. Yerine getirilen isim de hâlâ Sevilla'daki başarılarının kredisini tüketmeye devam eden Juande Ramos bu arada. Onun performansını da merak ediyorum. Zico'nun Avrupa'da kolay kolay iş bulabileceğini de düşünmüyorum.