4 Şubat 2009 Çarşamba

En iyi 5 Martin Scorsese filmi


1. Raging Bull (10)
1980

2. Goodfellas (10)
1990

3. After Hours (9.5)
1985

4. The Age of Innocence (9)
1993

5. Taxi Driver (8.5)
1976

Diğer: Mean Streets (8.5), Kundun (8), Gangs of New York (7.5), The Departed (7.5), Shutter Island (7), The Aviator (7), Bringing Out the Dead (7), The Last Temptation of Christ (7), The King of Comedy (7), The Color of Money (7), Casino (6.5), Who's That Knocking at My Door? (6.5), New York New York (6.5), Boxcar Bertha (6.5), Cape Fear (5.5)

Arshavin ne yapar?

Yılan hikâyesi tabirini fazlasıyla hak eden bir süreç mutlu sonla bitti ve Rus futbolunun süperstarı nihayet muradına erdi. Real, Barca gibi takımlarla da adı anılmıştı ama Arshavin artık Arsenal için oynayacak. Arsenal hakkında sezon başından beri söylediğim küçümseyici sözlerde de azalma olabilir böylece. Zaten Wenger de bu transferle işin çoluk-çocukla olmayacağını anlamış görünüyor. Aslında Aston Villa'ya bakınca biraz geç kaldığını da söyleyebiliriz zira Şampiyonlar Ligi bileti Birmingham'a gitti, gidecek. Ve eğer bu olur ve Arshavin de Wenger'i kurtaramazsa söz konusu başarısızlığın hesabı çok kötü sorulur kendisine, sorulmalıdır da. Hani ülkemizde meşhur laftır ya, "birileri giydiği formanın ... forması olduğunu hatırlatmalı" diye; işte Wenger'in durumu da o hesap. Koskoca Arsenal'i bebeleri yetiştirip satan kişiliksiz bir kulüp yapmaya çalışıyor sanki Fransız ama süreç buna izin vermiyor işte.

İnanılmaz bir teknik kapasitesi, oyun zekâsı ve sürati olan Arsavin'in Adebayor ile "rüya" bir ikili olacağını düşünüyorum ben. Sattıracağı formalar, tribünlere çekeceği seyirci vs. ile geri dönüşü olmayan bonservisinin bir kısmını geriye döndürecektir zaten. Bunun dışında bence Eduardo'nun bile yıldızlaştığı bir ligde gerçek bir star olarak kısa sürede sivrilecektir. Maç kazandıran bir adam çünkü o. Bazen sıkışan oyunlarda kaybolup gidebiliyor ama genel performansı gerçekten de inanılmaz. Oynayacağı günleri merakla bekliyoruz.

Liverpool ve Rafa

Liverpool'un menajerler konusunda ciddi bir problemi var. 90'lı yılların sonundaki Fransız devriminden gaza gelip görev verdikleri Houllier zaten dingin zihin sahibi, etkisiz bir insandı. Onunla geçen 5 yıl olumlu adımların atıldığı ama lig şampiyonluğunun çok uzağında geçirilen bir dönemdi. Ama lig hariç mücadele edilen diğer 5 kupanın birden alındığı o unutulmaz sezon için hâlâ kendisine müteşekkiriz, ayrı konu.

Rafa ise bize Şampiyonlar Ligi gibi ulaşılması imkânsız gibi görünen bir hediye verdi, sırf bunun için bile başımızın tacıdır kendisi, bu da ayrı konu. Ama ligdeki zafer onunla da asla gelmeyecekmiş gibi görünüyor bana. Eğer bir mucize olur da gelirse bu, rakiplerin resmen aptallığıyla olabilir. Ki herkes aptal olsa da en azından Ferguson isimli tilkinin olmadığını biliyoruz, 15 yıldır acı bir şekilde öğrendik bunu. Nitekim 1-0'lara bağladığı maçlarla sessiz sedasız gelip zirveye oturdu, eksik maçını da alırsa 5 puan fark yapacak şimdi United. Çıldırmamak mümkün değil.

Peki Benitez'in suçu ne? Öncelikle Fener bahislerinde sürekli vurguladığım konu olan "kaynakların verimli kullanımı" diyebiliriz. Bir insan evladı bir futbol takımını yönetiyorsa, biz CM oyununda bile sanki para bizim cebimizden çıkıyormuş gibi hassas davranıyorsak, gerçek hayatta takım yöneten kişilerin birazcık (!) daha hassas olmasını beklemek herhalde hakkımızdır. Ama Rafa'ya bakıyoruz mesela, Riise'yi 5 milyon Euro bonservisle satarken, dünyanın en kazma sol beklerinden Dossena'ya 10 milyon verebiliyor. Kardeşim babanın parasını mı harcıyorsun? Mesela bir Vederson'dan, Hakan Balta'dan daha iyi olmadığı gün gibi açık olan; şahsen benim 2 milyon bile vermeyeceğim bir kazmaya nasıl kulübün 10 milyonunu bağlarsın yahu? Hiç mi utanmıyorsun, hiç mi seyretmedin bu adamı sen Udinese'de?

Sonra Riera var. Bire birde adamını asla geçemeyen, çabukluğu olmayan, topa inanılmaz vurup çok iyi orta yapan 28 yaşında bir oyuncu. Ve Benitez bu arkadaşa da 10 milyon Euro verdi, inanabiliyor musunuz? Hepsinden rezili de Keane'e verilen 30 milyon Euro elbette. Bir kere pivot özelliği olmayan, yüzü dönük forvet olarak dünyanın en iyisi Torres var elinde; onun yanına millî takımdaki partneri Villa gibi sırtı dönük top saklayabilen, organizasyon yaratabilecek birinin alınması gerekirken, gidip aynı paraya Torres'le neredeyse aynı tipteki Keane'in alınması tam bir teknik adamlık skandalı. Bunu zaten bu sayfalarda yazmıştım. Şimdi bir de 7-8 milyon zararla geri verdi Keane'i, allah seni bildiği gibi yapsın arkadaş, ne diyeyim bilmiyorum.

Ben şu hâlimle Liverpool'un menajeri olsam bu kadar saçma transferler yapmam, ama Benitez bol buldu parayı, neresine süreceğini şaşırdı herhalde. Bir de son 12 maçın 7'sinin berabere bitmesi var. İlerde top saklayıp hücumlara pivot olabilen bir forvet de hâlâ yok takımda. Bunun sıkıntısı o kadar bâriz görülüyor ki, nakış gibi yapılan o paslar galibiyetlere ve yaratıcılığa yetmiyor ne yazık ki.

Şimdi sözleşme yenilemeye yanaşmıyormuş Benitez. Bir söylentiye göre de Real ve Atletico kendisi ile ilgileniyormuş. Bence de misyonu tamamlanmıştır İspanyolun bu kulüpte. Gideni aratmayacak "winner" bir teknik adam gelecekse gitmesi en hayırlısıdır. Şampiyon olunsa da bu böyle bence. Liverpool hayalleri kuran Mourinho olabilir mesela, başka bir isim de gelmiyor aklıma. Neticede bu, kulübü yönetenlerin işi.

3 Şubat 2009 Salı

Tümer Metin'den...

Tümer Metin Fenerbahçe ile sözleşmesini fesh edip Larissa'ya döndü bilindiği gibi. Şimdi yurt dışındaki hizmet süresini 3 yıla tamamlayıp bedelli askerlikten yararlanmak için 2.5 sene gurbette kalacak. Gider ayak bir takım açıklamalar yapmış bu arada. Ben Tümer'i hiçbir zaman sevmedim ama dobralığını hep tuttum. Aslında açıklamalarına bakıldığı zaman bir takım çelişkiler okunabilir, Tümer gibi birinin güvenilirliği de sorgulanabilir ama takımdaki yabancılarla ilgili olarak söyledikleri gerçekten de ilgi çekici. Sezon başından beri Carlos, Deivid, Edu ve Alex'in ruhsuzluğuna küfredip hepsinin takımdan gönderilmesi gerektiğini yazıyorum, malûmunuz. Sonuçta bu kadar ruhsuz adamı bir araya toplayan başkan birinci suçludur, o ayrı ama hep söylediğim gibi geçen yıl Sami Yen'deki maçı her hatırlayışımda bu çingenelere dalmak geliyor içimden. Tümer'in sözlerine bakınız:

"Son 100. yıl şampiyonluğunda Rüştü, Tuncay, Ümit ve Tümer gibi Türk oyuncuların olayı sahiplenmesi, olaya sahip çıkması başka bir boyuttaydı. Bence şu anda Türk olarak Fenerbahçe'de o ağabeyliği yapacak kimse yok. Zaten yabancılar da buna müsaade etmiyor. Bunu net bir şekilde söyleyebilirim. İçerideki yabancıların çok duyarlı olduğunu düşünmüyorum ben. Geçen sene kaybedilen bir şampiyonluk maçı izledim, Ali Sami Yen'de Galatasaray'a karşı; böyle bir şey olamaz. Maçtan sonra soyunma odasını da gördüm. İki gün sonra antrenmandaki halleri de biliyorum. Türkiye'de işler böyle değil. Yabancıların bakış açısı; Türk futbolcuların yaşadığı duygusallıkla, Türk futbolcusunun sosyal hayatta yaşadığı sıkıntılarla, yaşadığı zorluklarla eşdeğer değil ve olamaz da. Nihayetinde sezon bittiğinde adam alıp bavulunu ülkesine gidiyor. Biz burada kalıyoruz ve kaybedilen şampiyonluğun verdiği bütün sıkıntıları bu ülkede yaşıyoruz."

O maçta Alex'in maç 0-0 iken kaleciyle karşı karşıya kalıp dünyanın en ruhsuz vuruşunu yaptıktan sonra burnunu silerek, bilmem neresini sallayarak arkasını dönüp gidişini hatırlayan herhangi bir Fener taraftarının; 1000 gol, 2000 asist de yapsa böyle bir adamı içine sindirmesi mümkün değildir. Bunu da ben söylüyorum. Sezon başından beri bana Alex'i savunan kardeşlerim takım içinden yükselen bu sese, "2 gün sonra antrenmandaki halleri de biliyorum" diyen bu sese kulak versin biraz. Ricamdır.

'Kupa beyi' elendi

Sivas'ta, lig maçındakine oranla çok daha iyi görünen bir zeminde oynanan Sivas-G.Saray kupa maçı gerçekten de nefesleri kesti. Yaklaşık 15 (!) eksikli G.Saray'ın, rakibe beraberliğin bile yettiği bir ortamda seriden mağlup ayrılması sürpriz değil belki ama, ilk golü atarak maçın başında öne geçmesi gerçekten de sürprizdi benim için. "Sivas'ın büyük maç sendromu geri mi döndü?" diye düşünürken yeni transfer, kaliteli kumaş Kamanan'ın inanılmaz füzesi ile maça eşitlik geldi. 120 dakikaya baktığımızda ise bunca eksiğine rağmen G.Saray'ın oynadığı futbolun müthiş olduğunu düşünüyorum. Sezon başında kurulan kadronun ne kadar (ligde açık ara) iyi olduğunun kanıtı bu oyun. Her ne kadar hem topla oynama hem de pozisyon açısından denk bir maç olsa da sonuçta sahaya çıkan kadrolar doğrultusunda söylüyorum bunu. Yoksa Sivas'ın başarısı da asla küçümsenecek gibi değil. Artık övmekten yoruldum onları.

Neticede 31 senelik hayatımda Türkiye Kupası'nın ebedî sahibi diyebileceğim kadar çok şampiyonluğunu gördüğüm bir takım elenmiş oldu. 5 yaşındaki hayal meyal hatırladığım şampiyonluğu Fener'in tekrarlayıp tekrarlamayacağını, hakemlerin buna bu kez izin verip vermeyeceklerini Beşiktaş eşleşmesinde göreceğiz; yarı finalde ya da finalde...

Beckham dersleri, almasını bilene...

David Beckham Milan'a transfer olduğunda herkes bunun "reklam" tandanslı bir operasyon olduğundan dem vurmuş, birkaç yüz bin (!) forma sattıktan sonra Milan'ın bu oyuncuyu göndereceğini zannetmişti. Ama Beckham'ın dünyadaki "yıldız" imajının tam aksine, mesela CM oyununda "hard working midfielder" olarak geçen, profesyonellik abidesi bir sporcu olduğunu kimse hesap etmiyordu. Beckham Milano'ya gitti, inanılmaz bir çalışkanlıkla idmanlarda kendini gösterdi, takımın baklava orta sahasında (hem de Gattuso'nun yerinde!) formayı aldı ve bir daha da çıkaracağa hiç benzemiyor. İnanılmaz bir profesyonellik hikâyesi bu. ABD'ye gittikten sonra dünya futbol piyasasının unuttuğu gerçek bir yıldızın, kendi muhteşem kariyerine olan saygısından beslenen bir isyan çığlığı adeta. Milan şimdi bonservisini almaya çalışıyor onun. Sahip olduğu bir değerin yeniden elmas gibi parlaması nedeniyle kanımca bu işteki en kârlı taraf olan LA Galaxy takımı bakalım ne diyecek bu işe.

Ligde 18. haftanın görünümü

Lider Sivas, Kayseri deplasmanından fena sayılamayacak 1 puanla dönmeyi başardı. Aslında zevksiz maçın tam hakkı da beraberlikti ama son dakikada Balili'nin volesi köşeye gitse galibiyet de gelebilirdi. Sağlık olsun. Neticede kendi sahasında oynadığı tüm maçların mutlak favorisi olan bu takım, böyle zor deplasmanlarda kaybetmez, nispeten kolay olanlarını da kazanırsa kesinlikle şampiyon olacaktır. Hesap basit ve bundan ibaret.

Kayseri ise hücum açısından tam anlamıyla skandal bir takım. Devre arasında iyi bir 9 numara bulabilirlerse, Aghahowa'dan da kurtulurlarsa ikinci yarıda ciddi bir çıkış yapabileceklerini yazdım. Ama onlar mesela takım değiştiren eski oyuncuları Iglesias'ı bile almayı düşünmediler. Karakter olarak dejenerasyon seviyesi son derece yüksek olan hocaları da bu haftaki gibi gerçek yüzünü gösterdiğinde, takımdaki problemlerin zannettiğimizden daha derin olduğunu anlıyoruz.

Trabzonspor Ankara deplasmanından muhteşem bir galibiyetle dönerken şampiyonluğun en güçlü adaylarından olduğunu kesin olarak gösterdi. Alanzinho da intibak ettiğinde son haftaya kadar şampiyonluğu kovalayan bir takım göreceğiz. Yattara'dan %50'nin üzerinde bir verim bile alabilseler çok daha farklı bir görüntü çıkabilir ortaya, bunu da hatırlatmak iserim. Bunun yanında Selçuk'un ve Colman'ın formu giderek yükseliyor, onlar adına bu da sevindirici.

Ankaraspor ligi ilk 5'in dışında bitirecek, Kayseri'nin hâline bakınca yüksek ihtimalle 6. Kadro kalitesi bir Anadolu takımına göre çok yüksek ama taraftar ve camianın minörlüğü yüzünden ciddi bir konsantrasyon ve motivasyon sorunu yaşıyorlar. Buna karşı da yapabilecek bir şey yok maalesef.

G.Saray vasat oynadığı Denizli deplasmanından kolay bir galibiyetle çıkmayı başardı. Kadrosundaki sakatlıklar düzelse Sivas ve Trabzon'un toplamı kadar bir kaliteye sahipler ama sakatlar düzelirken öte yandan yenileri ortaya çıkıyor. Yine de sahaya çıkan oyuncuların vasat bir gayreti, rahat galibiyetler için yetiyor bu kalitesiz ligde.

Fenerbahçe için ne yazayım bilmiyorum. Şu iğrençlik abidesi başkandan kurtulduğumuz günleri göreyim, başka bir şey istemiyorum. Hayatımda (Demirören hariç) bu kadar itici, bu kadar sevimsiz bir insan görmedim futbol camiasında. Ama söylenenlere göre karşısında kim çıkarsa çıksın seçimdeki galibiyeti kesinmiş. Eğer yeniden başkan olursa Fenerliliğimi dondurmayı bile düşüneceğim. Bir başka postta bu hususa değiniriz.

Beşiktaş'ın hâline ise üzülüyorum. Bu başkan ve teknik direktör ile gelecek fazlasıyla karanlık. 2 haftada ite-kaka alınan 2 galibiyetle bir anda havaya girdiler, hâlâ taraftarı keriz yerine koymaya çalışıyorlar. O taraftara sabır diliyorum.

30 Ocak 2009 Cuma

Ligde 17. haftanın görünümü

Lider Sivasspor, inanılmaz gidişatını G.Saray karşısında da sürdürmeyi başardı. Sezon başından beri bu takımın şampiyonluk şansının çok yüksek olduğunu yazıp durdum ve şimdiye kadar bu görüşe sahip olanları mahçup etmediler. Bir Fenerli olarak Fener'in şampiyonluğundan bile daha fazla istemeye başladım bunu. Türk futbol tarihinde bu kadar büyük bir başarı bence hiç yakalamadı. Domestik başarıları alırsak zaten yok da, yurt dışındakileri saydığımızda bile bence ilk sırada bu gelir. Çünkü (Türkiye Kupası maçında da gördüğümüz gibi) Sivas sadece tek bir rakibe karşı mücadele etmiyor. Hakemler, yardımcı hakemler, federasyon, medya vs. hepsine karşı savaşıyor. 2 gün önce Sami Yen'de resmen dayak yediler rakip takımdan. Hiç utanması olmayan da bir hakem müsveddesi vardı sahada ama son dakika golü olmasa orada da kazanacaklardı. Aklım hayalim almıyor, bu imkânlarla yazılan bu destanı hayranlıkla seyrediyorum.

İkinci Trabzon ise Fener deplasmanında son derece sağlam bir duruş sergiledi. Gerçi abartıldığı kadar ezici bir durum yoktu, en azında pozisyonlar açısından böyle ama oyun olarak ikinci yarı resmen tek yarı sahaya döndü iş. Trabzon takımı şimdi Alanzinho ile anlaşarak bağıra bağıra söylediğim bir hamleyi (5 ay gecikmeyle) nihayet gerçekleştirdi. Somut anlamda böylesine teknik bir sol açık sanılandan çok daha büyük bir katkı yapacak takıma ama mesele bu oyuncuyu kullanmak olduğu kadar Yattara ile onu "idare edebilmek"te. Eğer Ersun Yanal bunu başarırsa son haftaya kadar aynı iddia ile giderler bence. Tabii zor maçlarda takımdan kesilen oyuncunun Gökhan olması lâzım, bakalım bunu yapabilecek mi Yanal.

G.Saray, Sivas deplasmanında terbiye yoksunu bir takım olmanın cezasını çekti. Hak ettiği halde bu cezayı çekmedikleri o kadar maç var ki, çoğu arkadaşımız aramızdaki sohbetlerde mesela Sivas maçının lafını bile etmiyor bu yüzden. Türk futbolunda son 15 yıldır en çirkef, en edepsiz, en antipatik futbolcuların %90'ı G.Saray'dan çıktı, bunu herkes kabul ediyor. İzan sahibi G.Saray taraftarları bile tiksiniyor mesela Sabri'den. İlginç olan ise kulüpteki başıbozukluk. Zaten bu olmasa şu andaki kadroları ile bu ligde 20 puan fark yapmaları gerekir ama kifayetsiz başkan ve ne idüğü belirsiz menajerleri ile dingonun ahırına benziyor kulübün durumu. Arda bile resmen sapıtmış durumda. Şu inanılmaz kadronun sezon sonundaki akıbetini merakla bekliyorum. Eğer bir hezimet yaşanırsa camianın bu başkana ne yapacağını da...

Fener tarafı Trabzon karşısında ikinci yarıda düşülen durumlardan dersini alır mı, hiç zannetmiyorum. İlk günden beri yazdığım gibi bütün sorun Alex-Guiza ikilisinde ve bu ikisi ile şampiyonluk hayal bile değil. Ben hayal etmiyorum mesela. Hatta ikincilik bile mucize. Sezon sonunda görürüz ama bu ikilinin forvette olduğu bir takım midemi bulandırıyor. Pek çok aklı selim tafaftar da bu kanaatimi paylaşıyordur. Zaten Guiza ilk kez yuhalandı oyundan çıkarken. Ha, onun ne suçu var denirse cevabım şu olur: Suçu var çünkü tek forvet oynayamayacağından bihaber bir kendini bilmez Guiza. "Ben Mallorca'da da böyle oynuyordum zaten" diyecek kadar şaşırmış. Hocasına gidip "beni harcıyorsun, Alex'siz G.Saray'ı (Semih ile beraber) ne yaptığımızı gördün; ikimizi birlikte oynat" demiyorsa bence burada futbolcu da suçludur. Ha, bunu dersin, hoca dinler veya dinlemez, o ayrı. Bence bunu demeyen her tecrübeli ve kredi sahibi futbolcu suçludur, başta Carlos olmak üzere.

Beşiktaş için ne yazayım bilmiyorum. Mustafa Denizli hakkında düşündüklerim malum ve sezon sonunda çok haklı çıkacağımı ben biliyorum. Ama olan da taraftara oluyor bu arada. Demirören ve Denizli'den kurtumaktan başka bir çare yok. Başta taraftar olmak üzere tüm camianın bunu anlaması gerekiyor.

Ankaraspor, Konya karşısında muhteşem bir skor aldı tepeye tutunmaya devam ediyor. Ben bu hafta Trabzon'a da yenilmeyeceklerini düşünüyorum, eğer ekstra bir faktör ortaya çıkmazsa. Kayseri ise iki kelimeyle "hayal kırıklığı". Tolunay'ın çapı bu kadroya az geliyor diye düşünmeye başladım. Biraz bekleyelim.

16 Ocak 2009 Cuma

Ara transfer gelişmeleri

Beşiktaş'ın Yusuf'u transfer etmesi kelimenin gerçek anlamıyla bir skandaldır bana göre. Ha, başarılı olur mu, olması imkânsız değil. Ama önemli olan da başarılı olup olmaması değil. Türk futbol tarihinin gelmiş geçmiş en rezil, en skandal başkanı olan Demirören'in taraftarı nasıl da salak yerine koyduğunun son göstergesi bu transfer, bu önemli. Ama kılıçla yaşayan kılıçla ölür demişler, Demirören'in Türk futbolundan ebediyen silinmesi de yakındır bence. En azından ümit ediyorum bunu.

Öte yandan Delgado'nun bu ülkedeki en iyi futbolcu olduğunu ısrarla belirten Mustafa Denizli'nin bu transferi bizzat istemesi başka bir kepazelik. Denizli'nin nasıl da günü kurtarma heveslisi, eski kafalı ve demode bir futbol adamı olduğunu mütemadiyen söylüyorum. Sezon sonunda o da Türk futbol ortamından ebediyen silinecektir.

Fenerbahçe'de ise Emreciksin dışında bir transfer yapılmadı. İç transfer görüşmeleri ise sürüyor. Bu kendini bilmez başkanın, Alex gibi artık miadını doldurmuş bir emekliye kaç para vereceğini merakla bekliyorum. Her hâl-i kârda bir kâbus gibi camianın üzerine çöken Aziz Yıldırım'ın kongrede (bir daha dönmemek üzere) gitmesini ve Sadettin Saran'ın başkan olmasını istiyorum. Bu konudaki ayrıntılı yorumları önümüzdeki günlere bırakalım.

G.Saray'ın zaten transfere ihtiyacı yok. Bu blogu açtığım günden beri yazıyorum, açık ara ülkenin en iyi kadrosu onlarda. Sakatlar iyileşince şampiyonluğun en büyük favorisi olacaklardır. Sivas maçı çok önemli elbette.

Sivas ise Kamanan diye bir forvet transfer etti. Neticede kadronun kırılganlığını azaltıp derinliğini arttıran bir hamle bu, bence olumlu. İnşallah ligi şampiyon olarak bitirirler diyeceğim. Onlar için de G.Saray maçı geçen yılki stresi atlatıp atlatmadıklarını göstermesi açısından büyü bir sınav olacak. Ben maçı kaybetmeyeceklerini düşünüyorum.

Trabzon'dakiler ise yine bu blogu açtığımdan beri yazdığım şeyi nihayet anladı ve sol açığa bir oyuncu arıyorlar. Bayern'den Sosa'nın ismini gördüm bir gazetede, eğer onu kiralayabilirlerse inanılmaz bir iş yapmış olurlar. Ne olursa olsun sol tarafa bir adam muhakkak alınmalı.

Bilgisayarım hâlâ tamirde, bu yüzden lig başlayana kadar aralıklarla yazarak ikinci yarıya sağ-sağlim girmeyi umuyorum. Takip edip hatrımızı soranlara teşekkürler...

8 Ocak 2009 Perşembe

Uzun ara için özür

Bilgisayarımın bozuk olması ve de 1 haftalık iş toplantısı yüzünden post yazamıyorum. 1-2 gün içinde dönmeyi umuyorum. Takip eden bir avuç insandan özür dilerim.