23 Haziran 2011 Perşembe

Best Music Videos Ever #6: Nuthin' But A "G" Thang

1992 yılında, o güne kadar "bir, iki, üç, hobaa!" şeklinde tezahür eden rap müziğin tarihini değiştiren, bu müziğe bir "karakter, duruş" katan, kendi çektiği bu videoyla da küçük çaplı devrimine "imzasını" koyan Dr. Dre bir kez daha konuğumuz oluyor. Videonun kendisi daha önce yer verdiklerimiz gibi müthiş fikirler, görsel efektler vs. içermiyor. Olabildiğine sade ve klasik bir yapısı var ama söz konusu doğallığı, ortaya koyduğu tavır ile müthiş bir uyum sergilerken, adamlarımızın geçirdiği "sıradan" bir günü başından sonuna kadar "olduğu gibi" görselleştiriyor: Snoop Dogg'un benzer her filmde gördüğümüz klasik "siyahî aile" eşrafı ve kaos içindeki evi, cabrio Chevy arabalar, o arabaları zıplatarak sergilenen olağanüstü şovlar (bir tek motorların sesi eksik), barbekü partisi, "çete" görüntüleri, Crenshaw'da gezinti, polise laf atmalar, akşam gidilen müthiş parti, ağzına kadar içki dolu buzdolabı, St.Ides likörüyle banyo yaptırılan güzel kız vs. Ama en güzeli hangisi? Dre'nin en sona sakladığı o görüntü: Dre, Dogg'u sabah güneş doğarken evine bırakıyor ve hepimiz şunu biliyoruz; biraz uyuyup uyanacak ve bu yaptıklarını ebediyen yapmaya devam edecekler. Tek kelimeyle olağanüstü..

Dr. Dre ft. Snoop Dogg - Nuthin' But A "G" Thang (1993)
Yönetmen: Andre Young (Dr. Dre)


22 Haziran 2011 Çarşamba

Halil Altıntop..

Trabzonspor, dün Eskişehir'e gidip şehri gezen, hatta söylendiğine göre gece Halil Ünal'ın evinde kalan gurbetçi oyuncu Halil Altıntop ile 3 yıllık sözleşme imzalamış. Öncelikle Halil'in ne yapmaya çalıştığını, amacının ne olduğunu hiç kimsenin anladığını zannetmiyorum. Bir oyuncunun birden fazla kulüple görüşüp bir tanesi ile anlaşması normaldir ama başkanın evinde kalmak vs. ne oluyor? Etik kavramıyla bağdaşan bir durum olduğunu düşünmüyorum.

Olayın teknik kısmına gelirsek, Trabzon için iyi bir transfer olduğu söylenebilir. Artık 29 yaşında olan Halil iyi niyetli, hareketli, çalışkan, hava toplarında fena olmayan bir oyuncu. Eksileri ise oyun zekâsının ve tekniğinin kısıtlı olması ile gol vuruşlarındaki istikrarsızlık.. Yine de Umut'un ayrıldığını düşünürsek alınabilecek iyi yerli forvetlerden birini aldılar diyebiliriz. Paulo Henrique ile ikili mi oynayacak, yoksa Şenol Güneş tek santrforlu sisteme devam mı edecek, bunu göreceğiz.

Genel olarak baktığımızda ise Yattara, Jaja ve Umut'un gönderilip, Henrique ve Halil'in transfer edilmesi ile takımdaki rotasyon darbe almış oldu. Henrique'nin disiplin sorunları olduğu söyleniyor. Halil'in de ne vereceği meçhul, bu yüzden bence sözleşmesi 6 ay sonra bitecek olan Gökdeniz'i geri getirmeleri gerekiyor. O zaman sıkıntı kalmaz diye düşünüyorum.

Son olarak Türkiye'nin en saçma sapan insanlarından biri olan Sadri Şener'in Halil ile ilgili olarak "ikiz futbolculardan birinin iyi, birinin kötü çıkma şansı yok" deyişine neremizle gülelim, onu bilemiyorum.

21 Haziran 2011 Salı

King Creosote - Diamond Mine (2011)


Magnétophone ve U.N.P.O.C. gruplarının eski üyesi, Skuobhie Dubh Orchestra ve Khartoum Heroes gruplarının da eski vokalisti olan İskoç şarkıcı/şarkı yazarı Kenny Anderson (aka King Creosote), albümlerini 2003'ten beri düzenli olarak kendi plak şirketinden yayımlayan bir sanatçı. Bu çalışmalarını 2011'de "Thrawn" isimli bir koleksiyonda toparlayıp piyasaya süren Anderson, ilk gerçek uzunçaları diyebileceğimiz "Diamond Mine"ı da yine bu yıl içinde tamamladı. İngiliz Techno/Ambient prodüktörü Jon Hopkins ile ortaklaşa kotardığı albüm, Anderson'ın kendi sözleriyle "İskoçya'nın sahil kırsalındaki yaşantı için yazılmış romantik bir soundtrack..." Gerçekten de etkisi tüm kayıtlarda hissedilen huzur verici vokal, sakin besteler ve Hopkins'in duru düzenlemeleri (7 şarkılık ve 32 dakikalık bu kısa) albüme benzeri zor bulunur bir hava verirken, aynı zamanda insanı karanlık gecelerde (bir kadeh içki ve bir battaniye ile mesela) bambaşka diyarlara götürebilecek kadar güçlü ve sarsıcı bir deneyim sunuyor. Ana akım dışında bir şeyler de dinlemek isteyen müzikseverler için "tecrübe edilmesi zorunlu" bir deneyim bu... 9/10

20 Haziran 2011 Pazartesi

17 Haziran 2011 Cuma

Best Music Videos Ever #5: Imitation of Life

Ülkemizde en çok tanınan ecnebi müzik gruplarından biri R.E.M. kuşkusuz. 1991 yılında, yine nefis bir videoya sahip olan "Losing My Religion" şarkısıyla hayatımıza girmişlerdi, dün gibi hatırlar hepimiz. Bu postun konusu olan şarkı ise 2001 tarihli, gösterişsiz, mütevazı ve vasatın üzerinde olmasına karşın, döneminde görmezden gelinip hemen unutulan "Reveal" albümünde yer alıyor. Şarkının kendisi grubun en iyi işleri arasında ilk 50'ye girebilecek kadar güzel ama klibi insanın tüylerini diken diken edecek bir deha ve işçilik barındırıyor. Seyreden herkesin anlamakta önce çok zorlandığı ama işin sırrını çözdükten sonra "vay anasını!" demekten kendini alamadığı müthiş bir video bu. Bu tip listelerin gediklilerinden biri aynı zamanda..

R.E.M. - Imitation of Life (2001)
Yönetmen: Garth Jennings


16 Haziran 2011 Perşembe

Forlan, Reyes, Ujfalusi..

G.Saray, Selçuk, Elmander ve Ceyhun Gülselam'ın ardından 3 transfer daha yapmak üzere. Atletico Madrid'den, başlıkta adı geçen üç oyuncu ile büyük oranda anlaşılmış durumda; zaten borsaya bildirildiğine göre büyük oranda iş bitmiştir. Forlan için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Daha geçen yıl Dünya Kupası'nın MVP'si seçilmiş, akıl almaz derecede zeki, kurnaz, duran top ustası, karakteri düzgün, rüya gibi bir oyuncu. Anelka, Roberto Carlkos gibi bir transfer. G.Saray'a bile gelmiş olsa, onu seyredecek olmak büyük bir zevk. En az 20 gol atacağını düşünüyorum.

Reyes, yine bütün futbolseverlerin tanıdığı müthiş bir yetenek. Ama ülkesi dışında sıla özlemi çektiği için Arsenal'de başarılı olamayıp Real'e transfer olmuştu. Orada fazla oynama fırsatı bulamadığı için de Atletico'ya geçti. Tek başına maç alabilecek kadar yetenekli, durup dururken skoru değiştirebilen, duran toplarda etkili, asistçi ve topa müthiş vuran bir oyuncu. Eksileri ise savunmaya yardımının kısıtlı olması ve devamlılığının olmaması. Gerçi onun sağ, Simao'nun sol açık olduğu bir düzenle Avrupa Ligi'ni kazandı Atletico ama arkasında Ujfalusi vardı Reyes'in, şimdi Sabri olacak :) Forlan kadar verimli olacağını düşünmüyorum ama yine de katkı sağlayabilir. Anadolu'daki deplasmanlarda zorlanacaktır.

Ujfalusi ise niye alındığını hiç anlamadığım tam bir kasap. Yıllardır Lugano'ya laf söyleyen utanmazlar bu adamı nasıl benimseyecek, göreceğiz. Lucas Neill kesinlikle Ujfalusi'den daha iyi bir oyuncu ve ben olsam bin kere Neill'ı tercih ederdim. Hatta kaptan yapardım; onun niye gönderildiğini, Tomas'ın niye alındığını anlamak çok güç. G.Saray'ın evinde oynadığı maçlarda geniş alanda (örneğin) Tita'ya falan yakalandığında direkt olarak kart görebilecek bir oyuncu. Bedavaya alındıysa bilmem ama hele bir de bonservisine para verildiyse çok gereksiz bir transfer.

Tabii yaş ortalaması 31 olan bu oyunculara ne kadar para verildiği, o paranın nereden bulunduğu da önemli. Sadece yayıncı kuruluş ve stadyum gelirleri ile bunları karşılamak mümkün değil ama onu da Aysal düşünsün. Beni ilgilendirmiyor.

G.Saray Muntari, Cambiasso, Kallström tarzı bir sol ayaklı (yardımcı) ön libero ve yabancı kaleci ile transferi kapatacak. Gelecek seneki G.Saray'ı, bu senekine bin kere tercih ederim. Onların yarışta olmadığı bir ligi de istemem. Bu yüzden hamleler benim için olumlu, hayırlısı olsun.

? (transfer)

Sabri - Servet - Ujfalusi - Balta

Selçuk - ? (transfer)

Reyes - Elmander - Forlan - Arda

14 Haziran 2011 Salı

11 Haziran 2011 Cumartesi

Thursday - No Devolución (2011)


Taa 1997 yılında bir araya gelen ve post-hardcore/screamo sahnesindeki değişimin öncülerinden biri olan Jersey menşeli Thursday, bugüne kadar kotardığı onca çalışmanın ardından kendini adeta yeni bir grup gibi tekrardan lanse ettiği harikulade bir albümle karşımızda.. Önceki işlerinin hemen hepsinde görülebilen düz, çiğ ve (hayranlar bağışlasın) "özelliksiz" hardcore müziğin yerini bu kez çok daha katmanlı, derinlikli ve zengin bir sound almış. Nitekim çok da iyi olmuş; daha önce iki kez birlikte çalıştıkları prodüktör/ses vizyoneri Dave Friedman ile mayanın bu kez çok daha sağlam tuttuğu net bir şekilde görülüyor. Kimi şarkılarda post-rock'a doğru da meyleden grubun müziğinde bateri yine çok ön planda, vokalller gerçekten çok güzel ama "No Devolución"u tanımlayacak ana unsur için "albümün ruh hâli" denebilir. Çiğ ve ham duygu patlamalarından çok daha tercih edilebilir bir şey olan bu hâlet-i ruhiye, Thursday'i yılın (şu âna kadar) en başarılı albümlerinden birinin sahibi yapmaya yetiyor. 9/10

10 Haziran 2011 Cuma

Fener'in mevcut kadrosu...

Fenerbahçe'de şimdiye kadar yapılan 3 transfer, olası Sezer transferi ve alınacak ön libero ile birlikte, aşağıdaki gibi bir kadro ortaya çıkacak. Güiza ve Bilica'nın kesinlikle gönderileceğini biliyoruz ama bence yabancı bir ön libero alınırsa Cristian'ın da gönderilmesi gerekir (orada ön libero yedeği olarak Selçuk, Emre'nin yedeği olarak Özer ve Gökay yeterli) ama gönderilmezse de sorun yok. Cristian'ın, oynamadığı zaman sorun yaratan bir oyuncu olduğu iyi düşünülmeli.

Neyse, başka transfer yapılmasa bile bence bu kadro, gelecek sezon 3 kulvarda birden yarışacak derinlikte denebilir. Orhan, Caner, Uğur, Topuz, Özer, Sezer, Semih, Stoch, Dia, Niang gibi, birden fazla pozisyonda oynayabilen oyuncuların varlığı, kadro derinliğini daha da arttırıyor. Bir de Topuk Yaylası kampına bu şekilde tam kadro gidilirse, inanılmaz bir sezon bizi bekliyor demektir. Şimdiden heyecanlamamak mümkün değil.

Volkan

Gökhan - Lugano - Serdar - Santos

Topuz - ? (transfer) - Emre - Dia

Alex

Niang

------------

Serkan
(Mert)

Orhan - Bekir - Yobo - Caner

Özer - Selçuk - Cristian (Gökay) - Stoch (Uğur)

Sezer

Emenike
(Semih)

Cristian giderse..

Serkan
(Mert)

Orhan - Bekir - Yobo - Caner

Sezer - Selçuk - Özer (Gökay) - Stoch (Uğur)

Semih

Emenike

9 Haziran 2011 Perşembe

Lucho haberleri palavra (olmalı)

Fenerbahçe'nin, Güiza ve Bilica gittikten sonra alacağı yabancı oyuncu ile ilgili olarak basında onlarca isim gündeme geldi ve gelmeye devam ediyor. Son olarak Fransız basını, Marsilya'dan ayrılmak isteyen Lucho Gonzales'in sarı-lacivertliler ile flört hâlinde olduğunu iddia etti. Ve fakat bu haber, birden çok nedenden ötürü büyük ihtimalle asparagas bir haber. Bir kere Lucho, orta sahada oyun kurucu olarak oynayan, savunma özellikleri zayıf bir oyuncu. Olağanüstü bir teknik ve oyun zekâsına sahip ama Fenerbahçe, Alex'i göndermeyi düşünmüyorsa onun gibi bir adamı bedava bile almaz, almamlıdır. Fener'in aradığı oyuncu defansif özellikleri gelişmiş ama takımın pas trafiğine kalite katabilecek bir modern ön libero. Kocaman bunu kendisi söylemişti.

İkincisi, Stoch ve Dia gibi hamlelerle gösterdi ki, Aykut Kocaman genç ve gelecek vaat eden aç oyuncular istiyor. Lucho bu tanıma da hiç uymayan bir oyuncu.

Ayrıca 15 milyon avro gibi bonservis bedellerinden söz ediliyor ki, 30 yaşında bir adama bu parayı vereceklerini hiç sanmıyorum.

Dolayısıyla Fener taraftarları forumlarda "Lucho'yu almayalım" gibi yorumlarla kendini hiç yormasın, bu transferin gerçekleşme olasılığı %1 bile değildir. Zira bu kulüp, o şuursuz devirleri geçeli çok oluyor..