"Coritiba'da 32, Palmeiras'ta 78, Cruzeiro'da 64, Flamengo'da 3, Parma'da 2, Brezilya millî takımında 20 ve Fenerbahçe'de 152 gol attım (toplamda 351). Bu sayılar beni çok mutlu ediyor. Özellikle de tek kanatta görev yapan bir oyuncu değil, doğuştan forvet olduğum için daha da mutluyum."
"Hayatımda attığım ilk golü sanki bugün gibi hatırlıyorum. İlk maçıma nisan ayında çıktım ve ilk gol atma sevincini taa haziran ayında, Londinense'de Matsubara'ya karşı yaşadım. Bugün görüyorum ki, ilk golü atmamdaki gecikme, gelecekteki iyi anlar için saklanmış. O dönemlerde babamla sembolik bir iddiaya girmiştik. Bana kariyerim boyunca 200'den fazla gol atamayacağımı söylemişti. Ben de 250 demiştim. İkimizdik... Ne güzeldi!"
"Benim neslimin en iyi futbolcusu Ronaldo'dur ve o artık futbolu bıraktı. Onun hakkında yazılacak her şey yetersiz kalır. Futbolu seven herkese neşe ve güzel futbol sundu. Onunla birlikte antrenmana çıktığım, oynadığım ve yaşadığım için Tanrı'ya şükretmeliyim. Her şey için teşekkürler, Büyük Adam!''
Alex De Souza, Fenerbahçe kaptanı
21 Şubat 2011 Pazartesi
20 Şubat 2011 Pazar
İnönü'de destan
Ferrari'nin hareketi, kırmızı kartı ve yaptırdığı penaltı olmasa maç ne olurdu? Bunu hiçbirimiz bilemez ama bugün Fenerbahçe adına maçın en şanslı ânı bu ve Almeida'nın kaçırdığı gol ise şayet; Beşiktaş adına Ekrem'in milyonda bir atabileceği golü, ikinci goldeki serbest vuruşun Toraman'ın önüne düşmesi, Ekrem'in hakem tarafından daha ilk 20 dakikada atılmaması, Dia'nın direkten dönen şutu vs. gibi çok daha fazla şans dakikası saymak mümkün. Netice itibarıyla onca hengâme ve heyecan fırtınasının ardından en tarafsız hâlimizle baktığımızda bile Fenerbahçe'nin daha iyi bir takım olduğunu, maçta daha iyi oynadığını ve tereddütsüz şekilde üç puanı rakibinden daha fazla hak ettiğini söylemek gerekiyor.
Fenerbahçe'nin son 1 aydır yakaladığı form düzeyi gerçekten de akıl almaz bir boyuta ulaşmış durumda. Takımdaki birlik duygusu, özgüven ve inanmışlık hâli de kazanılan her maçla birlikte biraz daha artıyor. Maçtan sonraki röportajında Lugano da bu duruma değindi. Dedi ki: "İkinci yarıdaki en büyük transferimiz, oyuncuların birbirine olan bağlılığının artmış olmasıdır." Tabii maçlar kazanılırken bunlar hep söylenir ve tablo her zaman toz pembedir ama Fener'de öyle bir hava var ki, hasbelkader 1-2 maçta puan kaybedilse bile bu durum değişmeyecekmiş gibi görünüyor. Bir taraftar için bundan daha muazzam bir tablo olamaz. Her zaman söylüyoruz, böyle inanarak ve ruhlarını sahaya koyarak oynasınlar, isterse şampiyon olmasınlar.
Artık oyuncuların bireysel olarak değerlendirileceği durumları giderek geride bırakıyoruz. Alex bu gece gerçek bir maestro gibi takımını yönetti, üstüne tabelayı değiştirdi ve gerçek bir resital sunarak en öne çıktı ama sahada savaşmayan, görevini yerine getirmek için terinin son damlasına kadar akıtmayan ve elinden gelenin en fazlasını vermeye gayret etmeyen tek bir oyuncu bile yoktu. Şunu da eklemek lâzım; Fener'in geçen sezonun son 11 haftasında destan yazarcasına önüne geleni yendiği dönemde sazı eline alan orta sahası şu anda yine ön planda ve rakiplere karşı ciddi bir fark yaratıyor: Topuz, Selçuk ve Emre.. Geçen yıl bunların solunda bal yapmayan Özer vardı, bu yıl bal da yapmaya başlayan Dia var. Önlerinde de daha formda bir Alex ve en önemlisi Güiza yerine Mamadou var. Defansta ise saatli bomba Bilica yerine daha dengeli Yobo.. 10 maç üst üste kazanan o takımın rekorunun bu sezon kırılması hiç kimseyi şaşırtmasın, bunu söylemek hayalcilik değil. Ha, futboldur bu; Ekrem'in saçma sapan vuruşu gibi gollerle puan da kaybedilir. Daha yukarıda söylediğim gibi, böyle mücadele ederlerse varsın puanlar kaybedilsin, hepsinin canı sağ olsun.
Aykut Kocaman için ise ayrı bir paragraf açmak gerekir. Sezon başından beri yapılan onca eleştiriye rağmen, takımı idare etme konusundaki tercihlerinde sonuçta şu an için onun haklı olduğu ortaya çıkıyor. Sezon henüz bitmedi ama takım son maça kadar böyle top oynarsa, nihaî hedefe ulaşılamasa bile Aykut hoca (kendisine sezon başında çok da itimat etmeyen ben başta olmak üzere) çok sayıda insanı mahçup edecek gibi görünüyor. Bundan daha kutlu ve mutlu bir mahçubiyet düşünemiyorum.
Beşiktaş 2 - Fenerbahçe 4
Fenerbahçe'nin son 1 aydır yakaladığı form düzeyi gerçekten de akıl almaz bir boyuta ulaşmış durumda. Takımdaki birlik duygusu, özgüven ve inanmışlık hâli de kazanılan her maçla birlikte biraz daha artıyor. Maçtan sonraki röportajında Lugano da bu duruma değindi. Dedi ki: "İkinci yarıdaki en büyük transferimiz, oyuncuların birbirine olan bağlılığının artmış olmasıdır." Tabii maçlar kazanılırken bunlar hep söylenir ve tablo her zaman toz pembedir ama Fener'de öyle bir hava var ki, hasbelkader 1-2 maçta puan kaybedilse bile bu durum değişmeyecekmiş gibi görünüyor. Bir taraftar için bundan daha muazzam bir tablo olamaz. Her zaman söylüyoruz, böyle inanarak ve ruhlarını sahaya koyarak oynasınlar, isterse şampiyon olmasınlar.
Artık oyuncuların bireysel olarak değerlendirileceği durumları giderek geride bırakıyoruz. Alex bu gece gerçek bir maestro gibi takımını yönetti, üstüne tabelayı değiştirdi ve gerçek bir resital sunarak en öne çıktı ama sahada savaşmayan, görevini yerine getirmek için terinin son damlasına kadar akıtmayan ve elinden gelenin en fazlasını vermeye gayret etmeyen tek bir oyuncu bile yoktu. Şunu da eklemek lâzım; Fener'in geçen sezonun son 11 haftasında destan yazarcasına önüne geleni yendiği dönemde sazı eline alan orta sahası şu anda yine ön planda ve rakiplere karşı ciddi bir fark yaratıyor: Topuz, Selçuk ve Emre.. Geçen yıl bunların solunda bal yapmayan Özer vardı, bu yıl bal da yapmaya başlayan Dia var. Önlerinde de daha formda bir Alex ve en önemlisi Güiza yerine Mamadou var. Defansta ise saatli bomba Bilica yerine daha dengeli Yobo.. 10 maç üst üste kazanan o takımın rekorunun bu sezon kırılması hiç kimseyi şaşırtmasın, bunu söylemek hayalcilik değil. Ha, futboldur bu; Ekrem'in saçma sapan vuruşu gibi gollerle puan da kaybedilir. Daha yukarıda söylediğim gibi, böyle mücadele ederlerse varsın puanlar kaybedilsin, hepsinin canı sağ olsun.
Aykut Kocaman için ise ayrı bir paragraf açmak gerekir. Sezon başından beri yapılan onca eleştiriye rağmen, takımı idare etme konusundaki tercihlerinde sonuçta şu an için onun haklı olduğu ortaya çıkıyor. Sezon henüz bitmedi ama takım son maça kadar böyle top oynarsa, nihaî hedefe ulaşılamasa bile Aykut hoca (kendisine sezon başında çok da itimat etmeyen ben başta olmak üzere) çok sayıda insanı mahçup edecek gibi görünüyor. Bundan daha kutlu ve mutlu bir mahçubiyet düşünemiyorum.
Beşiktaş 2 - Fenerbahçe 4
'O Gün' geldi
Beşiktaş'ın artık lige havlu attığı bir ortamdayız belki ama camia olarak o kadar karışık bir durumdalar ki, Fener'i yenmek onlar için (eskilerin tabiriyle) "sezonu kurtaracak" belki de. Bu yüzden ev sahibinin ligle ilgili motivasyonunun kalmaması, Fener'in lehine bir unsur teşkil etmiyor.
3 yıldır şu blogda Beşiktaş ile ilgili onca yazı yazdım. Demirören ile Şampiyonlar Ligi'ni bile kazansa taraftarların sevinmemesi gereken yıllar bunlar. Bir oyuncuyu 5 milyona alıp, o parayı kendi cebinden verip sonra o oyuncuyu bedavaya göndermek ve bunu onlarca oyuncu için uygulamak suretiyle kulübü kendisine 100 milyon lira borçlandıran bir başkan var Beşiktaş'ta. Koskoca bir kulübün; kongresinin ve en az 10 milyon taraftarının önünde herkesin gözünün içine baka baka soyup soğana çevrildiği ve hiç kimsenin sesini çıkarmadığı yıllar geçiriyoruz. Şaşkınlık içinde seyrediyorum olanları ve inanılmaz derecede sıkılıyorum. Bu işin sonu ne olacak, onu da merakla bekliyorum. Giderken faiziyle alacakmış o paraları, çoluğunun-çocuğunun rızkıymış; öyle diyor..
Bu adam kulübün başında olduğu müddetçe sadece sunî başarılarla sevinebilecek bir kulüp Beşiktaş ve bu yıl yapılan transferlerle ağzına bir parmak bal çalınan taraftarları, Dinamo Kiev'in attığı tokatla yeniden kendine geldi şimdi. Fener maçını önemsemedikleri anlamına gelmiyor tabii bu, çoğunun Fenerbahçe ile ilgili sıkıntıları olduğu için bu maçta alınacak bir galibiyet yine onları çok mutlu edecektir. Bu yüzden stadın dolmasını da bekliyoruz, seyircinin hevesli duruşunu da..
Fenerbahçe ise inanılmaz bir inanç ve motivasyonla gidiyor İnönü'ye. Oyuncularından 4 tanesinin hafif sakatlıkları ve hatta Gökhan'ın oynamama olasılığı söz konusu olsa da, hangi kadroyla çıkarsa çıksın bu maçı %100 bir iştahla isteyecek durumdalar. Takım savunmasının sağlamlığı, kalecisinin yüksek formu, orta sahasının müthiş agresyonu ile rakibin bir adım önünde oldukları rahatça söylenebilir. Forvetin klasını söylemiyorum, zira (belki) daha klas olanları Beşiktaş'ta var. Ama onlarda o klas birkaç oyuncu hariç elle tutacak başka bir şey yok. Bu yüzden Fenerbahçe'nin mutlak favori olduğunu düşünüyorum.
İşin psikolojik yanına bakınca, bu maç belki Beşiktaş için tutunacak yegâne dal gibi göründüğü için daha motive olacakları gibi bir düşünce hasıl olabilir ama ben Beşiktaş'ın hangi Fener maçına böyle bir psikoloji ile çıksa kaybettiğini hatırlıyorum. Özellikle de İnönü'de. Fenerbahçe ise bu stadyuma ne zaman rahat çıksa, daha avantajlı oluyor. Mesela G.Saray maçları bunun tam tersi; o maçları da mutlaka daha fazla isteyen ve istemesi gereken Fener oluyor. Ama İnönü'deki Beşiktaş maçlarında Fener oyunu kontrol edip özgüvenli oynarsa, maçı kazanmayı başarıyor. Özellikle Daum'dan sonra İnönü, Fener için zor bir deplasman olmaktan çıktı gibi bir şey. Son 10 yıla bakıldığında bu statta Fener'in galibiyeti daha fazla. Şu anda daha iyi takım da onlar olduğu için net bir şekilde Fener favori. Bakalım maç içi dinamikleri nasıl tecelli edecek ve favori olan kazanacak mı..
3 yıldır şu blogda Beşiktaş ile ilgili onca yazı yazdım. Demirören ile Şampiyonlar Ligi'ni bile kazansa taraftarların sevinmemesi gereken yıllar bunlar. Bir oyuncuyu 5 milyona alıp, o parayı kendi cebinden verip sonra o oyuncuyu bedavaya göndermek ve bunu onlarca oyuncu için uygulamak suretiyle kulübü kendisine 100 milyon lira borçlandıran bir başkan var Beşiktaş'ta. Koskoca bir kulübün; kongresinin ve en az 10 milyon taraftarının önünde herkesin gözünün içine baka baka soyup soğana çevrildiği ve hiç kimsenin sesini çıkarmadığı yıllar geçiriyoruz. Şaşkınlık içinde seyrediyorum olanları ve inanılmaz derecede sıkılıyorum. Bu işin sonu ne olacak, onu da merakla bekliyorum. Giderken faiziyle alacakmış o paraları, çoluğunun-çocuğunun rızkıymış; öyle diyor..
Bu adam kulübün başında olduğu müddetçe sadece sunî başarılarla sevinebilecek bir kulüp Beşiktaş ve bu yıl yapılan transferlerle ağzına bir parmak bal çalınan taraftarları, Dinamo Kiev'in attığı tokatla yeniden kendine geldi şimdi. Fener maçını önemsemedikleri anlamına gelmiyor tabii bu, çoğunun Fenerbahçe ile ilgili sıkıntıları olduğu için bu maçta alınacak bir galibiyet yine onları çok mutlu edecektir. Bu yüzden stadın dolmasını da bekliyoruz, seyircinin hevesli duruşunu da..
Fenerbahçe ise inanılmaz bir inanç ve motivasyonla gidiyor İnönü'ye. Oyuncularından 4 tanesinin hafif sakatlıkları ve hatta Gökhan'ın oynamama olasılığı söz konusu olsa da, hangi kadroyla çıkarsa çıksın bu maçı %100 bir iştahla isteyecek durumdalar. Takım savunmasının sağlamlığı, kalecisinin yüksek formu, orta sahasının müthiş agresyonu ile rakibin bir adım önünde oldukları rahatça söylenebilir. Forvetin klasını söylemiyorum, zira (belki) daha klas olanları Beşiktaş'ta var. Ama onlarda o klas birkaç oyuncu hariç elle tutacak başka bir şey yok. Bu yüzden Fenerbahçe'nin mutlak favori olduğunu düşünüyorum.
İşin psikolojik yanına bakınca, bu maç belki Beşiktaş için tutunacak yegâne dal gibi göründüğü için daha motive olacakları gibi bir düşünce hasıl olabilir ama ben Beşiktaş'ın hangi Fener maçına böyle bir psikoloji ile çıksa kaybettiğini hatırlıyorum. Özellikle de İnönü'de. Fenerbahçe ise bu stadyuma ne zaman rahat çıksa, daha avantajlı oluyor. Mesela G.Saray maçları bunun tam tersi; o maçları da mutlaka daha fazla isteyen ve istemesi gereken Fener oluyor. Ama İnönü'deki Beşiktaş maçlarında Fener oyunu kontrol edip özgüvenli oynarsa, maçı kazanmayı başarıyor. Özellikle Daum'dan sonra İnönü, Fener için zor bir deplasman olmaktan çıktı gibi bir şey. Son 10 yıla bakıldığında bu statta Fener'in galibiyeti daha fazla. Şu anda daha iyi takım da onlar olduğu için net bir şekilde Fener favori. Bakalım maç içi dinamikleri nasıl tecelli edecek ve favori olan kazanacak mı..
15 Şubat 2011 Salı
Zavallı bir adam
Daha birkaç hafta önce Karabük karşısında 83. dakikada maç 0-0 iken, rakip sağ bekin kendi kalesinin doksanına vurduğu kafayla maçı kazanan Trabzonspor'un başkanı Sadri Şener, dünkü Fener-Kayseri karşılaşmasında Kayseri kalecisinin maç başında yaptığı hatanın manidar olduğuna ilişkin (kendince ironik ama bizce zekâ yoksunu ve zavallı) bir takım açıklamalar yapmış. Son haftalarda biraz fazla konuşmaya başlayan bu vatandaşın ağzı ne zaman kapanacak, birileri kendisine ne zaman gereken cevabı layığı ile verecek, bunu çok merak ediyorum.
Trabzon'un bu yıl oynadığı 21 maçın 7'sinde rakip takımlara kırmızı kart çıkarıldığını, Gaziantep deplasmanında Bünyamin'in karnından uydurduğu penaltı ve kırmızı kartla galip gelindiğini vs. hiç kimsenin hatırlamadığını zannediyor muhtemelen. Ayrıca geçen sene Fener şampiyon olmasın diye Bursa'ya (sahaya çıkmadığı halde) verilen 9 puan, son haftalarda çalınan abuk-sabuk penaltılar, ligin son haftasında Toraman ve Rüştü'nün maçı nasıl sattığı vs. daha hiçbirimizin aklından çıkmamışken... Aynı tablo Trabzon maçlarında da görülecek ilerleyen haftalarda, biz buna hazırız. Zaten ligin ilk yarısında 2-3 tane ucuz penaltıyla onca puan kazandı Trabzon, onlar olmasa şu anda ilk 2'de bile olmayacaktı, o da ayrı konu. İkinci yarıda maçları biraz olsun âdilane bir şekilde yönetilmeye başlanıp puan farkı kapanınca, daha bu haftadan bu tarz konuşmalara başladılar ya, gerçekten yazık.
Şurası çok açık: Trabzon korkuyor. Fener'in büyüklüğünden, karizmasından, teknik adamı ve oyuncu kadrosunun kalitesinden, camiasının bütünleşmesinden, iştahından.. Fener'in her şeyinden korkuyor. Ama korkunun ecele faydası yok, bunu bu yıl görecekler umarım.
Trabzon'un bu yıl oynadığı 21 maçın 7'sinde rakip takımlara kırmızı kart çıkarıldığını, Gaziantep deplasmanında Bünyamin'in karnından uydurduğu penaltı ve kırmızı kartla galip gelindiğini vs. hiç kimsenin hatırlamadığını zannediyor muhtemelen. Ayrıca geçen sene Fener şampiyon olmasın diye Bursa'ya (sahaya çıkmadığı halde) verilen 9 puan, son haftalarda çalınan abuk-sabuk penaltılar, ligin son haftasında Toraman ve Rüştü'nün maçı nasıl sattığı vs. daha hiçbirimizin aklından çıkmamışken... Aynı tablo Trabzon maçlarında da görülecek ilerleyen haftalarda, biz buna hazırız. Zaten ligin ilk yarısında 2-3 tane ucuz penaltıyla onca puan kazandı Trabzon, onlar olmasa şu anda ilk 2'de bile olmayacaktı, o da ayrı konu. İkinci yarıda maçları biraz olsun âdilane bir şekilde yönetilmeye başlanıp puan farkı kapanınca, daha bu haftadan bu tarz konuşmalara başladılar ya, gerçekten yazık.
Şurası çok açık: Trabzon korkuyor. Fener'in büyüklüğünden, karizmasından, teknik adamı ve oyuncu kadrosunun kalitesinden, camiasının bütünleşmesinden, iştahından.. Fener'in her şeyinden korkuyor. Ama korkunun ecele faydası yok, bunu bu yıl görecekler umarım.
1971'in en iyi filmleri

1. Walkabout (10)
Nicholas Roeg
2. McCabe & Mrs. Miller (10)
Robert Altman
3. The Tragedy Macbeth (10)
Roman Polanski
4. Straw Dogs (9)
Sam Peckinpah
5. The Last Picture Show (9)
Peter Bogdanovich
Diğer: Harold and Maude (9), The Go-Between (8), The French Connection (8), Morte a Venezia (8), And Now Something Completely Different (7), Get Carter (7), A Clockwork Orange (7), Play Misty for Me (7), Willy Wonka and the Chocolate Factory (7), Dirty Harry (7), Bananas (7), Diamonds are Forever (6), Shaft (6), Born to Win (6), Escape from the Planet of the Apes (4)
Görmediklerim: Fiddler on the Roof, THX 1138, Sunday Bloody Sunday, The Omega Man, The Devils, The Andromeda Strain, Klute, Murmur of the Heart, The Panic in Needle Park, Summer of '42, The Decameron, The Beguiled, Nicholas and Alexandra, The Hospital, Wild Rovers, Taking Off, Vampiros Lesbos, The Anderson Tapes, Soleil Rouge, 10 Rillington Place, Trafic, Anand, Le Chagrin et la Pitié, The Boy Friend, Les deux Anglaises et le continent, Carnal Knowledge, Billy Jack.
14 Şubat 2011 Pazartesi
Kocaman'dan doğru kadro
Aykut Hoca korktuğum şeyi yapmadı ve gördüğüm kadarıyla Emre'nin eksikliğinde olabilecek en doğru ve efektif kadroyu sahaya sürüyor. Gazetelerde ve internet sitelerinde Cristian ve Selçuk'un orta sahada yan yana oynayacağı gibi, tüylerimizi diken diken eden haberler gördük sabahtan beri ama Kocaman, sezon başından beri elli kere yazdığım ve değindiğim bu cinayeti bu kez işlemedi ve Topuz'u göbeğe çekerek Özer'i sağa koydu. Yabancı kontenjanı nedeniyle Stoch'u oynatamıyor ve bir yandan da Özer'i kazanmaya uğraşıyor. Eğer Özer yine hayal kırıklığı yaratırsa Stoch'u oynatmak adına savunmadan bir stoperi kesebileceği gibi, Niang son haftalardaki o uyuşuk ve bitkin görüntüsünde olursa Semih'i de ileri sürebilir. Niang'ın sol çizgide oynamaması ayrıca güzel. Bu maçtan ümitliyim.
Kayseri ise Tolunay döneminde olduğu iticilik seviyesinin çok uzaklarında, Şota ile birlikte inanılmaz sempatik bir takım hâline gelmiş durumda. Şota, bu ülkede benim en sevdiğim hoca konumunda şu anda ve kendisini bir gün Fenerbahçe'de görev almış olarak görmeyi de cân-ı gönülden isterim. Fener bugün yenilse, onun takımına yenildiği için de minimum seviyede üzülürüm. Ama o zaman da Kayseri'nin şu an bir Fener taraftarı olarak inanılmaz bir antipati ile baktığımız Bursa ve Trabzon'u geçmesini beklerim. Yoksa hiç yenmesinler bizi :)
Şaka bir yana, Fener'in kazanmasını bekliyorum.
13 Şubat 2011 Pazar
Yorumsuz
Şansal Büyüka (hakemler ve federasyona tepki gösteren kulüpleri eleştirirken): "Neymiş, 'yabancı hakem getirelim'miş. Peki getirelim, oldu olacak bari buraya yabancı yorumcu da koyalım.."
Maraton programından...
Maraton programından...
10 Şubat 2011 Perşembe
Best song of 2010
Evet, 2010'un en iyi şarkısı bana göre bu. Yetkin müzikseverler pek bir numarasını göremeyebilir ama bence tek kelimeyle kusursuz bir parça. Düzenlemeleri, vokali ve melodisine zaten söylenecek söz yok ama onu, mükemmelliğe ulaştıran şey sahip olduğu hava ve atmosfer. Ne söylediğini anlamasanız bile o havası ile sizi hüzünlendirebilir ve bir moda sokabilir. Çok az şarkıda olan bir hususiyet bu. Kaç yüz kere dinlediğimi bilmiyorum.
The National - Bloodbuzz Ohio
Yönetmen: Hope Hall, Andreas Burgess, Carin Besser
The National - Bloodbuzz Ohio
Yönetmen: Hope Hall, Andreas Burgess, Carin Besser
7 Şubat 2011 Pazartesi
Hep aynı tiyatro
Bu ülkede Fenerbahçeli olmayanlar, Fenerbahçe ne zaman şampiyonluk yolunda kararlı adımlar atıp favori durumuna gelse aynı tiyatroyu sahnelemeye başlıyor senelerdir. 100 yıllık iki camianın yönetici pozisyonundaki zavallılar tarafından aynı matbaaya pankart hazırlatıp aynı hafta maçlara o pankartla çıkıldığını bile gördük vakti zamanında. Ve belirtmeliyim ki, dünya gözümle 28 senedir seyrettiğim Türk futbolunda bu iki camia hiçbir zaman o pankart olayından daha fazla aşağılanmamıştır. Cahil-cühela taraftarlarına popülist mesajlar vermeler, barkovizyon gösterisi hazırlayıp hakem hatalarından söz etmeler, basın toplantıları, hakeme düdüğünü astırmalar, federasyonu tehdit etmeler, MHK'ye verip veriştirmeler, Fener en sonunda şampiyon olduğunda da rakibi satın almakla suçlamalar.. Hepsini gördük. Bu iftiraları atan bütün şerefsiz, namussuz, ahlâksız ve onursuzların hiçbirinin takımı, son 10 yılda bir kez bile şampiyonluğu son haftada kaybetmedi ama, ne kadar enteresan değil mi? Bilakis, 99. dakikada olmayan penaltılarla gol atıp şampiyonluk kazanan onlar.. 28 yıldır Türkiye kupası alamamışlıkları da yok, zira 119. dakikada durum 1-1 iken lehlerine yine olmayan bir penaltı çalınıp o kupayı hediye olarak alan da onlar.. "Biz seni koruruz, sen cesur ol" diye hakemleri koruma altına alan da onlar.. Mafyanın, polisin ortaya çıkardığı ses kayıtlarında "100. yıl şampiyonluğunda hiç mi payımız yok ağa?" diye sorduğu da onlar.. "Şampiyon biz olalım, kupayı da Beşiktaş alsın" diyen de onlar.. Fener şampiyon olmasın diye geçen yıl Fener'in rakibine son hafta maç satan futbolcuların takımı da onlar.. Fener ortadan çekildiğinde ise birbirini hayasızca yiyip, rakibinin oynadığı takımın oyuncularına birkaç tır dolusu son model araba göderen de onlar.. Evet, bu ülke futbolunda onlar sayesinde görmediğimiz hiçbir namussuzluk kalmadı..
Şimdi de son 3 haftada 7 puan kaybedip, Fener'in gidişatıyla iyiden iyiye telaşa düşen Trabzon katılmış onlara.. Söz konusu kulübün başkanı, "Federasyonda pek çok Fener tandanslı yönetici olduğunu ama Fener'in kayrıldığını düşünmediğini" söylemiş.. Bununla birlikte totalde üç ("loser") kulüp olmuş oldular, tıpkı "Three Musketeers" gibi.. "All for one, one for all" hadisesi yani.. Hangisi Athos, hangisi Porthos, hangisi Aramis, kendi taraftarları karar versin buna.. Ama benim naçizane merak ettiğim iki şey var: Kelli felli, kıçındaki kıllar bile ağarmış bulunan bu adam(cık)lar, koca camiaların başkanları, sözüm ona saygın iş adamları, tüm bu rezillikleri yapıp bu lafları ettikten sonra akşam eve gidip karısının çocuğunun yüzüne utanmadan nasıl bakabiliyor? Ve ayrıca bu kadar büyük üç camianın içinde, kongre üyeleri arasında, çok derinlerde bir yerde, başkan yapacak tek ama tek bir tane delikanlı adam yok mu?
Şimdi de son 3 haftada 7 puan kaybedip, Fener'in gidişatıyla iyiden iyiye telaşa düşen Trabzon katılmış onlara.. Söz konusu kulübün başkanı, "Federasyonda pek çok Fener tandanslı yönetici olduğunu ama Fener'in kayrıldığını düşünmediğini" söylemiş.. Bununla birlikte totalde üç ("loser") kulüp olmuş oldular, tıpkı "Three Musketeers" gibi.. "All for one, one for all" hadisesi yani.. Hangisi Athos, hangisi Porthos, hangisi Aramis, kendi taraftarları karar versin buna.. Ama benim naçizane merak ettiğim iki şey var: Kelli felli, kıçındaki kıllar bile ağarmış bulunan bu adam(cık)lar, koca camiaların başkanları, sözüm ona saygın iş adamları, tüm bu rezillikleri yapıp bu lafları ettikten sonra akşam eve gidip karısının çocuğunun yüzüne utanmadan nasıl bakabiliyor? Ve ayrıca bu kadar büyük üç camianın içinde, kongre üyeleri arasında, çok derinlerde bir yerde, başkan yapacak tek ama tek bir tane delikanlı adam yok mu?
6 Şubat 2011 Pazar
Albüm kapakları
Bir internet sitesinde rastladım bu seçkiye, resmen aklım durdu. İnsanoğlunun nasıl bir yaratık olduğunun, zevsizliğin hangi noktalara kadar gidebileceğinin en güzel örnekleri. Şu kapaklara bakıp albümü almaktan vazgeçen kaç kişi olmuştur, kapağa rağmen alanlar kaç kişidir; ayrıca bunları tasarlayan insanlar şimdi ne yapıyor, hayatlarını bugüne kadar ne yaparak kazandılar, çok merak ediyorum..












Kaydol:
Kayıtlar (Atom)