Bon Iver, Indie şarkıyazarı-vokalist Justin Vernon'ın sahne ismi. Lise ve üniversite yıllarında yine kendisinden müteşekkil çeşitli gruplar kuran ve Eau Claire, Wisconsin'de müziğini icra eden Vernon, Bon Iver ismini verdiği projesiyle de ilk albümünü 2007 yılında "For Emma, Forever Ago" adıyla piyasaya sürdü. Wisconsin'de ücra bir kulübede 4 ayda kaydettiği albüm, Vernon'ın benzersiz vokali ve yumuşak gitarlarıyla dinleyeni bambaşka diyarlara götüren muhteşem bir çalışma. Albüm, İngiltere'de piyasaya çıktığı anda hemen hemen tüm otoriteler tarafından övgüye boğuldu, müthiş bir eleştirel başarı kazandı. Müzik zevki dar sınırlar içine sıkışmamış her bünye için dinlenmesi elzem olan bir albüm gerçekten de. Zaten 3 tur attıktan sonra müptelası olmamak da çok zor. Hararetle tavsiye ediyorum...
29 Ağustos 2008 Cuma
Müzik molası #5: Bon Iver
Bon Iver, Indie şarkıyazarı-vokalist Justin Vernon'ın sahne ismi. Lise ve üniversite yıllarında yine kendisinden müteşekkil çeşitli gruplar kuran ve Eau Claire, Wisconsin'de müziğini icra eden Vernon, Bon Iver ismini verdiği projesiyle de ilk albümünü 2007 yılında "For Emma, Forever Ago" adıyla piyasaya sürdü. Wisconsin'de ücra bir kulübede 4 ayda kaydettiği albüm, Vernon'ın benzersiz vokali ve yumuşak gitarlarıyla dinleyeni bambaşka diyarlara götüren muhteşem bir çalışma. Albüm, İngiltere'de piyasaya çıktığı anda hemen hemen tüm otoriteler tarafından övgüye boğuldu, müthiş bir eleştirel başarı kazandı. Müzik zevki dar sınırlar içine sıkışmamış her bünye için dinlenmesi elzem olan bir albüm gerçekten de. Zaten 3 tur attıktan sonra müptelası olmamak da çok zor. Hararetle tavsiye ediyorum...
28 Ağustos 2008 Perşembe
Kadri bilinmeyenler #3: Emrah Eren
Kariyerine Öz Alibeyköyspor'da başlayan Emrah, İstanbulspor'da yıldızını parlatmıştı. 99 yılında Terim tarafından G.Saray'a alınmış ve fakat tıpkı Mehmet Yozgatlı gibi burada tutunamamış ve takımdan gönderilmişti. Kocaelispor'da yeniden parladıktan sonra Trabzon, Malatya ve Rize'de forma giydi. Derken bu sezon öncesinde G.Antepspor ile anlaştı ama ligin ilk maçı olan Fener müsabakasında yedek oturdu.94 yılında Parreira ile Dünya Şampiyonu olan Brezilya millî takımında, final maçında sakatlanana kadar forma giyen Bayern'in efsane sağ beki Jorginho'yu fena halde andıran bir kanat savunmacısı Emrah Eren. İnanılmaz yumuşak bileklere sahip, adam geçme özelliği olan, çok iyi orta yapan, ters kademeyi ve kanat savunmasını bilen çok da tecrübeli bir futbolcu. Ama nedense hiçbir dönemde Türkiye'nin en iyi sağ beki olarak değer görmedi. Ve hatta şimdi de Gökhan Gönül'den sonra Türkiye'nin ikinci en iyi sağ beki olarak hiç kimse görmüyor onu, bizden başka. Bu sezonun başında aslında Fenerbahçe'nin transfer etmesi gereken ilk oyunculardan biriydi Emrah, Gökhan sakatlandığında onunla aynı tarzda olup hiçbir şekilde onun yerini aratmayacak bir oyuncu olarak. Ama Fener, ofansif beki Gökhan'ın yedeği olarak stoper Önder'i tutuyor kadroda..
Yeniden Emrah'a dönersek, henüz daha 30 yaşında olan bu çok kıymetli oyuncunun kadri neden bilinmedi, neden kabuğundan bir türlü çıkamadı, G.Saray ve Trabzon'da neden tutunamadı bilmiyoruz. Ama naçiz kanaatimizce, yetenek olarak Türk futbol tarihinin en iyi sağ beklerinden biri olduğunu ısrarla vurgulamak istiyoruz. G.Antep'te de kendisini takibe devam edeceğiz.
Son olarak Kocaeli'de oynadığı dönemden bir anektod ile bitirelim. Takımın 10-15 maç boyunca galibiyet alamadığı talihsiz bir periyotta oynanan ve berabere biten bir iç saha maçından sonra, kendisine uzatılan mikrofonlara şöyle demişti: "Ya iyi oynuyoruz, pozisyonlara giriyoruz, galibiyeti hak ediyoruz ama bir türlü olmuyor. Allah sonumuzu hayretsin"...
Şeker, bal, lokum...
Fenerbahçe, geçen sezonkinden bile daha kolay bir gruba düştü devler liginde: Arsenal, Porto ve Dinamo Kiev. Arsenal ile ilgili olarak sezon başında da yaptığımız değerlendirmede belirtmiştik (bkz: Arsenal yarışmacı bir kulüp mü?), Arsenal artık büyük bir takım olmaktan çıktı. Kendi liginde ilk dörde girip Şampiyonlar Ligi'ne katılmak Arsene Wenger'e sanki yetiyor gibi. Zaten Avrupa kupalarında 2-3 sezon önceki finalden başka bir başarısı da yok, hatta bir sendrom var sanki bu konuda. Wenger takımı o kadar gençleştirdi ki resmen çoluk-çocukla sahaya çıkıyor şu aralar, sakatların da etkisiyle. Bizce birinci torbadan gelebilecek en kolay takımdı Arsenal (daha sonra Lyon ve Liverpool'u sayabiliriz) ve o geldi, bu açıdan çok şanslıyız.İkinci torbadan ise Porto çıktı, ki geçen yıl Beşiktaş ile oynadığı maçlardan hatırlayabiliriz Portekiz temsilcisini. O maçlarda son derece vasat ve dişimize göre bir takım intibaı vermiş ama iki maçı da onlar kazanmıştı. İlk maçın Porto deplasmanında olması çok ciddi bir dezavantaj, açılış maçı olduğu için son derece asılacaklardır. Eğer Fenerbahçe oradan bir beraberlikle dönerse, gruptan çıkmak için çok büyük bir avantaj elde edecek. Yenilirse de, gruptaki en ciddi rakibine karşı önemli bir yara almış olacak.
Dinamo Kiev ise elbette çok tehlikeli bir takım, iki sene önce Fener'i Şampiyonlar Ligi'nin dışına itmişlerdi. Çok tempolu ve hızlı oynayan, ekol olmuş bir ülkenin temsilcisi. O maçların rövanşı olacağı için çok daha ciddi ve zevkli bir eşleşme olacak. Ama 10 Aralıktaki son maçın Kiev'de olması da kötü, zemin adeta artistik patinaj pistlerini andırıyor o dönemde. Fener'in o maçta kendisine beraberliğin yettiği bir pozisyonda gitmesi lâzım Ukrayna'ya.
Sonuçta, olasılıkları düşündüğümüz zaman çok iyi bir kura çektiğimizi düşünebiliriz. Eğer Fener takımı istediğimiz Fener olursa, bu gruptan lider bile çıkabilir. Ama şu an için bu konuda hiç de ümit vermiyor.
27 Ağustos 2008 Çarşamba
Şampiyonlar Ligi'nde kritik gece
Bu gece iki takımımız son ön eleme maçlarına çıkıyor; Fener-Partizan, Steaua-G.Saray. Şahsi kanaatimiz, Fener'in güç bela da olsa tur atlayacağı ve G.Saray'ın da eleneceği yönündedir. İlk maçta en azından (3-2 de olsa) bir galibiyet olsaydı, belki sıkı bir savunma ve rakibin açığını arama taktiğiyle bir şeyler olabilirdi. Ama şimdi aynı şeyi Romenler yapacak ve bu işi, Romenlerin bile bizden daha iyi bildiği kesin.G.Saray'da Arda'nın ilk 11 başlayıp başlamayacağı meçhul. Ama Nonda'nın tek forvet oynayacağı ve arkasında da Lincoln'ün yer alacağı kesin gibi. Her hâlikârda Steaua'nın son derece disiplinli bir şekilde alan daraltıp, taktiksel olarak kusursuza yakın bir maç çıkaracağını düşünüyoruz. G.Saray'ın turu geçmesi için ilk golü bulması lâzım.
Fenerbahçe'de ise son haberlere göre Semih ilk 11'de başlayacak. Guiza-Semih ve arkalarında Alex oynayacak. Ortada yine, tüm zamanların en facia orta saha üçlüsü olan Kazım, Maldonado, Uğur yer alacak. Bu sistemle oynayan tek büyük takım olan Milan'da Gattuso-Pirlo-Seedorf ve önlerinde Kaka var. Hatta 2000'in G.Saray'ında Okan-Suat-Emre üçlüsü vardı; Emre de bugünün general Emre'si değil, 90 dakika köpek gibi koşan bir askerdi. Fener'de ise Kazım, Uğur ve Maldonado var. Türk futbol tarihinde daha trajikomik bir takım dizilişi var mıdır, varsa bile biz hatırlamıyoruz.
Yine de Fener'in Kadıköy avantajıyla turu geçeceğini düşünüyoruz. Her iki takımın alacağı neticeleri de heyecanla bekliyoruz.
24 Ağustos 2008 Pazar
Aforizmalar #1
-Milletin gençleri, ancak yetişkinleri bozulduğunda bozulur.
Montesquieu
-Yalan dört nala koşar, hakikat ise adım adım yürür. Ama yine de vaktinde yetişir.
Japon atasözü
-Eskiyecek her şeye "yeni" denir.
Özdemir Asaf
-Biz hepimiz bir çömlekçinin ellerindeki çamuru andırırız. Hiçbir çömlek de çömlekçiye "beni niye böyle yoğurdun?" diyemez.
Anonim
-En düşmüş insan, bütün dilekleri yerine gelmiş insandır.
Elias Canetti
-Üç şey gizlenemez: Duman, aşk, parasızlık.
Arap atasözü
Montesquieu
-Yalan dört nala koşar, hakikat ise adım adım yürür. Ama yine de vaktinde yetişir.
Japon atasözü
-Eskiyecek her şeye "yeni" denir.
Özdemir Asaf
-Biz hepimiz bir çömlekçinin ellerindeki çamuru andırırız. Hiçbir çömlek de çömlekçiye "beni niye böyle yoğurdun?" diyemez.
Anonim
-En düşmüş insan, bütün dilekleri yerine gelmiş insandır.
Elias Canetti
-Üç şey gizlenemez: Duman, aşk, parasızlık.
Arap atasözü
Gönülçelen filmler #4: The Fabulous Baker Boys (1989)
Başrollerinde iki kardeş Beau Bridges ve Jeff Bridges ile (bu filmdeki hâli göz önünde bulundurulursa açık ara sinema tarihinin en güzel kadını olan) Michelle Pfeiffer'ın yer aldığı, Steve Kloves'un yazıp yönettiği bu iç ısıtan film, artık devirleri geçmiş olan iki (kardeş) jazz piyanistinin hikâyesini anlatıyor. Bunu yaparken birbirinden siyahla beyaz kadar farklı olan, dolayısıyla hiçbir konuda ortak düşünmeyen ama biribirinden hiçbir şekilde de ayrılamayan kardeşlerin iki kutuplu hâline odaklanıyor daha çok. Frank (Beau) evlenmiş, çoluk çocuğu (sorumlulukları) olan, disiplinli, eski kafalı birisiyken; Jack (Jeff) kendi başına yaşayan, nihilist, hayattan bezmiş, sorumsuz bir adamdır. Bir gün artık kimse, küçük Seattle kulüplerinde bile onlara iş vermemeye başladığında bir kadın şarkıcı bulmaya karar verir ve Susie'yi (Pfeiffer) işe alırlar. Her şey yoluna girmiş görünürken Jack ile Susie arasında oluşması kaçınılmaz olan yakınlaşma gelip çattığında ise olaylar gelişir."The Fabulous Baker Boys" bugüne kadar değeri hiç verilmemiş muhteşem bir film. Sinema tarihinde özdeşleşilmesi bu kadar zor karakterleri resmedip, seyirciyi böylesine içine çekebilen film sayısı pek azdır. Özellikle her üç başrol oyuncusunu da idealize etmekten ısrarla kaçınıp birer "loser" gibi gösteriyor ama bunu yaparken onların çekiciliğini bir türlü engelleyemiyor. Bunda film boyunca yaratılan mizansen ve yazılmış zekice diyalogların dışında, Jeff Bridges ve Pfeiffer'ın inanılmaz karizmalarının da etkisi büyük tabii. Filmin görsel yapısında, diyaloglarında ve genel olarak "görünüşünde" 1940'ların filmlerine ait bir nostalji duygusu var. Film, 4 dalda Oscar adayı oldu, hiçbirini kazanamadı. Ayrıca en iyi kadın oyuncu adayı Pfeiffer, filmde icra edilen tüm şarkıları kendi sesiyle söyledi.
Sinemayı seven herkese bu nadide filmi tavsiye ediyorum, orası ayrı. Ama seyretmeyecek olanların bile, Pfeiffer'ın kırmızı elbisesiyle piyanonun üzerinde yatarak söylediği "Makin' Whoppie" şarkısını mutlaka görmesi gerekiyor, bunu belirtmeyi de bir borç biliyorum.
Müzik molası #4: The Dodos
The Dodos, San Fransisco kökenli bir indie rock grubu. İki kişiden müteşekkil: Vokal ve gitarda Meric Long ve vurmalılarda Logan Kroeber. Long, 2005 yılında tek başına bir EP yayımlamış, Dodo Bird adında. Akabinde Kroeber ile tanışmış ve şimdiki isimleri ile, birlikte konser vermeye başlamışlar. Daha sonra birlikte kaydettikleri ilk albümleri, güzel isimli "Beware of the Maniacs" Aralık 2007'de piyasaya sürülmüş. Bu yılın Mart ayında ise eleştirmenler tarafından övgüye boğulan, yukarıda kapağını da gördüğünüz "Visiter" isimli şahane albümü yayımlamışlar.Albümün kapağının hikâyesi şöyle: İkili bir gün Los Angeles'ta bulunan Dorsey Lisesindeki bir aktivitede, öğretmen olan yakın bir arkadaşlarının sınıfına konser vermeye gitmişler. Konserden sonraki soru-cevap bölümünde bir ara çocuklardan biri elinde bir resimle adamlarımıza yaklaşmış ve resmi onlara vermiş. Üzerinde de "Visiter" yazıyormuş. Bunun üzerine albümün adını bu şekilde belirleyip o resmi de kapağına koymuşlar. Diğer çocukların çizimlerini de albümün booklet'ine eklemişler.
Visiter, özellikle ilk single'ları "Red and Purple" ve "Fools" gibi başyapıt diyebileceğimiz iki şarkısıyla insanda daha başından merak uyandıran bir albüm. Geri kalanında da "Winter", "Jodi", "The Undeclared" gibi mükemmel parçalar var. Pop ve indie rock'un sınırlarında gezinirken, 59 dakika gibi uzun diyebileceğimiz süresine karşın kesinlikle hiçbir anında sıkmıyor. Söz konusu tarz müziklerden hoşlanan herkese tavsiye ediyoruz.
Sheva Milan'a döndü
Aylardan beri konuşulan transfer sonunda gerçekleşti ve Milan'ın efsane golcüsü Shevchenko, hayal kırıklığı ile dolu 2 yıllık İngiltere macerasının ardından yuvaya geri döndü. Artık 32 yaşında olan Ukraynalı'nın eski takımında o müthiş formunu tekrar yakalayıp yakalayamayacağı meçhul. Ayrıca Milan da (form olarak) onun bıraktığı Milan değil şu anda. Kadro olarak ise, komik ama 2 koca yılın ardından Milan'da orta saha ve forvette sadece tek (!) bir oyuncu farklı: Ronaldinho. Gattuso, Pirlo, Seedorf ve önlerinde Kaka aynen duruyor.Şimdi oluşan yapıya baktığımız zaman, orta sahadaki üçlünün önünde yer alan Kaka, Ronaldinho ve Shevchenko, defans açısından son derece zayıf bir forvet üçlüsü gibi görülüyor. Ayrıca orta saha da artık iyice yaşlandı. Bu yüzden takımın kimyası çok sağlam değil, ama yetenek olarak da bu dünyanın dışından futbolcular bunlar. İtalya Liginde bu sezon en heyecan verici takımın Milan olacağı ise muhakkak...
23 Ağustos 2008 Cumartesi
Lig başlıyor!
Süper Lig, nihayet bugün oynanacak maçlarla sezona merhaba diyecek. Ligin açılış maçında geçen sezonun şampiyonu G.Saray, kendi sahasında Denizli ile oynuyor. Son yıllarda bu iki takımın İstanbul'da oynadığı bütün maçlar çok zorlu geçti. Bakalım Denizli bu akşam da aynı etkili oyunu sergileyebilecek mi... Büyük takımlar için ilk maçlar her zaman güç bela kazanılan oyunlar şeklinde tecelli etti bugüne kadar ligimizde, bu maçın da ne kadar çekişmeli geçerse geçsin ev sahibi takım tarafından kazanılması pek olası görünüyor.G.Saray'ın muhtemel kadrosuna baktığımızda ortada Barış ve Topal, sağda Hasan, solda Kewell ile önde Lincoln ve Nonda'yı görüyoruz. Takımda şu anda form durumu çok yüksek olan Nonda, Hasan, Topal ve son maçta adeta şov yapan Kewell gibi isimler var. Lincoln de bunlara katılırsa (ki oldukça sabırlı bir şekilde ısrar ediyor onda Skibbe) galibiyet, beklenenden daha kolay gelebilir.
Fenerbahçe'de ise yönetim denen futbol cahili topluluğun, yaptığı saçma sapan Guiza transferi ile dolaylı olarak kulübeye mahkûm ettiği Semih bu akşam (beklendiği üzere) yedeklerde olacak. Forvette ise bir defans bloku için düşünülebilecek en yumuşak ikili olan Alex-Guiza oynayacak. Guiza, Fener'in bu sistemi için Kezman'dan bile daha uygunsuz bir oyuncuyken, futboldan zerre kadar anlamayan adamların onu transfer etmesiyle hem kendisi, hem de takım için çok talihsiz bir durumda şimdi. Halbuki Mehmet Yıldız gibi bir yedek alınıp Semih'e güvenilseydi, şimdi Alex-Semih ikilisiyle çok daha kimyası düzgün bir takım olacaktı Kanarya.
Orta sahada ise şans eseri Selçuk'un sakatlığıyla Maldonado forma şansı buldu. Alex'in kardeşi gibi sevdiği bu oyuncuya olabilecek bütün motivasyonu verdiğini, takımda kalmak için son şansının bu maç olduğunu anlattığını sanıyoruz. Eğer akıllı bir oyuncuysa kendisinden beklenenin ne olduğunu anlamış olması gerekir: Uyuz bir şekilde sürekli yan pas değil, dikine de oynayan (ve de hızlı oynayan) bir ön libero... Neticenin ne olacağını akşam göreceğiz.
Bu arada Emre de ilk kez ilk 11'de forma giyecek. Fener'in hızlı oynayabilmesi için onun o enerjik pas alışverişlerine de son derece ihtiyaç var. Bu durumda şöyle bir bakınca, Marco'nun yerine geçen yılki kadroya Emre girmiş oldu, Kezman'ın yerine de Guiza; gerisi aynı. Bu iki değişiklik takımın oyununa nasıl etki yapacak, biz de merakla bekliyoruz.
Akşamın diğer maçları, Hacettepe-Bursa, İstanbul BB-Eskişehir, Sivas-Kayseri şeklinde...
Kadri bilinmeyenler #2: Selçuk Şahin
Selçuk Şahin, İstanbulspor'un Aykut Kocaman ile (klişe tabirle) "lige renk kattığı" dönemde parlamış ve ümit millî takımın değişmez isimlerinden biri olmuştu. 2003 yazında Fenerbahçe'ye geldiğinde fiziksel özellikleri neredeyse kusursuz, pres bilgisi olan, yer tutmayı becerebilen, özgüveni yerinde genç bir yıldız adayıydı. Daum döneminde istikrarlı bir çizgi tutturamamış olsa da her sezon 20-25'ten aşağı lig maçı oynamadı. Zico döneminde ise bu sayı hep geriye gitti, sonunda yedek bir oyuncu olup çıktı. Ama forma bulduğu zamanlarda gösterdiği gibi, ülkemizde sıkıntı yaşadığımız bir mevkî için biçilmiş kaftan diyebileceğimiz özelliklerini hâlâ muhafaza ediyor.Hele de şimdi Aurelio gittikten sonra Fener takımında pres yapmayı en iyi bilen ve uygulayan oyuncu Selçuk diyebiliriz. Selçuk'un ön libero için yeterliliğine ve yetkinliğine baktığımız zaman, misal Uğur Boral'ın sol açık için sahip olduğu yeterliliğin çok çok ilerisinde olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Buna rağmen her nedense ilk 11 için en uygunsuz isim olarak her sezon başında mutlaka Selçuk ilan ediliyor. Hemen onun mevkii için oyuncu transferinden söz ediliyor. Halbuki Fenerbahçe'ye şu an için en gerekli transferler orta sahanın sağ ve sol tarafında oynayacak iki oyuncu. Öyle ki, ortada Selçuk'un yanında, ikinci bir ön libero değil de Emre (ya da cinayet devam ederse Alex!) olacağı için bu kanat oyuncularının Kazım, Burak ve Uğur gibi çizgi oyuncusu değil, ortanın içinde de oynayabilen futbolcular olması lâzım (misal sağ taraf içim Topuz, başka da bir alternatif yok).
Selçuk şu anda ilerde Alex-Guiza'nın (ya da Semih), onların arkasında Emre'nin ve ortanın kenarlarında da Topuz gibi iki oyuncunu bulunduğu bir Fenerbahçe takımında çok rahat bir şekilde ilk 11 oynar, hiç de sırıtmaz. Sadece pas hataları konusunda ve rakibin kontrataklarını keserken yaptığı dalışlar sonucu gördüğü sarı kartlar konusunda biraz telkine ihtiyacı var. Bunları aşıp düzenli forma giydiğinde millî takımın da değişmez isimlerinden biri olacağını içtenlikle düşünüyoruz. Allahını seven birileri çıkıp da şu yarım akıllı yönetime bunları anlatsa ne güzel olurdu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)