9 Kasım 2010 Salı

Hagi bu, ve daha kötüsü de olabilir






Hagi işte bu. Bu kadar ahlâk ve edep yoksunu bir adam. Romanya'nın en avam kesiminden gelen bir insan müsveddesi. Onunla ilgili yazdıklarıma tepki koyanlar ya bu sahneleri hatırlamıyor, ya unuttular ya da bunlar olurken bebeydiler.

Ha, şu da var: Buna karşılık olarak Emre'yi göstermesin kimse çünkü 1. Emre hiçbir zaman şu kadar çirkin, rezil ve ahlâksız olmadı. 2. Olsa bile Hagi ile Terim'in öğrencisi olduğu için suç G.Saray'ın "edepsiz oyuncu yetiştirme fakültesi"ndedir. 3. Eğer Hagi'ye karşılık Emre örnek gösterilecekse sahtekâr Arif Erdem, "soktuk mu len!" Hakan Ünsal, çirkinlik abidesi Bülent Korkmaz ve benzerlerine kadar gider iş. Onları bırakın, şu Rumene bakın. Bu adam bu ülkede trilyonlarca lira para yedi, yemeye devam ediyor. Şuur yoksunu bebeler de ona tapınıyor. İşte acı olan taraf burası..

7 Kasım 2010 Pazar

Hagi bu, daha fazlası olmaz

G.Saray'ın büyüklüğünü (ne kadar büyükse) en iyi bilmesi gereken adam Hagi ama kişinin normal bir andaki düşüncesi ile teknik direktör olarak düşüncesi çok farklı. Hagi, bir kere özgüveni sıfırlanmış bir hoca. Futbolcular her ne kadar yalakalık yarışına girip "çok hırslı, kaybetmeye tahammülü yok" vb. yorumlar yapsa da, Hagi'nin hayatı boyunca çalıştığı her takımdan kovularak ayrılması nedeniyle inanılmaz bir güven bunalımı yaşadığı net bir şekilde görülüyor. Artı, şuurunu da yitirmiş. Benim tuttuğum takımın hocası, kariyeri bu kadar rezil bir adam olsa zaten zerre kadar umudum olmazdı ama bu tip mağlubiyet ya da beraberliklerden çok, şöyle bir maçtan sonra "aslında iyi oynadık, bir puanı hak ettik" demesiyle beni hayal kırıklığına uğratırdı. Trabzon gibi zor bir deplasmanda savunma tandanslı bir takım kurmasına belki itiraz edilmez ama maç boyunca tek bir tane tehlikeli atak geliştiremez mi insan? Rakip, 4-2-4 ile kendi sahasında olmanın ve her şeyden önce mevcut "büyüklüğünün" hakkını vererek, yüreklice oynarken tek bir kontratak yapamaz mı? Yapamadın kifayetsizsin diyelim, maçtan sonra "iyi oynadık" der mi? Hakikaten yazık..

Trabzon atak yapıyor, rakip yarı alanın ortalarında top çeviriyor; bir bakıyorsunuz G.Saray'ın sol ve sağ bekleri içe doğru kat etmiş, kanat savunmacısı rolünde Elano ve Misimovic var! Maç boyunca kaç kere gördüm bu manzarayı, sayısını hatırlamıyorum. Büyük takım böyle olmaz. Büyük takım zaman zaman defans ağırlıklı oynayabilir, zor deplasmanlarda önce savunmayı düşünebilir vs. ve bunlar büyüklüğünden götürmez. Stratejidir hepsi. Amma ve lâkin top ayağına geçtiğinde 3 pas bile yapamıyor, 90 dakika boyunca tek pozisyona bile giremiyorsa hakikaten acınacak halde demektir. Hele maçtan sonra "iyi oynadık" diyorsa, vah vah..

Trabzon içinse ayrıca konuşacağız. Geçen sene Güneş geldikten sonra yazdığım yazılar arşivde mevcut. Çok ciddi övgüleri hak ediyorlar.. Dediğim gibi, başka bir yazıda..

6 Kasım 2010 Cumartesi

Retro #1: Here We Go



Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en müthiş dans albümlerinden biri C&C Music Factory'den "Gonna Make You Sweat" kuşkusuz. Ta 20 yıl önce yapılmış olmasına rağmen bugün dinlendiğinde nasıl bu kadar taze olabildiğine herkesin şaşırabileceği inanılmaz bir sound'a sahip olan albüm, 10-15 yaş aralığındaki bizleri o zamanlar resmen kendine esir etmişti. Şarkıları söyleyen rapper/dansçı Freedom Williams ise Vanilla İce ya da MC Hammer'dan çok daha fazla etkiliyordu hepimizi. Sahi, ne oldu bu adama? 1993'te "Freedom" diye bir albüm yapıp müzik dünyasından silindi gitti. Ama bu şarkılarda duyulan fazlasıyla etkileyici sesi her daim yaşayacak. Zira bu albüm insanlık var olduğu müddetçe hep dinlenecek. Buna hiç kuşkum yok.

Rock must come and soul, yeah!!

---

[guitar solo intro]

You all want this party started? Right?
You all want this party started ... quickly! Right?
Play that beat. Play that beat. (Bang)
Play that beat. Play that beat. (Bang)
Play that beat. Play that beat. (Bang)
Play that beat. Play that beat. (Bang)
Go Go Here we go!
Go Go Here we go!
Go Go Here we go!
Go Go Here we go!
Ah-h-h-h Freak out!

Hit me!

Slam it baby!

Enter the jam. The party is packed and I rapped
Girls wall to wall. There's my man hanging out at the back
Till I cruise slide through the dance floor
I've never seen the club so hyped before
Get off the mic if you're bored
Back to back, front to front, door to door
Everybody dance to the new sound rock and roll
Soul to soul. I bring it down.
>From the bottom to the top. From the top to the bottom.
Hmm I've got 'em.
People everywhere they jump, they swing their hair,
They shake their derriere. Oh yeah.
So loosen your body and let me take control.
Let's rock and roll.

Here we go. Here we go.
Here we go, here we go, here we go.
Here we go. Here we go.
Here we go, here we go, here we go.

We're gonna rock and roll
We're gonna move this sound
We're gonna make a groove
Everybody move
Everybody movin' yeah
Everybody move. Yeah.
Ah-h-h-h Freak out!

Whenever your at the club and dance to rap or acid
Come on get with it. That's it.
Throw your hands in the air. Scream go! go! go!
Rock and roll will go with the flow. Yo!
Whenever you develop into a new form, break the norm,
Get warm and then swarm. Come back again.
Give it up and then transform.
>From BB King to Bo Diddly. Ed Sullivan.
Remember he sreamed to be seen with the Beatles and the Jackson Five.
The Who, The Doors, The Rolling Stones, even Oz dibbled the bit to get
rich.
Helpin' the dude who (?) the chick
Your parents dished back in the days
The same way they dished this crap. Are you amazed?
So D.J.'s Let's rock and roll.

[guitar solo]

Slip in da da da Yeah.
Here's that rock and roll
Rock must come and soul.

Get em up and dance (yeah)

We're gonna rock and roll
We're gonna move this sound
We're gonna make a groove
Everybody move
Everybody movin' yeah.
Everybody move. Yeah.

Get on up
Get on up
Get on up, get on up, get on up and dance (yeah)

Play that beat, play that beat (bang)
Play that beat, play that beat (bang-em)

Go Go Go Go
Go Go Go Go
Go Go Go Go
Go Go Freak out!

(Toward) the dance floor
That's where we all get raw
Like a kid in a candy store
So get up, get out of your seat and arise.
Everybody Everybody up and get live
The C & C Music Factory
Is mastery and full of jams that has to be
Pumped till your ears get sore.
Live from Brooklyn out the the California sea shore
We can give rock and roll
To get on down with something funky with soul
Roby on bass (deuce dick and I) on two sticks
Spruced it, mass produced it and you proofed it
Party people. Are you havin' a good time?
Singin' along with my rhyme
Disco's out for the young and took the old
Let's rock and roll

Here we go
Here we go
Here we go, here we go, here we go
Let's rock and roll

Here we go
Here we go
Here we go, here we go, here we go
Go ahead baby

We're gonna rock and roll
We're gonna move this sound
We're gonna make a groove
Everybody move
Everybody move yeah
Everybody move. Yeah.
Go Go Here we go
Go Go Here we go

We're gonna rock and roll
We're gonna move this sound
We're gonna make a groove
Everybody move
Everybody move yeah
Everybody move. Yeah.
Here we go
Here we go
Here we go, here we go, here we go

We're gonna rock and roll
We're gonna move this sound
We're gonna make a groove
Everybody move
Everybody move yeah
Everybody move. Yeah.
Play that beat, Play that beat
Play that beat, Play that beat

[flute solo]

Get on up and dance (yeah)

Rock and roll to please your soul
Rock and roll to please your soul
Rock and roll to please your soul (more sexy)
Rock and roll. To PLEASE YOUR SOUL

---

-O günleri mi özlüyorsun?
-Hayır, o günlerde hayalini kurduğum hayatı özlüyorum.
("Akıl Çağı" romanından...)

4 Kasım 2010 Perşembe

Tarih yazıldı

Fenerbahçe Ülker, bu gece belki de tarihinin en görkemli galibiyetini aldı Barcelona deplasmanında. O Barça ki, sadece geçen senenin Avrupa şampiyonu değil, aynı zamanda kıtanın en iyi kadrosuna da sahip takımı. Sezon başı itibarıyla henüz en iyi basketbolunu oynamıyorlar belki ama neticede kalite olarak tartışılmayacak noktada duran bir takım. Ama Fenerli oyuncular, uzun yıllardır her branşta özlemini duyduğumuz bir yüreklilikle, ruhlarını sahaya koyarak, ellerinden gelenin en fazlasını vererek hepimizi mest etti bu gece. Ne kadar teşekkür etsek, minnet duysak azdır. Bir Fener taraftarı olarak bu kadar sevindiğimiz son an ne zamandı, onu da hatırlamıyorum doğrusu.

Sezon başından beri yakın çevreme hep söylüyorum; Fenerbahçe bu sezon Avrupa'nın en iyi savunma takımı. Bu kıtanın en iyi 5 dış savunmacısı kimdir diye sorsak; Ömer, Kinsey ve Tomas o listeye yüzde yüz girer. Ayrıca Ukic'in de müthiş bir savunmacı olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Vidmar, Kaya gibi sert uzunların yanı sıra takımın ruhu Mirsad da 34 yaşına göre müthiş bir mücadele sergiliyor.

Salsabasket blogundaki sezon başı yorumlarımda mevcut; Fenerbahçe bu sezon Euroleague'de ilk 8 oynamazsa başarısızdır. Ama ilk 8 oynayıp çok güçlü bir takıma kaybederse başarısız sayılamaz. Final four için ise destur deyip temkinli olmak lâzım. Oraya, Efes gibi 10 senede 1 kere değil sindire sindire gitmek lâzım. Bu kadro muhafaza edilip üstüne ufak ufak koyulduğu sürece Fener hep oralarda olacak zaten. Şimdilik kutlu olsun bu galibiyet, haftaya Siena maçına da 2 kat ehemmiyet gösterilmeli artık...

24 Ekim 2010 Pazar

Zavallılar #3

Öncelikle G.Saray teknik direktörü Hagi ve yardımcısı Tugay'ın hakkını teslim etmeden bu maçı konuşmaya başlamamak gerekir. Öte yandan futbolculara bir şey demiyor ve onlar için olumlu herhangi bir sıfat kullanmıyorum. Onların ne kadar şahsiyet yoksunu; zeki, çevik ama etikten nasibini almamış; kendi hocasını komplo kurup gönderen iğrenç sporcu müsveddeleri olduğu, maçtaki mücadele ve gayretleri ile ortaya çıktı. Ama Hagi ve Tugay'ın, Pino'nun uç forvet olduğu 4-6-0 ile rakibin zaaflarını avantaja çeviren planı gayet iyi işledi. Bakarsanız net bir organizasyonla girilmiş gol pozisyonu yok. Pino'nun alıp dönüp vurduğu şutlar, yan toptan gelen bir pozisyonda ikinci topa Neill'ın vurduğu şut vs. var. Ama neticede istedikleri öncelikle 1 puandı ve onu alıp gittiler. Fener'i de etkisiz kıldılar. Başarılı bir oyundu.

Taraftara gelirsek; aşağıda yazdığım postta belirttiğim gibi kulübün başına musallat olmuş tehlikeli tarikatın farkında olmayan, kısa vadede elde edilecek başarıların daha karanlık dönemlerin müsebbibi olacağının ayırdına varamamış, 2000 ruhu ile sadece ve sadece "başarının" esiri olmuş, kendi camiasına zarar veren ve Florya'da meşale yakıp Fener beraberliğine sevinen bir zavallılar ordusu görüyoruz. Aklıselim olanları dinliyor ve okuyoruz yorumlarında, başlarına ne geldiğinin ve geleceğinin farkındalar ve mutlu değiller. Onlar ancak Fener'i yenseler anlık bir mutluluk yaşardı bu gece, onun dışında "Adnan biraderler" defolup gitmediği sürece bu karabasanın hiç bitmeyeceğini görüyorlar. Onlar içinde efendi olanlara kısa zamanda refah diliyorum. Liderin 10 puan gerisinde kalan, 3 yıldır ilk 2'ye giremeyen, Avrupa kupalarında 8 yıldır kayıp durumda bulunan ve artık Fener kompleksi dışında başka bir mevzuda mutlu olamayan bir G.Saray'ın (Fener dâhil) hiç kimseye bir faydası olmaz çünkü.

21 Ekim 2010 Perşembe

Zavallılar #2

27 senedir Türk futbolunu takip eden ve Fener taraftarı olan bir insanım. Bunca senelik macerada futbol mevzuunu konuştuğum sayısız insan oldu doğal olarak; içlerinde çok bilgili olanları da vardı, cahil olanları da, kafası hiç çalışmayanları da.. Ama şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki, şu G.Saray taraftarı blog yazarı tüysüzler kadar geri zekâlılarına hayatımda hiç rastlamadım. Aynı zamanda kendi kulüpleri hakkında bu kadar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olanlarına da.. Rijkaard gibi hiç değilse (birkaç çirkef hareketi ve rakip futbolculara-teknik adamlara saldırması dışında) diğer futbolseverlerin takdirini kazanan bir adamın daha külleri soğumadan yeni hoca arayışları üzerine kafa patlatan da onlar.. Türk futbol tarihinin gördüğü en ahlâksız, en çirkef, en haysiyetsiz insan müsveddesinin peşine takılan da.. Hiçbirisi "G.Saray'da sorun nedir, nasıl halledilir ve kulübün selayeti için gerekli şartlar nelerdir?" diye düşünmeden "umut fakirin ekmeğidir" düsturundan hareketle her yeni başlangıçta zafer nağmeleri tutturuyor senelerdir. Ne demek istiyorum? Adnan Polat ve Sezgin gibi iki kan emici vampir kulübe musallat olmuşken, yeni gelen hocanın başarılı olmasını istemek nasıl bir zihniyettir? Takımdaki bütün sorunlar bir yana en büyük kangren hâline gelen skandal bir başkan ve yardakçısı bu kulüpte kaldığı müddetçe gün yüzü göremeyeceklerini hiçbiri düşünmüyor mu? Hal böyleyken Hagi'nin "kısa vadede" başarılı olup o ikisine daha fazla kredi sağlaması kulübün yararına mıdır, zararına mı? Bunları hiçbiri aklından bile geçirmiyor. Hakikaten komik bir durum var ortada.

Hoş, Hagi isimli o ahlâk yoksununun başarılı olması da hiç ama hiç mümkün değil. Bu taraftar değil miydi, Türk futbol tarihinin en büyük hocası Luce gönderilip Terim geldiğinde çıldırıp ona tapınan? Yine bu taraftar değil miydi, allah diye taptıkları o Terim'i küfrederek gönderen ve Hagi'yi kucaklayan? O taraftar değil miydi, Hagi'yi bütün stat olarak "hırsız Hagi" diye küfredip gönderen? Bu taraftar değil miydi, bir total futbol duayeni diye kucakladığı Rijkaard'ı istifaya davet edip gönderen? Türk futbol tarihinin en iki yüzlü, en pişkin, en nankör ve en kör taraftarı, şimdi bu ülkeye gelmiş en ahlâk yoksunu spor adamını tekrar bağrına basıyor. Onun, bugüne kadar çalıştığı tüm takımlardan kovulduğunu, hiçbir takımda eli-yüzü düzgün bir başarısının olmadığını ve teknik direktör olarak da son derece yetersiz olduğunu hepsi unutmuş durumda.. Hepsini geçtim, şunu bile düşünemeyecek kadar zekâ yoksunu bir durumdalar: "Eğer sezon sonunda olsak ve hocayı belirlemek için önlerinde 3-4 hafta olsa, Polat ve şürekâsı yine Hagi'yi mi getirirdi?" Bu sorunun cevabının evet olmadığını hepimiz biliyoruz. Denize düşen biri misali kendi g.tünü kurtarmak için Hagi'ye sarılıyorlar, olay bu kadar basit. Eğer ligde 5, 6. falan olurlarsa, onu da tükürüp bir kenara atacaklar camia olarak...

İnsan, ezelî rakibine böylesi bir geri zekâlı güruh hükmederken onları yenmekten de zevk alamaz oluyor. Şu hâle düşmüş, rezil yönetimi ve iki yüzlü taraftarı ile Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlatan bu takımı yensen ne olur, yenmesen ne?

17 Ekim 2010 Pazar

Zavallılar

Geçen sezonun başından beri Rijkaard ile ilgili yazmadığımız hiçbir şey kalmadı. Öte yandan; G.Saray taraftarı olan, sadece duygularıyla konuşup akıl-mantıktan tamamen yoksun yorum yapan, ama blogger hizmeti herkese açık olduğu için hiç kimsenin engelleyemediği genç bir zevat, Rijkaard'ı allahın elçisi gibi görüp pisliğini bile yiyecek kadar kutsayarak onun dışındaki her şeyi eleştirip onu ayrı tuttular. Biz Rijkaard'a geçirdik, onlar bize çemkirdi. Sonuçta ne oldu? Rijkaard rezil oldukça onlar hiç utanmadı. Bir kere baştan koltuk çıktıkları için satamadılar da... Şimdi bile diyorlar ki, "Rijkaard gitse bile suçsuzmuş, ona yazık olacakmış" falan filan.. Teknik direktörlüğün belki de yüzde ellisinin "sezon başında takım kurmak" olduğunu hiçbiri düşünmüyor. Neymiş, istediği futbolcular alınmamış. Bir insan bu kadar cahil olur mu? Diyelim ki ben Bursa'nın hocasıyım, savunmaya Ömer'in yanına stoper istiyorum. Yönetime 5 kişilik bir istek listesi veriyorum, şu oyuncular var: Terry, Vidic, Pique, Vermaelen, Carragher... Sonra diyorum ki, "ben istedim, almadılar." Böyle bir şey var mı? Tabii ki abartıyorum ama G.Saray yönetimi Lincoln'leri, Keita'ları, Baros'ları, Kewell'ları, Misimovic'leri vs. getirebiliyorsa ve Rijkaard'ın istediği "hiçbir" oyuncuyu getiremiyorsa, suç o yönetimde midir? Ben söyleyeyim; senin istediğin oyuncuların hiçbiri alınamıyorsa, senin isteklerinde bir problem var demektir. Haa, alınabilecek olduğu halde alınmıyorsa o zaman haysiyetli bir adam istifayı basar. Ama tazminat, böyle tipler için haysiyetten daha önemli, bunu biliyoruz. Hem 1.5 yıldır takımın başında olacaksın, hem de "takım yetersiz" diyeceksin. Özrün kabahatten büyük olması diye işte buna denir.

Sadece skorlar da değil, bir teknik direktörün yapması gereken hiçbir şeyi yapabilmiş değil Hollandalı. Takımın kondisyonu rezalet. Motivasyon yerlerde sürünüyor. Hiçbir oyuncu o geldiğinden beri üzerine koymamış, bilakis hepsi performans olarak geri gitmiş. Takımın oynadığı top ise 1.5 yıldır bir gıdım gelişme gösterebilmiş değil. En önemlisi de bu. Rijkaard'ın futbolu bildiğine dair en ufak bir emare yok..

Neyse, yönetime gelelim. Yıllardır bu blogda "iki Adnan" lafını kullanıp G.Saray'ın bu adamlar tarafından "Fenerlileştirildiğini" söyleyip aslında iyi niyetli bir tenkit yapıyorum. Her yorumda olduğu gibi burada da haklı çıktık nitekim. Şimdi ise eskilerin Fenerbahçesi gibi derby öncesi hocayı gönderip "taze kan" pompalamaya kalkarsa hiç şaşırmayacağım. Ha, yerine kimi getirecekler, o da muamma.

Son olarak yeniden o genç, futbol bilgisi sınırlı blogcu arkadaşlara sesleniyorum. Sizde de biraz utanma varsa, bu kadar uçurum misali bir yanılgının üzerine pişkinliği bırakır, "biz bu işi bilmiyormuşuz" dersiniz. İnsan böyle böyle adam oluyor çünkü..

Aklınızı alır

OK Go belki müzikal olarak çok parlak bir grup değil, zaten müzikten çok kliplere kafa yoruyormuş gibi görünmeleri, bu gerçeğin kendilerinin de farkında olduğuna bir dalalet kabul edilebilir. Yapmak istedikleri şeyi mükemmel şekilde yaptıkları sürece, bizler için bir sorun yok, olmamalı da zaten..

Sonuçta gruplar müziği, "içlerindeki bir ateşi" söndürmek için yapıyor belki, belki "kendilerini gerçekleştirmek" için, belki yapacak başka bir şeyleri olmadığı ya da başka bir şey bilmedikleri için.. Çoğu büyük grubun çoğu üyesi bu soruya farklı cevaplar verir ama hiçbirisi "para kazanmak ya da şöhret olmak için" demez.. Ama öte yandan aslında hepsi, hatta bir sanat yapıtı ortaya koymuş bütün kişiler, o yapıtın "mümkün olan en geniş kitleye" ulaşmasını da deli gibi ister. İşte, eğer klipleri olmasa, belki de bu mertebeye müzikleri ile asla ulaşamayacak olan OK Go elemanları, günümüzün YouTube gençliğine o vasat müziklerini ulaştırmanın en mükemmel yolunu bulmuşa benziyor ve bu konuda yaratıcılıkta sınır tanımıyorlar!

Şimdiye kadarki, artık bir elin parmağını geçmiş bulunan olağanüstü kliplerine browser'ınızdan ulaşabilirsiniz ama bu postun konusu, elemanların son icraatı olan "White Knuckles" isimli akıl almaz video. Daha önceki videolarda, hatta müzik tarihindeki bütün mükemmel videolarda perde arkasında "inanılmaz bir beyin" ve o beyinden çıkmış muazzam bir fikir ile, bunun zanaat sahibi "insanlar" tarafından kusursuz şekilde uygulanışını gördük ekseriyetle.. Ama bu seferki farklı; bu sefer işin içinde bu saydıklarımızın hepsinin yanında "zekâ sahibi olmadıklarına inanmanın çok zor olduğu" hayvan dostlar da mevcut.. OK Go'nun bütün kliplerinin olayı zaten onların "tek planda ve tek seferde" çekiliyor olması.. Sinemada bu teknik çok riskli olduğu ve insanlar tarafından bile uygulanması çok çok zor bulunduğu için nadiren tercih edilir. Çünkü en ufak bir hata her şeyin yeniden başlaması demektir. İnsanlar bile bu konuda bu kadar zorlanırken köpeklere bu kadar akıl almaz bir ezber nasıl öğretilir, bunlar nasıl hayvanlardır, insanın hafsalası almıyor. Bize de, bu kliplerin tadını çıkarırken emek sahibi herkese hayranlıkla teşekkür etmek kalıyor..

3 Ekim 2010 Pazar

Liverpool eriyor

13 yaşımdan beri Liverpool taraftarı bir insanım (1990'dan beri). Takımın aldığı son lig şampiyonluğu o seneydi ama benim onları tutmamın bununla bir alâkası yok. 1989'daki bir Everton-Liverpool Süt Kupası maçında Everton'ı desteklemeye karar vermiş (maç 2-2 bitmişti) ama 1 sene sonra nedenini bilmez bir şekilde Kırmızılar'ı tutmaya başlamıştım. Ve o zamandan beri bir daha şampiyonluk göremedim. Ha, arada Houllier ile 5 kupa kazanılan sezon ve Rafa ile görülen Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu var; onun dışında domestik kupalarda sayısız da başarı ama hiçbiri taraftarı kesmiyor bunların. Son 5-6 senedir dünyanın en iyi futbolcularından bazılarını ve en iyi teknik direktörünü kadroda barındırırken herkes bunun bir şampiyonlukla süslenmesini istiyor. Ama söz konusu seneler boyunca bu bir şekilde olmadı, şimdi ise o futbolculardan çoğu kaybedildiği gibi tam bir manager faciası ile karşı karşıyayız. Agger'in "bize devamlı uzun oynamamızı söylüyor, biz böyle oynayamayız" diyerek laf soktuğu; Beşiktaş'a Adem Dursunları, Veysel Cihanları transfer eden ve 7 adam markajıyla oynatan Rıza Çalımbay gibi tam bir "küçük takım menajeri" olan Hodgson ile tünelin ucunda toplu iğne ucu kadar bile ışık yok artık Liverpool için. Bırakın Şampiyonlar Ligi'ni, bırakın Avrupa Ligi'ni, bırakın orta sıraları, küme düşmemek için oynayan bir takım olmaya doğru hızla gidiyor Kırmızılar şu anda.

2 senedir yazıyorum, arşivde duruyor; Rafa Benitez bana göre (Ferguson'dan sonra) dünyanın en iyi teknik direktörü ve onunla hangi netice alınırsa alınsın asla gönderilmemeliydi. Yapılması gereken, ona sadece teknik direktörlük yaptırıp, transferlere karışmasını engellemekti, zira aynı zamanda dünyanın en kötü takım mühendisi de aynı şekilde Benitez. Takımı 4-2-3-1 oynatırken, elinde tek forvet olarak Torres varken, 3'lünün ortasında da Gerrard'ı oynatırken 24 milyon avro verip bir insan neden Keane'i transfer eder? Geri zekâlılıktan başka nedir bu yahu? O zaman da yazmışım, linkleri yan tarafta mevcut; Keane'i nerede oynatacaksın ey Rafa Benitez? Tek forvet mi? Olmaz, Torres var. Kanatlarda mı? Olamaz, çünkü Keane orada asla ve kat'a oynayamaz. Tek seçenek forvet arkası ama orada da Gerrard var. Diyelim ki oraya koydun Keane'i, Gerrard ne olacak? Çift ön liberodan birine koyamazsın zira Alonso ve Mascherano var. Sağ açığa koyamazsın, orada oynadığında verimliliği üçte bire düşüyor, ayrıca Kuyt var. O halde Keane'i niye alırsın be adam? Her şey o saçma sapan transferle başladı işte.

Sadece o mu? 19 milyon verilen Babel o zamanlar belki gelecek vaat ediyordu ama 19 milyon eder miydi? İşte, hiçbir şey olmadı adamdan, bunu ben mi göreceğim? 10 milyon verilen Riera, 9 milyon verilen kazmalar kazması Dossena, 20 milyon verilen Aquilani'ye ne demeli? Ya 2008 yazında 15 milyona Alonso'yu Fenerbahçe'ye satmaya çalışmasına? Alonso kabul etse şimdi Fener'de oynuyordu, 1 sene sonra 35'e giden adamı o yıl 15'e haraç-mezat satmaya çalıştı Benitez. Yerine kimi almak için peki? Gareth Barry! Alonso'nun sol bilmem nesi bile olamayacak bir oyuncu.. İşte Benitez futboldan dünyada en iyi anlayan menajer olduğu halde futbolcudan bu kadar anlamayan tam bir öküz. Ve kulübün parasını, 100 milyonunu saçma sapan şekilde sokağa attıktan sonra defoldu gitti takımdan ve Inter'in başına geçti. Hayat şimdi ona güzel, giren-çıkan hiçbir şey yok, Milano'da keyfine bakıyor. Olan da dünyadaki milyonlarca Liverpool taraftarına oluyor.

Liverpool'un 118 yıllık tarihinde kaç menajer görev yapmış biliyor musunuz? Sadece 17! Yani menajer başına neredeyse 7 yıl düşüyor. Ama kulüp tarihinde hiç olmayan bir şey olmalı ve bugünkü Blackpool skandalından sonra Hodgson ile yollar ayrılmalı. Sadece sonuçlar kötü diye değil, oynattığı futbol bu kulübün büyüklüğü ve gelenekleriyle hiç ama hiç uyuşmadığı için.. Kendisi kulübün çapını bilmediği, bilse bile ona göre hareket etmesini algılayamayacak ya da bunu da bilemeyecek kadar kifayetsiz olduğu için..

Tabii öncelikle camianın, Rafa onca para harcarken sırça köşklerinden bu israfı seyreden, sonra en yapılmayacak olanı yapıp onu gönderen, üstüne de tüy diker gibi Hodgson'ı getiren yönetimden, sahiplerden ivedilikle kurtulması gerekiyor. Evlerini mi taşlarlar, yollarını mı keserler bilmem; taraftar kulübünü bu şerefsizlerin elinden geri almalı. Gerisi ondan sonra düşünülür...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Fenerbahçe - G.Birliği

Önce G.Birliği'nden başlamak lâzım bence. Geçen seneki o Pektemekli, Kaheli, Harbuzili, Burhan Eşerli taş gibi takıma ne oldu? İstanbul'a deplasmana geldiğinde ev sahibi büyükleri bile diriliği, mücadeleciliği ve temposuyla ürküten o takım gitmiş, yerine tekme atmaktan ve 10 kişiyle savunma yapmaktan başka bir şey düşünmeyen kazmalar ordusu bir topluluk gelmiş. Kahe'nin, Burhan'ın, İlhan'ın ve Pektemek'in yerine oynatılan oyuncuların hiçbiri bu isimlerden daha iyi değil. Bu ve sürekli tekme atan zavallı görüntüleri yetmiyormuş gibi bir de Alex'in müdahalesinin olmadığı ve hakemin faul verdiği pozisyonda Aydınus'a "ayağımı kırıyo!!!" diye bağıran Murat Kalkan gibi şahsiyet yoksunu futbolcuları görmek, geçen yıl Doll ile birlikte herkesin sempatisini kazanan bu takıma hiç yakışmıyor.

Fenerbahçe'de ise Aykut Kocaman kendi kafasında ideal bir onbiri nihayet bulmuş görünüyor. Burada Dia'nın sol açıkta olduğu, sağ açığın bulunmadığı ve sağ kanat ataklarının Gökhan üzerinden yapıldığı enteresan bir saha dizilişi görüyoruz. Kasımpaşa gibi tamamen futbol oynamaya çalışan ve oyunu çirkinleştirmeyen bir takımdan sonra, oyunu çirkinleştirmek için her şeyi yapıp onbir kişiyle savunmada duran sert bir takıma karşı da galip gelip üstün oynamak önemli bir hadise. Önce bunu belirtmek istiyorum.

Tek tek baktığımızda takımın an itibarıyla en önemli oyuncusunun (Emre ile birlikte) Niang olduğunu açık şekilde görebiliyoruz. Sahada neredeyse yapmadığı hiçbir şey olmayan bu yok edici adam, yıllardır sol açık oynadığı gerçeğini tekzip edercesine inanılmaz bir nokta santrfor performansı gösteriyor. Bu roldeki bir oyuncudan beklenen "her şeyi" yapamıyor belki ama yaptıkları, bu kalitesiz lig için fazlasıyla yeterli. Avrupa kupalarında Alex-Niang ile oynasan ne olur, orası ise tartışmalı.

Bu akşam Orhan Şam'ın yakın ve sert markajında bunalan ama sağ kanada geçtikten sonra bulduğu geniş alanlarda etkinliğini yeniden ortaya koyan Dia ise yavaş yavaş ısınıyor takıma. Yalnız ilk yarıda gerçekleşen bu kanat değişimi esnasında sola geçen Topuz'un, 40. dakika civarında elini kolunu sallayarak bindirme yapan Orhan'ı kovalamaması Kocaman'ın dikkat etmesi gereken bir mesele. Topuz zaten sağ kanat oyuncusu bile değilken onu bir de sol çizgide görevlendirmek tam bir saçmalık. Orada hücum anlamında bir üretkenlik ortaya koyması mümkün değil ama yerini yadırgadığı için savunma özelliklerini de gösteremiyor.

Fenerbahçe takımının iştahı, iki farkı yakalayana kadar gayet iyiydi, bu önemli. Ondan sonra oyunu rölantiye alması ise gayet normal ve kaçınılmaz bir olay ve zaten bilinçli olarak yaptıkları bir şey bu. Hatta geçtiğimiz yıllarda oyunu devamlı kontrol etmeye çalışan ve her maç topa rakibinden daha fazla sahip olan Fenerbahçe'nin, skor avantajını elde ettikten sonra topu bile rakibe bırakıp sinsi şekilde kontra atak aradığına çok kez şahit olacağız. Bu konuda Dia gibi inanılmaz bir silah ve Alex gibi bir pas ustasına sahip olduğunu düşünürsek, çok da mantıksız değil. Mamafih düşünce ayrı, uygulama ayrı bir olay.

İkinci yarıda ise Selçuk'un sakatlanıp oyundan çıkmasıyla birlikte iki yıldır hayal ettiğimiz bir şeyi görme fırsatına kavuştuk: Savunmanın önündeki ikili olarak Topuz-Emre ikilisi.. Topuz'un oyun bilgisi zayıf, oyun zekâsı düşük vs. ama fizik gücü, ikili mücadelelerdeki üstünlüğü gibi hasletlerini de kimse inkâr edemez. Performansına gelince, vasatı aştığını söyleyemeyiz; önemli ikili mücadeleler, kilit paslar vs. görmedik. Ama bence orada denenmeye mutlaka devam edilmeli. Sağda Dia, solda Andre Santos (!), ortada ise Topuz-Emre ikilisinden müteşekkil bir dörtlü gördük ikinci yarının başında bu vesileyle. Aslında Kâzım'ı da alabilirdi oyuna ama sanırım bir sol kanat oyuncusu sokarak Dia'yı sağa atmak istedi Kocaman.

Emre'ye ise artık her Fenerbahçe maçında ayrı bir paragraf açmak elzem oldu. Her türlü hareketiyle ülkenin en antipatik futbolcularından biri olan ve hiç sevmediğimiz bu isim, sahadaki duruşu, liderliği, takımı ateşlemesi, azmi, enerjisi, mücadelesi, oyun zekâsı vs. ile hakikî futbolseverleri resmen "büyüleyecek" bir performans sergiliyor. Saygı duymamak gerçekten de mümkün değil. Fenerbahçe açısından sezon boyunca yaşanacak en büyük felaket, Emre'nin uzun süreli olarak sakatlanması olabilir. Gökhan'ın bile, onu kısmen aratmayacak bir yedeği var artık ama Emre sadece Fener'de değil, Türkiye'de alternatifsiz bir oyuncu. Ülkenin şu anda açık ara en iyi oyuncusu. İkamesi olan tek bir isim bile yok.

Bu arada üçüncü golde Niang'ın uzun pası; Gökhan'ın deparı, kontrolü ve asist pası tek kelimeyle muhteşemdi. Gökay gibi son derece yetenekli bir genci bir lig maçında (kısa süre de olsa) seyretmenin keyfini ise tarif etmenin imkânı yok.

Neticede Fenerbahçe skor avantajını erken sağladığı zor olmayan bir maç oynadı. Bence takımın görüntüsü hâlâ güven vermiyor ve istikrarsız bir hüviyette ama bu haftanın da 3 puanla atlatılması, sadece bu hafta özelinde güzel bir olay.