7 Mart 2011 Pazartesi

Rüya devam ediyor

Fenerbahçe çok kötü başladığı bir sezonda son 12 maçında 11'inci, üst üste ise 8'inci galibiyetini alarak müthiş formunu sürdürdü. Form derken ille de her maç çok iyi futbol oynamaktan bahsetmiyorum elbette, sezonun son çeyreğine girerken artık kazanmanın önemli olduğu böyle bir dönemde üç puanı her ne şartta olursa olsun almaktan bahsediyorum. Beşiktaş maçıyla birlikte vasat futbol oynamaya başlayan ve Kasımpaşa karşısında o görüntüsünü devam ettiren takım, bugün de çok iyi bir izlenim vermemesine karşın (özellikle Cristian girdikten sonra) sakin kalmayı başarıp ne yaptığını bilir bir görüntü arz ederek zor saha ve hava şartlarında çok önemli bir galibiyet elde etti. 3 yıldır şu blogda bağırarak söylediğim ve istediğim şeyi, "formasını ıslatan ve her koşulda elinden gelenin en fazlasını vermeye çalışan futbolcu topluluğunu" görüyoruz ve görmeye devam ediyoruz ya, işte bu her şeyden önemli..

Aykut Kocaman ise topa sahip olamayan, kontrolü yavaş yavaş kaybetmeye başlayan takımını, Dia yerine Cristian'ı oyuna alıp pas yapmaya teşvik ederek galibiyette önemli bir pay sahibi oldu. Ondan böyle bir hamleyi görmek hem sevindirici hem de ümit verici.

Futbolculara tek tek bakarsak mücadele etmeyen tek bir isim bile yoktu. Ama Andre Santos'un, fizik gücü iyi olduğunda dünyanın en iyi sol beklerinden biri olabilecek kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu bir kez daha görmek çok büyük bir keyif. Santos'un sahip olduğu özelliklere baktığımız zaman, ondan her konuda daha iyi hususiyetleri olan pek çok sol kanat savunucusu bulunabilir ama onun kadar oyun zekâsı yüksek bir defans oyuncusu bulmak gerçekten de çok çok zor. Geceleri 2-3'lere kadar gece kulüplerinde gezdiği haberlerini alıyoruz ama fizik gücünü muhafaza edip böyle istekli oynadıktan sonra sıkıntı yok.

Onun dışında Niang'ın 2 ay öncesindeki o uyuşuk görüntüsünü Beşiktaş maçıyla birlikte atmaya başladığını bu maçta bir kez daha gözlemledik, bu da gayet güzel. Ayrıca Fenerbahçe'de sakatlık ve cezalar dışında bir kadro istikrarının sağlandığını da görüyoruz. Belki takım iyi gitmese yedek kaldığı için sorun çıkartması muhtemel olan oyuncular da, iyi sonuçlar geldikçe takım ruhunu bozmamak adına sesini çıkart(a)mıyor. Zaten işler iyi gittiği sürece de bu hava kolay kolay bozulmaz.

Gelecek hafta Konya'yı da geçmesi çok muhtemel olan takım, akabinde G.Saray (d), Bursa, Eskişehir (d), G.Antep ve Buca (d) maçlarına çıkacak. Trabzon'un da 3 haftalığına (nispeten) kolay bir fikstüre girdiğini görüyoruz. Bu zorlu ve uzun virajda takımın istek ve arzusunu, azim ve inanmışlığını korumak Aykut hocaya düşüyor. Bunu yapabilirse ve hakemlerin son iki Trabzon maçında olduğu gibi maçlara müdahalesi olmazsa, Fener'in bu gidişi mutlu sona yetecektir.

G.Birliği 2 - Fenerbahçe 4

6 Mart 2011 Pazar

Kanlı pazar

Trabzon, geçen hafta Kayseri maçında camia olarak hiç de iyi mesajlar vermediği ve büyük stres altında olduğu bir dönemde Beşiktaş gibi bir deplasmandan galibiyetle dönmeyi başararak büyük iş becerdi. Üstelik ilk yarıda bir kişi eksildikten ve ikinci yarıda skor dezavantajına düştükten sonra yaptılar bunu. Mücadelelerini, azimlerini ve pes etmemelerini ne kadar övsek az. Şenol Güneş'i de, haftalar sonra ilk kez maçın gidişatına müdahele eden hamleleri nedeniyle kutlamak lâzım, bu da tamam. Ama maçın hakemi, İzmirli diş hekimi Tolga Özkalfa tam bir skandaldı; bunu belirtmemek de yanlış, hatta ayıp olur. Daha maçın başlarında Giray'ın İsmail'e yaptığı hadım operasyonuna önce topu göstererek devam diyen, top Beşiktaşlılarda kalınca da (hemen iki saniye sonra!) ellerini havaya kaldırarak inanılmaz bir eyyam ve yüzsüzlükle "avantaj" işareti yapan bir hakemin Süper (!) Lig'de ne işi var? Bir insan bu kadar çakal, bu kadar şirazeden çıkmış ve bu kadar yüzü kızarmaz olabilir mi? Giray'ı daha 15. dakikada atmadığı yetmiyormuş gibi, ikinci yarıda yardımcısıyla birlikte önde olan Beşiktaş'ın nizamî golünü ve Bobo'ya yapılan yüzde yüzlük penaltısını da yediler. Sonrasında Burak'ın yerde kaldığı dakikada çalınmayan penaltı ve çıkmayan kırmızı kart var. Ama Beşiktaş'ın budanması gerçekleşmese maç oraya gelir miydi? Trabzon haftalardır hakemler konusunda ağladıkça onlardan destek almaya devam ediyor. Şuursuz ve içten pazarlıklı başkanı ise manipülasyon girişimlerinden hiç vazgeçmiyor. Bu gece de "Türkiye'nin dörtte üçü bizim şampiyon olmamızı istiyor" diyerek, her sene sergilenen rezil oyunun perdesini bu yıl için resmî olarak açtı. Bu adamların bu yaşta bu kadar onursuz ve gurusuz olabilmesine şaşırmaya devam ediyorum. Sadri, Adnan ve Yıldırım'ın üçünü toplasanız; adamlık olarak Aziz Yıldırım'ın pisliği bile olamazlar.

Neticede Trabzon bu yıl 24 maçının 8'inde kırmızı kart gören rakiplere karşı oynadı ve buralara kadar geldi. Geçen yıl da Bursa, federasyon, hakemler, satılmış futbolcular ve rakiplerle şampiyon olmuştu. Sezonun bundan sonrası sağlam bir cümbüşle geçecek, tatsız olaylara gebe haftalara girdik; bu görülüyor..

Beşiktaş 1 - Trabzon 2

5 Mart 2011 Cumartesi

Hayasızca bir oyun

United'ın Chelsea'ye yenildiği bir haftada Sunderland ile kendi sahasında karşılaşan ve puan farkını 1'e indirme fırsatı yakalayan Arsenal, karşısında beklemediği kadar çetin bir rakip buldu. Özellikle The Stadium of Light'ta aldığı puanlarla bu sezon Uefa Kupasına katılma şansını zorlayan konuk ekip, 10 kişi ile savunma yaptığı maçı 0-0 bitirmeyi başararak United'ın önünü açmış oldu. Teknik direktörleri Bruce zaten eski United stoperi. Kendisinin kenardan pancar gibi kıpkırmızı bir suratla her pozisyonda oyunculara bağırışını görünce, kim bilir içeride neler söylemiştir, tahmin etmek zor değil. Şurası net bir gerçek: Sunderland'in bugün tek ama tek bir amacı vardı, Arsenal'ın kazanmasını engellemek. Bunun için ne kadar çirkeflik ve şerefsizlik varsa yaptılar maç boyunca. Kendileri kontra falan bulmaya çalışsa, topa sahip olduklarında iki pas yapsalar, tipik bir deplasman takımı gibi oynadıkları düşünülebilirdi. Ama onların niyeti başka işte, Arsenal kazanmasın da, ne olursa olsun. Sonuçta kendi ceza sahasında 8 kişi ile savunma yaptıkları maçta istediklerine ulaştılar.

Bu arada dünyanın bence 20 senedir en iyi teknik direktörü olduğu halde ar, namus, haysiyet gibi kavramlardan zerre kadar nasiplenmemiş olan Ferguson'ın Chelsea maçı sonrası yaptığı açıklamalar ve döktüğü göz yaşları da işe yaradı. 86. dakikada rakibinin 25-30 cm arkasından çıkan ve golü atan Arshavin'e ofsayt bayrağı kaldırdı yardımcı hakem. Benim çocukluğumdan beri her sezon en az 15 puanı hakemlerle alan, kendi rakipleri de böyle birçok maçta doğranan, ama yine de sezon boyunca en çok ağlayıp zırlayan hep kendisi olan Ferguson'a dünya üzerindeki hangi küfürleri etsek yüreğimiz soğur? Cevap: Hiçbiri..

Arsenal 0 - Sunderland 0

4 Mart 2011 Cuma

Best movies of 1970


1. Il Conformista (10)
Bernardo Bertolucci

2. El Topo (10)
Alejandro Jodorowsky

3. Tristana (10)
Luis Buñuel

4. M*A*S*H (10)
Robert Altman

5. Five Easy Pieces (10)
Bob Rafelson

Diğer: Performance (9), Hi, Mom! (8), Zabriski Point (8), L'Enfant Sauvage (8), Patton (8), Little Big Man (8), Le Boucher (8), Tora! Tora! Tora! (8), The Private Life of Sherlock Holmes (8), The Boys in the Band (7), The Great White Hope (7), Sometimes a Great Nocion (7), The Out of Towners (7), Love Story (6), Rio Lobo (6), Airport (6)

Görmediklerim: Le Cercle Rouge, Les Choses de la Vie, Il giardino dei Finzi Contini, Le Genou de Claire, Dodesukaden, Domicile Conjugal, Ryan's Daughter, The Ballad of Cable Hogue, Husbands, Waterloo, Catch-22, Auch Zwerge Haben Klein Angefangen, L'uccello dalle piume di cristallo, There Was a Crooked Man..., Peau D'âne, Two Mules for Sister Sara, The Molly Maguires, Brewster McCloud, The Owl and the Pussycat, The Twelve Chairs.

1 Mart 2011 Salı

Ayağınıza sağlık Maviler

Chelsea, ilk yarısını yenik kapattığı maçta Man Utd gibi bir takımı ikinci yarıda attığı gollerle 2-1 yenmeyi başararak rahat bir nefes aldı. United ise dört puanlık farkın yarattığı rahatlığı böylece kaybetmiş oldu ve hafta sonu bu kez Liverpool deplasmanına gidecekler. Liverpool'un ahı gitmiş vahı kalmış bir durumda olduğunu biliyoruz ama United karşılaşmalarını her zaman farklı oynar Kırmızılar. Şayet maça Howard Webb atanmazsa, o maçta ev sahibinin yenilmeyeceği kanaati ve umudu içindeyim.

Bu geceye dönersek, Ferguson'ın sürpriz saha içi dağılımından başlamak gerekir diye düşünüyorum. Berbatov'u yedek bırakıp Hernandez'i tek forvet oynatan, Fletcher'ı sağ açığa hapseden bir dağılım bu. Ön liberolar Scholes ve Carrick hücuma hiç ama hiç destek vermiyor, Fletcher sağ çizgide daha çok Cole'u kovalamakla meşgul, Nani ise Ivanovic'in sertliği ile sinmiş ve sezonun en etkisiz oyunlarından birini sergiliyor. Sağ bek O'Shea olduğu için savunmadan hücuma destek verebilecek yegane oyuncu Evra ama o da nedense hiç çıkmıyor; üstelik karşısında Ramires var ve o da devamlı içe kat ederek oynayan bir isim. Evra yine de zorlamıyor, gerçekten çok ilginç. Forvetlerden Hernandez hareketli ama tecrübesiz bir oyuncu, Luiz ve Terry'nin sağlam tandemi onu ivedilikle pasifize etti zaten. Neticede iş sadece Rooney'nin maharetine kalmış durumdaydı United takımında; nitekim yıldız oyuncu üzerine düşeni fazlasıyla yaparak ilk yarım saatin sonunda sazı eline aldı ve takımını öne geçirmeyi başardı. Gol esnasında Terry ve özellikle de Luiz'in "kaytaran" görüntüsü tam anlamıyla şaşkınlık vericiydi. Rooney'nin vuruşu da muazzamdı.

İkinci yarıya Chelsea oyuncu değiştirmeden biraz daha istekli başladı. United ise topun kontrolünü tamamen rakibe bırakarak geride gömüldü ve kontra aramaya koyuldu. Bir pozisyondaki ribaund sonucu Essien'in şişirdiği top Lampard'ın kafasından sekip Luiz'in önünde kalınca ve Brezilyalı muhteşem bir vuruşla alt doksanı bulunca, Maviler derin bir nefes aldı. Yine de galibiyeti kovalamaya devam ettiler, United ise her geçen dakika daha da düştü oyundan. Şampiyonlar Ligi'ne katılamama tehlikesiyle karşı karşıya olan Chelsea'nin daha istekli, daha iştahlı olması belki anlaşılabilir bu maçta ama dört puanlık avantaja rağmen United'ın ruhsuzluğu ve uyuşukluğunu mazur gösterecek hiçbir şey yok. Maçı daha çok isteyen takım kesinlikle ev sahibiydi ve saçma bir penaltı ile de olsa istediklerini elde etmeyi başardılar. Onlar adına altın değerinde bir üç puan bu. Eksik maçlarını kazanıp City'nin önüne bile geçebilecek durumdalar artık. United ise Liverpool'a puan kaybederse, Arsenal'ın iki maçlık galibiyet serisi sonucu liderlikten olabilir. Ki o günü görmek ne güzel olurdu, laf aramızda..

Chelsea 2 - Man Utd 1

27 Şubat 2011 Pazar

Nefes kestiler

Biraz önce Lig TV'de gördüm, Kayserispor takımı Trabzon deplasmanında maç boyunca tam 114 km koşmuş.. Bu ölçümlerin yapılmaya başladığı günden beri bir takımın bu kadar mesafe koştuğunu görmedim, hatırlamıyorum. Trabzon'un sayısı da 111 bu maçta. 6 tane gol var, kaçan en az bir o kadar pozisyon var, tartışmalı anlar ve Amrabat gibi inanılmaz oyuncular var.. Bir futbolsever daha ne ister? Fenerbahçe taraftarı olarak bu maçı Trabzon alsaydı bile ben yine bu şekilde konuşurdum, takip edenler biliyor. Ha, tahmin ettiğim gibi Trabzon puan kaybetti ve Fener lider oldu; bu durumda bizim yaşadığımız keyif de ikiye katlanmış oluyor, o ayrı mevzu..

Sadri Şener'in, şayet utanması varsa utanacağı bir golle başladı maç; her yıl G.Saray maçlarında bir bombası olan Suleymanou bu kez onlara kıyak geçti. Ama Türkiye'de (Aykut dâhil) en beğendiğim hoca olan Şota'nın takımı, o kadar organize, özgüvenli ve ne yaptığını bilir bir şekilde oynadı ki, iki kez yenik duruma düşmesine rağmen hiçbir zaman pes etmedi. Sezon başından beri en önemli oyuncularından biri olan Amisulashvili gitmeseydi takımdan, acemi Hamza'nın yerine sağda Önder, stoperde o olsaydı bence Kayseri bu akşam kazanırdı da.. Ama kazanamamış olsalar da bu sezonun şu ana kadarki en gönülçelen takımı durumundalar, burası kesin. Şota da gelecek 5-10 senede dünya futbolunda çok iyi yerlere gelecek bir isim, bundan adım kadar eminim. Maçtan sonra yaptığı açıklamalarla ne kadar iyi bir insan olduğunu da bir kez daha göstermiş oldu.

Trabzon takımı ise, işler zora girdikçe giderek daha fazla dengesini kaybediyor. Korkudan ödleri patlayan başkan ve teknik direktörü o kadar saçmalıyor, endişelerini o kadar dışavuruyor ki, futbolcuların bu paranoya havasından etkilenmemesi mümkün değil. Şenol Güneş zaten ne kadar iyi bir hoca olsa da hayatı boyunca (tıpkı Hector Cuper gibi) hep "kaybetmiş" bir isim. Bundan sonra da bu durumun değişeceğini sanmıyorum, istısnalar hariç tabii ki. Takımın en önemli oyuncusu olan Selçuk'un yokluğunu fazlasıyla hissettiler bugün. Organizasyondan bu kadar uzak oldukları bir gecede Kayseri gibi bir rakibe kaybetmedikleri için sevinmeleri gerekir.

Haftaya Beşiktaş deplasmanında da işleri zor. Sonra fikstürleri üç haftalığına rahatlıyor. Bence Trabzon'un aklını başına toplayıp ilk iki sıra için varını yoğunu ortaya koyması lâzım. Fener ile bu kadar uğraşırken Bursa gelip onları geçerse çok pişman olurlar.

Trabzon 3 - Kayseri 3

Fener'in serisi sürüyor

Hafta içinde oynayıp oynamayacağına ilişkin pek çok haber yapılan tüm oyuncuların sahada olmasının verdiği şaşkınlıkla başladı maç. Kasımpaşa'yı pek çoğumuz çantada keklik görüyordu ama belli ki Aykut Kocaman öyle düşünmüyordu. Takımın düşünmesine de müsaade etmedi, sağlık kurulundan "oynayabilir" raporunu aldığı tüm önemli isimleri sahaya sürerek maça ne kadar ciddiyetle baktığını herkese gösterdi. Ve nitekim en ideal kadronun görev aldığı maç, beklentilerimizin aksine oldukça zor geçti.

Takım kazanıp havaya girdikçe, rakiplerin de puan kaybı ile birlikte önce Kocaman ile belli-başlı oyuncular arasındaki buzlar eridi. Akabinde ikinci yarı ile birlikte oyuncuların kendi arasındaki bağlılıkları ve takımdaşlıkları en üst seviyeye geldi. Benim çocukluğumdan beri zaten Fenerbahçe hep en zengin, en fazla transfer yapan ve en kaliteli oyuncuları barındıran kulüptür ama her sene şampiyon falan da olmaz. Olmamasının nedeni de o en kaliteli oyuncuların bir türlü tam kapasite, tam motivasyon ve tam iştah ile oynamamasıdır. Hepimiz de "eğer şu takım doğru-düzgün oynasa var ya, ligin tozunu atar" diye kendimizi avutup sezon sonunda avcumuzu yalarız. Ama bu sene ligin ikinci yarısından itibaren takıma sanki bir sihirli değnek değdi ve bugünkü tablo ortaya çıktı. Bu kadar yakından takip etmeme rağmen inanın ne olduğunu ben de bilmiyorum. Zico döneminde çeyrek final oynayan takımda bile görmediğimiz müthiş bir birliktelik ve dayanışma var ekip içinde ve bunu neyin sağladığı hakkında hiçbir fikrim yok. Kocaman faktörü dışında da aklıma hiçbir şey gelmiyor. Neticede bir şey oldu ve Fenerbahçe artık bambaşka bir takım hâline geldi işte. Öyle bir takım ki, geçen hafta da yazdığım gibi 1-2 maçta puan kaybedilse bile bu havasını kaybetmeyecek gibi görünüyor.

Eskiden sadece Emre, Gökhan ve Topuz'dan bahsediyorduk ama bugün Alex bile inanılmaz bir gayretle pres yapıp savunmaya yardım ediyor. Andre Santos bütün fazla kilolarını attı, beklediğimizden bile daha istekli ve iştahlı bir şekilde elinden geleni vermeye çalışıyor. Cristian ona keza.. Selçuk zaten takımın neferi, değeri hiç bilinmeyen müthiş bir ön libero. Eksikleri var ama hep dediğim gibi, "onlar da olsa zaten Real'de oynardı." Niang son iki haftadır o bitkinliğini atmış görünüyor. Emre ve Topuz'a hiç değinmiyorum, en formda dönemlerinden birini geçiren Volkan'a da.. Sonuçta takım olarak ve bireysel olarak çok üst düzey bir noktadalar ve kazandıkları her puanı alınlarının teriyle sonuna kadar hak ediyorlar. Hepsine helal olsun.

Fener takımı gelecek hafta Gençler'i de deplasmanda yener, sonraki hafta evinde Konya'yı da.. Selçuk'un dediği gibi Arena'ya da lider gider bence. Yarın Trabzon'un kendi sahasında (Kayseri defansı bireysel bir hata yapmazsa şayet) puan kaybetmesini bekliyorum. Berabere bile kalsalar, Fener ikili averajla liderliğini koruyacak. Umarım böyle olur.

Fenerbahçe 2 - Kasımpaşa 0

26 Şubat 2011 Cumartesi

Dean Richards

Dean Richards'ı bu ülkedeki pek çok futbolsever tanımaz. Şayet CM denilen inanılmaz oyun bir zamanlar hayatımıza girmese, muhtemelen biz de tanımazdık. Hoş, Tottenham'da forma giydiği için adı pek çok futbolsevere aşinadır ama kendisini bugün kim hatırlıyor?

CM oyununun en mükemmel versiyonlarından olan 98-99 sürümünde İngiltere Birinci Ligi'nde Sunderland ve Wolves diye iki muhteşem takım vardır. Sunderland zaten o kadar müthiş bir mali güce sahiptir, o kadar mükemmel bir kadrosu vardır ki, neden o ligde olduğunu anlayamazsınız. Ben bu takımla önce o ligi kazanıp EPL'ye yükselmiş, ilk yılımda orayı da kazandıktan sonra ertesi yıl Şampiyonlar Ligi'ni almıştım. Ne güzel günlerdi..

Wolves ise Sunderland'e nazaran daha küçük bir stada, daha az paraya sahiptir ama forvetinde Robbie Keane leblebi gibi (bir sezonda 45-50 civarı) gol atarken, defansında her maç ya 9 ya da 10 ile oynayan Dean Richards diye bir canavar vardır. Ne olursa olsun sezon sonunda 9 milyon dolar gibi bir fiyata büyük takımlardan birine gider. Eğer Wolves'u siz aldıysanız kontratının son senesinde görünür, hemen yenilemeniz gerekir vs.

İşte o Richards, CM oyununun öngördüğü üzere sonraki yıllarda gayet iyi bir oyuncu olmuş, oyundaki kadar abartılı bir kariyer inşa etmese de Tottenham'a transfer olarak beklenen hamleyi yapmıştır. Biz sonraki yıllarda (son birkaç senedir) nereye kaybolduğunu merak eder ama öğrenmek için hiçbir çaba sarf etmezken, meğer kendisi bu süre zarfında kansere yakalanmış. Ve bugün itibarıyla da hayata gözlerini yummuş. Daha 36 yaşında olan bu kapı gibi defans oyuncusunun huzur içinde yatmasını dilerim. Toprağı bol olsun.

23 Şubat 2011 Çarşamba

İşte böyle bir şey

Fenerbahçe formasıyla 152 gole ulaşan, 7. sezonunda en formda ve en özverili dönemini geçiren, bundan önce bu blogda onun aleyhinde yazdığımız tüm o ağır şeyleri bu yıl unutturan kaptanın, sarı-lacivert içinde attığı en güzel gollerden biri ile kendisini selamlıyorum.

22 Şubat 2011 Salı

Her yerde en büyük, en örnek

Sport+Markt adlı ajansın Football Merchandising adlı raporuna göre Fenerbahçe, lisanslı ürünlerin satış ve pazarlamasında Avrupa'nın ilk 10 kulübü arasında yer alıyor.

DPA'da yer alan habere göre geçtiğimiz sezon Avrupa kulüpleri, lisanslı ürün satışından toplamda 2.1 milyar avroluk gelir elde etti. İlk 10 sırada yer alan kulüpler ise pazarın 1.2 milyar avroluk kısmına sahip durumda. Real Madrid ve Barcelona'nın ilk sırayı paylaştığı listede Fenerbahçe 10. sırada yer alıyor. Liste şu şekilde:

1. Real Madrid
2. Barcelona
3. Liverpool
4. Bayern Münih
5. Marsilya
6. Manchester United
7. Milan
8. Inter
9. Lyon
10. Fenerbahçe

La Liga 190.1 milyon avroluk lisanslı ürün satışıyla ilk sırada yer alırken, Premier Lig (167.5 milyon avro), Bundesliga (129.7 milyon avro), Serie A (76.9 milyon avro) ve Ligue 1 (66.6 milyon avro) onu takip ediyor.