3 Temmuz, 10 Temmuz, Fenerbahçe hisseleri, Ülker, Tayyip, MAA, Baransu, Açıkel, ROK, Erman Toroğlu, Ali Şen.. Unutma, unutturma ey Fenerbahçeli..
30 Eylül 2011 Cuma
Yine tarihe geçilebilir
Fenerbahçe'nin taraftar grupları, bu sezon kendi seyircisiyle resmî anlamda ilk kez buluşacak olan takıma büyük sürprizler hazırladığı gibi, hâlâ hiçbir somut delil olmaksızın içeride tutulan başkanlarını da unutmuyor. Cezaevinde 91. gününü geçiren Aziz Yıldırım için, 90+1. dakikadan itibaren büyük sevgi gösterilerinin yapılması bekleniyor Kadıköy'de ama asıl heyecan verici duyum, bunun sonrasıyla ilgili.. Başka takımların şampiyonluk kutlamalarında göremeyeceği bir ortam olacak muhtemelen zira Fenerbahçe taraftarı (maçın skoru ne olursa olsun) maç bitiminde stattan en az 1 saat ayrılmayacak ve tezahürata devam edecek. Oyuncuları, hocayı vs. yanlarına çağırarak büyük bir nümayiş sergileyecek. Hatta bunun saat 00:00'a kadar devam edeceği bile söyleniyor. Büyük Fenerbahçe camiası, bugüne kadar "en büyüğüm" diye böbürlenmesini anlamayan herkese niye en büyük olduğunu, geri dönüşsüz bir şekilde ispatlamaya devam ediyor. Biz de bu yaştan sonra yeniden bu kimliğimizle gurur duyuyoruz. Ne mutlu ki Fenerbahçeliyiz..
26 Eylül 2011 Pazartesi
Best Music Videos Ever #13: Jeremy
Grunge akımının Nirvana ve Soundgarden ile birlikte en önemli grubu olan Pearl Jam'in kariyerindeki en iyi parça diyebileceğimiz Jeremy, aynı zamanda insanı her seyredişte daha fazla etkileyen olağanüstü bir videoya sahip. Ve videonun hikâyesi de en az şarkının kendisi kadar ilgi çekici. İlk olarak solist Eddie Vedder, arkadaşı olan fotoğrafçı Chris Cuffaro ile herhangi bir parçalarına bir video çekmek için anlaşır. Plak şirketi (Epic) de "Ten" albümünden istedikleri bir şarkıyı kullanabileceklerini söyler. Ve fakat Cuffaro "Jeremy"yi seçince, single olarak düşünülmeyen bu parçanın videosunu finanase etmeyeceklerini, çok istiyorsa maliyeti Cuffaro'nun kendisinin üstlenmesini isterler. O da mobilyalarını, gitar koleksiyonunun yarısını vs. satarak parayı toplar ve videoyu kotarır. Ama 6 ayda çektiği video Epic tarafından reddedilir ve hiç gösterime çıkmaz. Sadece kendi web sitesinden ulaşılabilen o gizemli video burada..
Bu arada Cuffaro videosunu tamamlarken Epic de "Jeremy"yi single olarak yayımlamaya karar verir. Yönetmen Mark Pellington ile anlaşılır ve onun, herkesçe bilinen, yüksek bütçeli muhteşem çalışması ortaya çıkar. Videoda, Jeremy'yi canlandıran genç aktör Trevor Wilson'ı, adeta bir kolajı andıran hızlı resimler içinde ormanda tablolar yaparken, ailesiyle bir akşam yemeğinde şiddetli bir kavga ederken, sınıf arkadaşlarının alaycı gülüşlerine maruz kalırken vs. görürüz. Videonun bu kısımları tam bir estetik duygusuyla çekilmiş stilize sahnelerden oluşur ve araya Eddie Vedder'ın şarkı söylerkenki etkileyici görüntüsü, yakın plan çekimlerle serpiştirilir. Aynı zamanda ekranda "problem, sıkılmak, akran, zararsız, genç" gibi kelimeler bir görünüp bir kaybolur. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı ise "Genesis 3:6" ibaresidir, zira İncil'de ilk günahın ve Adem ile Havva'nın hikâyesinin anlatıldığı bölüme referans teşkil eder.
Şarkı yoğunlaştıkça Jeremy'nin hal ve hareketleri giderek eksajere olmaya başlar ve onu büyük bir yangının önünde, Amerikan bayrağına sarılmış bir şekilde, kameraya bakarken gördüğümüz plan ile birlikte işlerin çığrından çıkmaya başladığını anlarız. Final sahnesinde Jeremy üzeri çıplak bir şekilde sınıfa girer, bir beyzbol topunu hocaya doğru atar. Sınıfın önünde durur ve cebinden çıkardığı tabancasını ağzına dayayarak kendi kafasını uçurur (bu sahneden hemen önce Vedder'ın parmağını bir silah gibi doğrultarak kendi şakağına götürdüğü de görülmektedir). Ardından son görüntü olarak muhtemel tüm acımasız hükümlerin ve sert ifadelerin karalandığı o "karatahta"lardan biri, tavandan sarkmış bir şekilde sallanırken gösterilir.
MTV versiyonunda Jeremy'nin intihar ettiği an yer almaz, sadece sınıf arkadaşlarının üzerine sıçrayan kanlar yakın çekimlerle seyirciye gösterilir. Bu kısımda hareket etmeyen öğrenciler yüzünden çoğu hayran, Jeremy'nin kendisini değil sınıf arkadaşlarını öldürdüğüne inanmak istemiştir ama Pellington bunu şiddetle reddeder. Zaten klip boyunca "hareket eden" yagâne insan Jeremy'dir ve diğer herkes bilinçli bir şekilde onun hayatındaki birer tablo gibi sunulmuştur. Dolayısıyla sadece donmuş öğrenci görüntüleri yüzünden böyle bir çıkarım yapmak doğru değildir.
Üzerine daha çok şey yazılabilecek olan video, adeta lanetli bir başyapıttır. Çünkü sonraki yıllarda gerçekleşen kimi "lise katliam" haberlerinde sık sık adı anılmış, hatta 1996 yılında Washington'da gerçekleşen Frontier Junior High School olayında öğretmeni ile iki arkadaşını öldüren 14 yaşındaki Barry Loukaitis, mahkemede direkt olarak videodan etkilendiğini söylemiştir. 1999 yılındaki meşhur Columbine hadisesinden sonra ise MTV ve Vh1 videoyu çok nadiren yayınlamaya başlar.
Şarkılarının birer video olarak hatırlanmasını istemeyen grup üyeleri de, 1998 yılına kadar başka herhangi bir parçalarına video çekmemiştir.
Özetle, 1993 yılında "En iyi müzik videosu" dâhil olmak üzere 4 dalda MTV Müzik Ödülü alan "Jeremy", üzerinden yüz yıl geçse bile sahip olduğu ruh sayesinde her daim canlı ve etkileyici olarak kalacak olağanüstü bir sanat eseri..
Pearl Jam - Jeremy (1992)
Yönetmen: Mark Pellington
22 Eylül 2011 Perşembe
Best albums of 1999 (#1)

1. The Magnetic Fields - 69 Love Songs (10)
3. Basement Jaxx - Remedy (10)
4. Eminem - The Slim Shady LP (10)
5. Macy Gray - On How Life Is (10)
6. Wilco - Summerteeth (10)
7. Mos Def - Black on Both Sides (10)
8. Suede - Head Music (9)
9. Smog - Knock Knock (9)
0. Jim O'Rourke - Eureka (9)
Not: Albümleri indirmek için her birinin üzerine tıklayınız. Ölmüş link varsa, yorum kısmında bildiriniz.
20 Eylül 2011 Salı
Dünya spor tarihine geçen bir gün
Fenerbahçe'ye verilen seyircisiz maç oynama cezasının "sadece kadınlar ve -12"ye çevrilmesi, dünya spor tarihinin en olağanüstü günlerinden birine tanıklık etmemizi sağladı. Sadece Maraton ve Fenerium tribünlerinin, o da "alt" katını seyirciye açacağını belirten kulüp bile, kendi seyircisinin bağlılığını, sevgisini ve aidiyetini tahmin edememişti. Ama sayısı maçın hemen başında 41.600 olarak açıklanan seyircinin, oyun devam ettikçe 50 bini bulduğunu hep beraber gözlemledik. Sadece Türkiye'nin ve sadece futbolun değil, dünya spor tarihinin en özel günlerinden biriydi. Fenerbahçe'nin sadece bu ülkenin değil, dünyanın en büyük spor kulübü olduğunu bir kez daha gösteren bir gündü. Hafta boyunca uluslarası tüm tv kanalları bu maçı konuşup bu maçı gösterecek. Onlar da bu güce muktedir kulübe bir kez daha vurgu yapacak. Ne mutlu ki bugünleri de gördük..
Yaşlısı genci, açığı kapalısı binlerce kadına ve çocuğa sonsuz teşekkürler. G.Saray ve Beşiktaş formalıları büyük bir misafirperverlikle aralarına aldıkları için de tebrikler. Daha fazla söze hacet yok.
Kıyıma devam

Sadece Türkiye'nin değil, kulüp olarak Avrupa'nın en büyüğü olma yolunda hızla ilerleyen Fenerbahçe'nin (biz demiyoruz, Fransızlar diyor) önüne her aşamada, her merhalede engeller çıkmaya devam ediyor. Saha dışında yapılanlar ve her hafta rakiplerine çalınan (haksız) penaltılar, çıkmayan (haklı) kırmızı kartlar yetmiyormuş gibi, penaltıları ve golleri engellenen bir Fenerbahçe görüyoruz. 3 haftada verilmeyen penaltı 3, verilmeyen gol 1. Bu şekilde devam ederlerse cemaatin, Bursa'yı şampiyon yaptığı ve her şeyi denemesine rağmen Fenerbahçe'ye yenildiği 2 yılın ardından bu yıl da derinden desteklediği G.Saray mutlu sona ulaşacaktır. Hakemlerin yolu doğru yol yani..
Maçı, daha önce de yazdığım gibi yorumlamayacağım, umrumda bile değil. Derdimiz başka, savaşımız başka, futbolun çok dışında bir şeyler var. Cahiller uyutulmaya devam etsin ama ben uyumayacağım. Sadece 90 dakikanın kendi içinde dünyadan kopup, son düdükten sonra (sonuç ne olursa olsun) gerçeğe döneceğim. Başkan hâlâ içeride, hisselerin hâlâ kime gittiği belli değil, mahkeme süreci devam ediyor, Ülker hâlâ Fenerbahçe'nin sponsoru vs. Sonuç, gerçekten, kimin umrunda?
18 Eylül 2011 Pazar
Beirut - The Rip Tide (2011)

2006 yılının en ilginç ve beklenmedik indie başarılarından biri, Albuquerque doğumlu Zach Condon'ın tek kişilik projesi olarak başlayan Beirut'a aitti. "The Gulag Orkestar" adlı söz konusu albümün zengin muhteviyatında Orta Avrupa Çingene müziklerinden The Decemberists tarzı lo-fi indie-folk'a, psychedelic deneylerden yumuşak pop parçalarına kadar uzanan oldukça zengin bir çeşitlilik görülüyordu. Böyle bir karışımı eline-yüzüne bulaştırmadan, kıvamı tutturarak gerçekleştirmek çok zor olmasına rağmen pek çoklarına göre (ki buna biz de dâhiliz) Condon ve arkadaşları bunu başarmıştı. Bir yıl sonraki "The Flying Club Cup" ilki kadar ilgi görmese de en az onun kadar nitelikli bir albümdü ve grup, bu çalışmanın ardından diskografisinde 4 yıllık bir ara verdi. Uzun zamandır beklenen ve nihayet 30 Ağustos'ta piyasaya çıkan "The Rip Tide" ise kanaatime göre şimdiye kadarki en iyi albümleri..
20'ye yakın enstrümanı tek başına çalabilen Condon'ın bizzat kendi çaldığı nefesliler, akordeon ve ukulele ile dikkat çeken açılıştaki "A Candle's Fire"dan kapanıştaki "Port of Call"a kadar zengin armoniler, dinleyeni hemen yakalayan nefis melodiler ve The Magnetic Fields tarzı olgun bir vokal ile bezeli albümde, Condon'ın doğduğu topraklara saygı duruşunda bulunduğu "Santa Fe" gibi olağanüstü pop şarkıları da var. Sanki Arnavut kaldırımlı bir Doğu Akdeniz köyünün deniz kenarındaki bir kafe'sinde kokteyl içerken yazılmış ve başka bir zamana aitmiş gibi görünen, eli-ayağı fazlasıyla düzgün bir albüm "The Rip Tide".. 8/10
Etiketler:
alternative folk,
alternative indie/rock,
alternative pop/rock,
indie rock
17 Eylül 2011 Cumartesi
Başkan özgür olana kadar..
1983 yılından beri olabilecek en yakın şekilde takip ettiğim Fenerbahçe'nin futbol takımının, geçen sezon ve bu sezonki kadar birbirine kenetlendiğini, bu kadar "takım" olduğunu, bu kadar samimi ve birbirini seven futbolculardan oluştuğunu hiç görmemiştim. Hatta "daha kalitelisini de görmedim" diyeceğim ama bu sezon başında gönderilen oyunculardan sonra takımın total kalitesi düştü. Ama iştah, adanmışlık, özveri ve yürekli oyun kaldığı yerden devam ediyor.
Dün akşamki Antep galibiyeti (hele de Antep'in geçen yılki Kadıköy mücadelesinden sonra) gerçekten de çok önemli ve Aykut Kocaman'ın takım üzerindeki hâkimiyetini net bir şekilde gözler önüne serdi. Andre Santos'un belki yarı kalitesinde olan Ziegler mükemmel bir profesyonel ve görev adamı olduğunu hepimize daha ikinci maçtan gösterirken, Bienvenu sahip olduğu müthiş potansiyelden bir kuple sundu son yarım saatte.. Özellikle bu iki oyuncunun henüz yeni dâhil oldukları bir takımda bu başlangıcı yapması çok olumlu.
Bilica, Caner ve Cristian başta olmak üzere geçen sezonların çok çok üzerine çıkan oyuncuların varlığı başka bir sevinç kaynağı. Fenerbahçe futbol takımı, Türk futbol tarihinde eşi benzeri görülmemiş onur mücadelesini böyle sürdürdükten sonra hangi kümede olduğu, o kümeyi kaçıncı bitirdiği önemli değil. Taraftar onları bağrına basmaya devam edecektir.
Ben de başkan özgür kalana kadar maçlar hakkında sadece böyle önemli bir-iki noktaya değinmeye ya da hiç yazmamaya devam edeceğim. Bu süreçte takımın sahada gösterdiği her olumlu şey, Fenerbahçe'nin suçsuzluğunun daha kuvvetli kanıtları olacaktır.
15 Eylül 2011 Perşembe
Tiyatro mu, Süper Lig mi?
Olağanüstü gelişmelerle biten yazın ardından beklenen oldu ve Süper Lig başladı. Fenerbahçe taraftarı olarak zerre kadar umursamasak da, Digiturk sahibi değilsek ve asla olmayacak olsak da, Fener maç yapıyorsa bir şekilde yolunu bulup seyrediyoruz. Ordu maçını da seyrettik; rakibin daha etkili olduğu, bizim takımın tutuk göründüğü vs. bir ortam vardı ama söz konusu koşullarda "bundan iyisi, Şam'da kayısı" demekten başka çare yok. Futbolcuların, neyin ne olduğunun ve olacağının bu kadar muğlak göründüğü bir durumda ortaya koyduğu performansı öpüp başımıza götürmemiz gerekiyor bence; bu, işin bir boyutu..
İşin asıl önemli boyutu ise içinde bulunduğumuz tiyatro.. 3 Temmuz'dan beri geçen süreçte sadece Altaylı'nın programında TFF başkanına verdiği ayar ile takdirimizi kazanan, onun dışında "darağacında olsak bile, son sözümüz Fenerbahçe" cümlesini bile doğru biçimde söyleyemeyen ve sünepe görüntüsüyle giderek artan bir şekilde nefretimizi kazanan Nihat Özdemir, Ordu maçının ardından tüm taraftarlara "yönetim adına" Ligtv'ye abone olmalarını salık verdi. Hatta bunu bizzat "rica etti, istedi." Eğer bu istek gerçekten de yönetim adına yapıldıysa Fenerbahçe Spor Kulübü'nün, hâl-i hazırda taraftarın sahip olduğu psikolojiden zerre kadar anlamayan bir yönetimi var demektir. Ve eğer durum böyleyse, ayrıca Ligtv aboneliği için dilencilik yapacak bir pozisyona gelindiyse, o kerli ferli adamların hepsinin bir an önce istifa edip o şerefli görevi, gerçekten şerefli bir şekilde yapacak başkalarına bırakmaları da kaçınılmazdır.
Şu anda açık bir şekilde görülüyor ki, iş Türk futbolunu kurtarma operasyonundan, Ligtv'yi kurtarma operasyonuna döndü. Zaten Fener taraftarının iptalleri ile 150 milyon dolar kaybı olduğu söylenen yayıncı kuruluş, öncelikle %100 bir şekilde kendisinin projekte edip dayattığı ve yürürlüğe sokturduğu play-off sistemiyle zararının bir kısmını kurtarma peşine düştü. Ama bu yetmedi, zira Fenerbahçe taraftarlarına yeniden decoder aldırmak gerekiyordu. Bunun için önce "1 yıl taahhütlü" kampanyayı getirdiler, şimdi de normal yayın fiyatına HD yayın satıyorlar. Bunlar da yetmedi, TFF'ye "yargı kararı sezon ortasında çıksa bile cezasının sezon sonunda uygulanacağı" açıklamasını yaptırdı. Yani Fenerbahçelilere şöyle diyorlardı: "Decoder alın, sezon sonuna kadar 35-40 maç oynayacağınızı biz garanti ediyoruz." Tüm bu kepazeliklerin Fenerbahçe camiasına göstermesi gereken şey ise, verilmesi gereken tepkinin sadece bir kısmı verildiğinde bile Fenerbahçe'nin, bu ülke futbolunun eksenini tamamen kaydıracak bir potansiyele sahip olduğunun ortaya çıkmasıdır. Ligdeki diğer tüm kulüpler ve yayıncı kuruluş, bu kadarcık bir tepki ile bile Fenerbahçe'yi kurtarmak için böyle "el pençe divan" duruma geldiyse, yapılması gereken şey mezkur tepkinin dozajının artarak devam ettirilmesidir. Zira Fenerbahçe, hakkı olan ve devlet eliyle gasp edilip kedi-köpeğe peşkeş çekilen şeyleri ancak bu şekilde geri alabilir. "Restine rest ulan" demekten başka bir çare ve bir duruş kalmamıştır. Oysa bizim yönetim ne yapıyor? "Bend over" bir şekilde kendisine hangi rol biçilirse onu ifa ediyor. Biz de onlar için beddua edip o koltuklarda oldukları için utanmaktan başka bir şey yapamıyoruz.
Ama yapabiliriz. Fenerbahçe taraftarı, asla ve asla hiçbir şekilde yayıncı kuruluşa para kazandırmamalı, illâ para verecekse gidip Fenerium vasıtasıyla bizzat kendi kulübüne vermelidir. Taraftar kart daha 275 bin oldu, başkanın koyduğu hedefin çok uzağındayız. Kendisine taraftar diyen, kulübünü sevdiğini iddia eden, cemaatin bu kulübün içine girmesini istemeyen ve nihayet 35 TL verebilecek durumda olan herkes gidip kartını almalı. Bu işin lamı cimi yok. Yönetim artık taraftarın niyetini, saikini ve isteklerini temsil etmekten saptı, bu durumda onları dinlememize gerek de yok. Ayrıca Fenerbahçe taraftarının hangi davranışı gösterdiğinde "gerçek taraftar" olacağını belirlemek ve bunun fermanını vermek Nihat Özdemir gibi bir sünepenin haddine değildir. Bunu özellikle belirtiyorum.
Fenerbahçe bu yıl 80 puan toplayıp play-off hakkı kazandı, orada da şampiyon oldu diyelim.. Sezon sonunda TFF'nin "15 puanın silinmesi cezasına karar verdim" deyip, hem geçen yılki hem de bu yılki şampiyonluğu gasp etmeyeceği ne malum? Ki olacak olan budur, ben size söyleyeyim. TFF'nin tek derdi şu anda yayıncı kuruluşu kurtarmak, Fenerbahçe'nin açtığı davada da mahkûm olmamaktır. TFF'nin, Türk futbolunun, diğer bütün kulüplerin ve yayıncı kuruluşun "varlık sebebi" olan Fenerbahçe, TFF'nin umrunda bile değil. O zaman biz de bu "Süper Lig" isimli tiyatroyu umursamayalım.
Maçları bir şekilde seyredelim, tamam. Neticede sahada "çubuklu" oynuyor ve seyretmekten başka çaremiz yok. Ama Ligtv'ye para kazandırmadan, mevcut abonelikleri de iptal ederek TFF ve diğer kulüpler üzerindeki baskıyı arttırmak lâzım. Yoksa koskoca kulübe göz göre göre istediklerini yapacaklar. Bunu yazın bir yere..
13 Eylül 2011 Salı
Best albums of 1999 (#2)

11. Travis - The Man Who (9)
14. Add N to (X) - Avant Hard (9)
15. Beth Orton - Central Reservation (9)
18. Richard Thompson - Mock Tudor (9)
19. Ultrasound - Everything Picture (9)
20. XTC - Apple Venus, Pt. 1 (9)
Not: Albümleri indirmek için her birinin üzerine tıklayınız. Ölmüş link varsa, yorum kısmında bildiriniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
